Bu haber kez okundu.

Orada bir Erenköy var uzakta
Gitmesek de, görmesek de yahut senede bir defa Aralık ayında ancak denizden gidebilsek de o Erenköy "bizim Erenköyümüz"dür. ~|~ Yıl 1963 veya 64? Mevsim, kış başlangıcı?Yer Ankara'da Siyasal Bilgiler'in Öğrenci Yurdu.
Bir gece sivil giyimli bir binbaşı gelir ve yemekhanenin bir köşesinde Kıbrıs'lı öğrencilerle fısıl fısıl konuşur.
Ertesi gün Kıbrıs Türk'ü bütün öğrenciler gözlerini bile kırpmadan okuldan, yurttan ve yemekhaneden "yok olurlar".
Kendilerine verilen talimat; Ankara Garı'nın karşısındaki paraşüt kulesinin dibinde filan saatte hazır bulunmalarıdır. Filan saatte oraya iki askeri kamyon gelecektir, kimseyle konuşmadan, tek lâf etmeden o araçlara atlayıp bir yerlere gideceklerdir.
Giderler..

Önce sıkı bir askeri eğitimden geçirilirler.
Sonra kürekli?motorlu?yelkenli teknelerle Anamur'dan Erenköy'e doğru yola çıkarlar.
Erenköy Kıbrıs'ın Türklerle meskûn olup da hem denize kıyısı olan ve hem de Türkiye'ye en yakın olan köyüdür.
Makarios; 1960 Antlaşmaları ile kurulan Cumhuriyet'te iki kurucu ortaktan biri olan Türklerin haklarını askıya alıp Grivas da toplu soykırıma başlayınca Türkiye bir şeyler yapmaya karar verir ve görev; memleketin genç üniversiteli evlâtlarına düşer.
10 kişiye üç piyade tüfeği, her tüfeğe iki şarjör mermi.
"Erenköy Mücahitleri" Rum'a böyle direnirler. Şehitler verirler.
Adları Hüseyin'dir, Taner'dir, İlkay'dır, Lemi'dir, Çavlan'dır..
Geçen hafta, yâni 16 Nisan 2006 günü Girne Çatalköy'de bütün bir öğleden sonra dışarıda oturup tam 42 yıl öncesinin anılarını paylaştık.
Paraşüt kulesinin önünde başlayan anıları.
Ercan'dan kalkıp Beşparmaklar'dan Türkiye'ye yönelen uçaklar üstümüzden geçiyorlardı.
Önümüzde deniz, arkamızda dağlar vardı. Mevsim akşama kadar beş kere değişti. Ceketleri?kazakları bir alıp bir çıkarttık.
Yan tarafta oturan hanımlar nihayet "Yetti artık sizin bu Erenköy hikâyeleri" diye takıldılar.. "Kırk yıldır bıkmadınız mı?".
Adları Hüseyin'di, İlkay'dı, Lemi'ydi, Taner'di, Çavlan'dı..
Yahut başkalarıydı.Hasan'dı, Ahmet'ti, Kemal'di.
Ama gerçek şu ki KKTC'de halen hayatta olan neslin 50?80 yaş arası mücadeleyi bizzat yapan nesil.

Hepsi belli görevler üstlenmişler, şimdi emekli olmuşlardı..
Ama aramızdaydılar, yaşıyorlardı, mücadelenin, mukavemetin canlı tanığıydılar.
Kazanımlarını, edinimlerini, mücadelelerini sonraki nesle ne kadar aktardıkları yahut doğru aktardıkları konusunda şüphelerim var.
Anlatmış olsalardı 24 Nisan 2004'te "Rum'a yama mı olacaksın?" referandumunda kuzeyden % 67 evet çıkmazdı.
Bu % 67 evet; mantığa, tarihe ve gerçeklere aykırıdır.
Bakın Ata Atun, Halkın Sesi'nde 10 Nisan 2006 günü ne yazdı:
"Yıllardır Kıbrıs sorununa Kıbrıs dışındaki güçler müdahale ediyor ve bize hep Rumlarla iç içe yaşamayı empoze etmeye çalışıyorlar.
Bu çözüm kendi kafalarına ve yaşam tarzlarına göre uygun olabilir ama bizim adamıza hiç uygun değil. Bu insanlar tarihi bile araştırmıyorlar. Geçmişimize hiç bakmıyorlar.

Asırlardır iki toplum arasında ne kadar evlilikler yapılmış bunu bile araştırmıyorlar. Eğer biz iç içe yaşayabilecek olsaydık hiç toplumlar arası evlilikler bu kadar az olabilirmiydi?
Bu evlilik oranı yıllar itibarı ile, bırakın 1974 sonrasını, bırakın 1963?1974 dönemini, bırakın 1960?1963 arasındaki kısacık iki buçuk yıllık Cumhuriyet dönemini, bırakın 1955?1960 arasındaki çatışma günlerini, bırakın 1878?1955 arası İngiliz'lerin Enosis hayallerini Rumlara pompaladıkları yılları, bırakın 1571?1878 yılları arasındaki Osmanlı dönemini, bırakın 1489?1571 Venedik dönemini, bırakın 1165?1489 Lüzinyan dönemini, hiçbir zaman binde yarımın (0,5/1000) üzerine çıkmadı.
Hayatımın son elli yılı Mağusa'da geçti ama karma evlilik yapan sadece ve sadece 2 aile tanıyorum. Üçüncüsü yok.
Ben bu güne kadar hiç Türklerle Rumların ortaklaşa oluşturdukları bir futbol takımı duymadım görmedim. Renkleri Mavi?Beyaz?Kırmızı olan bir spor takımı hiç olmadı. Rumların futbol takımları ve ligleri ayrı, bizimki ayrı oldu.
Ben hiç köylerde ortak kahvehane görmedim. Kahvehaneler ya Rum kahvesiydi ya da Türk kahvesi. İnsanlarımız hep ayrı ayrı oturdular.
Ben hiç Rumlarla ortaklaşa kutladığımız bir bayram veya Kıbrıs'lılara mahsus ortak bir kutlama günü veya ortak bir tatil gününe rastlamadım, duymadım ve bu güne kadar da hiç yaşamadım.

1960 Kıbrıs Cumhuriyeti Kuruluş anlaşmasına göre resmi tatil günleri alt alta yazıldı. Bu resmi tatil günleri ya Rumlara ait bir milli günün tatil günüydü mesela 25 Mart Yunanistan'ın Osmanlılardan İstiklalini kazandıkları gün gibi, ya da 30 Ağustos, Rumların Türkler tarafından İzmir'de deniz döküldüğü gündü resmen kutladıklarımız. Yada bizimki Kandil kutlaması tatili, onlarınki paskalya yortusu tatiliydi.
Biri çıksın ve bana "aha şu gün Kıbrıs'lı Türklerin ve Rumların ortak tatili günü idi" desin lütfen. Hiç olmadı ki.
Hadi hepsini bir kenara bıraktım, biz Kıbrıs'lı Türklerin, Kıbrıs'lı Rumlarla ortaklaşa okuduğumuz bir okulda olmadı. Eğitimin Kıbrısça yapıldığı, çocukların aralarında Kıbrısça konuştuğu ve okulda okutulan kitapların Kıbrısça yazıldığı bir okul bu güne kadar hiç olmadı. Veya varda ben son yarım asırdır ben hiç duymadım.
Zaten Kıbrısça diye bir dil de yok.
Ortak okul konusunda sadece İngilizlerin 20.ci yüzyılın başlarında kurduğu ve İngiltere'den getirilen hocalarla ve İngiltere'de basılan İngilizce kitaplarla eğitimin yapıldığı İngiliz okulu vardı ki, öğrencileri Kıbrıs'ta oturan Rum, Türk, Ermeni, Maronit, Latin, Arap ve diplomatik misyonlarda görev yapan çok çeşitli ülkelerden gelen ailelerin çocukları idi. Bunu Kıbrıs'lıların ortak okulu diye dikkate almam olanaksız zaten.

Şimdi düşünüyorum da, niye bu Rumlarla ortak bir yanımız olmadığı halde bizi zorla ortak bir devlet kurmaya yönlendirmek istiyorlar. Amaç ortak bir Kıbrıs Devleti kurmak mı, yoksa bizi Rumların çoğunluğunu teşkil edeceği Üniter bir Kıbrıs Devletinde "azınlık" statüsüne sokmak mı?.
Sanırım hepimiz yanıtı biliyoruz.. "
Kapıların açılmasının üzerinden üç; referandumun üzerinden de iki yıl geçti.
"Bir evetle dünyaya bağlanacaklar" şimdi iktidar.
Ama KKTC hiçbir yere bağlanmadı.
İşin kötüsü Cumhurbaşkanı ile Başbakan arasındaki farklı görüşler de giderek keskinleşmeye başladı.
Başbakan 24 Nisan gecesi "Evet" şöleni yapıp Annan Planı için kutlamalar düzenlerken, Cumhurbaşkanı; "Annan planı değil, başka bir plan diyorlarsa, biz ad peşinde değiliz. Eğer sıfırdan başlamak istiyorlarsa ona da varız" demektedir.
Zaten Yunan Dışişleri bakanı Bakoyanni de, "Annan Planı tarih olmuştur" görüşündedir..

2006'nın Nisan ayında KKTC'de iki yıl öncenin kafa karışıklığından eser yoktu. Kavramlar doğru yerine oturmuş; "Evet"in peşinde koşanlar bile Rum tarafından bir şeyler çıkmayacağına, batının düşüncesinin değişmediğine ve Türkleri Anadolu ve Kıbrıs'ta oyalamakla meşgul olduklarına inanmışlardı.
Cumhurbaşkanı'nın; "Sıfırdan başlayabiliriz" noktasına gelmesi az şey değildir.
27 Nisan 2006 tarihli Yeni Düzen'de (CTP'nin yayın organıdır) Hüseyin Ekmekçi şunları yazıyor:
"İki toplumlu etkinliğe katılmak için Brüksel'e giden Kıbrıslı Türk sanatçılar, etkinliğin "tek vatan tek halk" adı altında AKEL etkinliğine dönüştürülme girişimini boykot ederek Brüksel'den ayrıldı. Aralarında tiyatro sanatçısı Osman Alkaş ve ses sanatçısı Umut Albayrak'ın da bulunduğu grup, dün Brüksel'i terk ederek yurda döndü. Sanatçılar, Hristofyas'ın da hazır bulunduğu etkinliğin AKEL'in şovuna dönüştürülme girişimlerine tepki gösterdi. "Embargoes" eylemi ile aynı güne denk gelen AKEL etkinliğinin de bilinçli planlandığı belirtildi. Bu arada bir başka şok gelişme de Larnaka Havaalanı'nda yaşandı. Brüksel'deki etkinliğe "eski sendikacı" adı altında davet edilen Kamil Tuncel, Hristofyas son anda Brüksel'e gitmeye karar verince uçaktan indirildi. Uçağa alınan Tuncel, onlarca yolcu arasından seçilerek uçaktan indirildi ve "Rum Meclis Başkanı ve AKEL Genel Sekreteri" Hristofyas uçağa alındı."
Evet'çi'lerin doğru yolu bulmaya başlamaları için demek ki Rumlardan sille yemeleri gerekiyormuş.

Meğer sınır kapılarında girene çıkana kuş gribi muayenesi, hamile kadınlara çeşitli kontroller yapılması gerekiyormuş.
Selimiye'nin civarı yeniden düzenleniyor, eski kapalı pazaryeri restore edilip lokantalar açılıyor. Biraz dikkatle Çiçek Pasajı haline dönüşebilir. Tam yeşil hattın üzerinde geniş otoparklar yapmışlar. Benim orada bulunduğum hafta içi akşamı restoranlardaki masalarda ikili?üçlü gruplar halinde hanımlar da erkekler gibi akşam yemeğine "dışarıya" çıkmışlardı.
İki farklı görüşün ilginç mücadelesine de tanık oldum.
Magosa Suriçi'nde ve Lefkoşa Selimiye civarında onarılan eski yapılara özenle ve kocaman harflerle "AB fonları ile onarılıyor" levhaları asılmış idi.
Bunlar "evetçi" belediyelerdi ve halka AB'den para geldiğini anlatmaya çalışıyorlardı.
Eski şehirlerin dışında yol?havaalanı?park?stadyum?üniversite?konferans salonu?yurt gibi büyük inşaatlarda ise "Bu projenin finansmanı Türkiye Cumhuriyeti tarafından sağlanmıştır" ibaresi yazılıyordu.
Bunu kimin yazdırdığını doğrusu merak ettim.
Tayyip Erdoğan duysa hemen kaldırttıracağından eminim.
Hayrettir, Akepe iktidarında Türkiye'deki gençleri kumara sürükleyen "iddaa" olgusu "Betoffice" kılığında KKTC'de de yaygın.

Her mahelle içinde neredeyse 6?7 betofis. Hepsinin içinde?önünde öğrenciler.. İngiltere'den naklen köpek ve at yarışı oynuyorlar.
Hükümet bir şey yapmıyor, çünkü ofis başına 20 bin euro yıllık vergi alıyor. Yarışların verildiği şifreli kanalların aylık ücreti de 1000 sterlin..
Ben oradayken öğretmenler sendikası gene grevdeydi. Sınavlar hep geri atılıyor, öğrencilerin geleceği tehlikeye giriyor.
Fakat durumun en veciz özetini gene grevci öğretmenlerin şu sloganı yapıyordu:
"Statüko'nun kılığı ve rengi değişti, baskılar değişmedi."
Halk CTP'nin iktidar nimetlerinden faydalanmaya başlamasını ilgiyle izliyordu.
Gerçeği öğrenmek için a)Rum ile b)AB'den yenen şamarla beraber belki de en etkili üçüncü yol; c) CTP iktidarının da denenmesiydi.

Ben bu kısa gezimden; eski mücahitler Osman Efe'ler ve Erenköy Mücahidi Mülkiyelilerin hayatta olmalarından büyük mutluluk duyarak döndüm.
İyi ki varlar.. Ama biraz gençlere de "anlatmaları" lâzım..
Rauf Bey bile Magosa Doğu Akdeniz Üniversitesi'ndeki panel öncesi yaptığımız kısa sohbette "Çizmelerinizi giyin artık" dediğimde; "Giyeceğim de, arkama dönüp baktığımda hep eski tüfekler var, gençler yok" dedi.
İşte "Mülkiye Cuntası" da 42 yıl önceki savaşını şimdi köşelerine çekilerek değil, gençlerin arasına girerek sürdürmeli.
Kurtuluş burada..
Hüseyin Mümtaz
/ Giresun Işık gazetesi
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100