25 Ağustos 2014 Pazartesi 00:08
1266 Okunma
Ortadoğu’da terör gerçeği

YENİ MESAJ/HABER-ANALİZ

IŞİD’in Amerikalı gazeteci James Foley’in başını uçurması, Batı kamuoyunda yankı buldu. Bu vakıadan sonra geçtiğimiz Cumartesi günü Washington’da ABD’nin IŞİD’e karşı Irak’ta başlattığı hava saldırılarının Suriye’ye ye de yayılması ele alındı. Hem ABD, hem de İngiltere, bunun yanı sıra Ankara’dan Batıdan gelen militanların Suriye’ye geçmesini engellemesini talep etti. Geçen hafta çok sayıda militan, Irak askeri üslerinde terkedilen ağır silahların da katkısıyla Türkiye-Suriye sınırının daha da büyük bir kısmında hâkimiyet kurdu. Türkiye’nin IŞİD ve benzeri örgüt militanlarına sınırlarını Batılı ülkelerin talepleriyle açtığı biliniyor. Hatta CIA’nın Adana İncirlik’te Beşar Esad’a karşı çatışmaya girecek militanları eğittiği medyaya yansımıştı. Şimdi Batı dünyasının IŞİD gerekçesiyle Türkiye’ye yüklenmesi, Ankara’nın Batılı sözde müttefikleri ile birlikte kazdığı çukura bizzat kendisinin düştüğü anlamına geliyor. Taşeronluğun sonucu bu… Malum taşeronlar bir süreliğine bir projede kullanılır, sonra görevlerine son verilir. IŞİD; Türkiye sınırını sadece militan geçişlerinde kullanmıyor. İngiliz Guardian gazetesinde dün yer alan bir habere göre, silah ve petrol ticaretinde de sınırımızı rahatlıkla aşabiliyor. IŞİD’e yurtdışından katılımların çok büyük bir bölümünün Türkiye üzerinden olduğu öne sürülüyor ve Türkiye rotasının militanlarca çok iyi bilindiği belirtiliyor. Türkiye’nin Avrupalılardan vize talep etmemesi de, yabancı militanların işini kolaylaştırıyor. 

Oysa gerçekler çok farklı

ABD’li yetkililer Gazeteci Foley’in başının kesilmesinin ardından IŞİD ile mücadelede örgütün tedarik yollarını kesmek için planlar yaptıklarını açıkladılar. Ancak bu çerçevede söylenenlerle gerçekte uygulamaya konulanlar arasında ciddi çelişki var. Bu çelişkileri şu şekilde ortaya koymak mümkün: 
* IŞİD ve Nijerya’daki Boko Haram, Somali’deki El Şahab gibi nevzuhur selefi anlayışa sahip örgütler olarak dikkat çekiyor. Bu örgütler İngilizlerin İslam dünyasında oluşturduğu Vahabi anlayışını temsil ediyor: Irak’ta, Suriye’de, Somali’de, Mali’de vesaire peygamberlere, Allah dostlarına ait türbeleri patlatıyorlar, muhaliflerin başlarını kesiyorlar. 
* Suudi Arabistan, 1925 yılında bu anlayış sonucunda Mekke’de Cennetül Mualla ile Medine’deki Cennetül Baki mezarlıklarındaki sahabilere ve evliyaya ait bütün türbeleri yıktı. Dahası Suudi Arabistan’da sadece bu Ağustos ayında 19 kişi kafası kesilerek idam edildi. İdamların gerekçesinin uyuşturucu ticareti olduğu söyleniyor ama bazı mahkûmların basit suçlardan idam edildiği savunuluyor. 
* Suudi Arabistan, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri ve Kuveyt’in Beşar Esad’ı devirmek için mücadele eden IŞİD militanlarına yüklü miktarda ödeme yaptığı biliniyor. 
* Peki, bütün bunları yapan Suudi Yönetimini kim koruyor? Ülkenin doğusunda Damman’daki Amerikan birliği koruyor. Bugün Suudi Arabistan’daki kraliyet yönetimine içeriden ve dışarıdan yönelecek tehditlere karşı Suudi Arabistan içindeki Amerikan askerleri alarmda bekliyor. 

Kim bu IŞİD militanları? 

IŞİD militanlarının Suriye’de galip gelemeseler de Beşar Esad güçlerine ciddi zayiat verdirdikleri bir gerçek. IŞİD, ABD Hava Kuvvetleri devreye girmeseydi Peşmergenin başkenti Erbil’e kadar ilerleyecekti. Gerçi bunun bir senaryo olduğu da dile getiriliyor. Peki, çok güçlü ve donanımlı orduların yapamadığını IŞİD bir çırpıda nasıl başarıyor? IŞİD militanları kimlerden oluşuyor? IŞİD militanları zannedildiği gibi İslam dünyası ve Batıdan gelen kısa bir süre eğitim almış ‘acemi savaşçılar’dan oluşmuyor. IŞİD militanları ağır silah kullanabiliyor. Bir orduda en az 2-3 yıl askeri eğitim almış bir uzman asker ancak bu ağır silahları maharetle kullanabilir. Bu durum bizi IŞİD militanlarının Batı ordularında ya da Batının işbirliği yaptığı bazı Ortadoğu ülkelerinin ordularında eğitim almış askerlerden ya da istihbarat örgütleri elemanlarından oluştuğu sonucuna taşıyor. Peki, ABD IŞİD’e neden saldırıyor? Bunun iki anlamı var: 1) Gerçeği gizlemek için... Yapılan hava saldırırları IŞİD’e çok fazla darbe vurmayacak şekilde hatta kara-hava koordinasyonu sağlanarak yürütülüyor. 2) IŞİD’in daha da büyüyebilmesi ve Ortadoğu’daki Amerikan (İsrail) politikalarının yerleşebilmesi için düşmana ihtiyacı var. Ortadoğu’da iş yapabilmek için zahirde ABD’den daha büyük bir düşman da yok.

Plan değişmedi

Peki, hedef ne? ABD’nin Irak işgalinin hemen ardından hayata geçirdiği, 30 Haziran 2004’te İstanbul’da yapılan NATO Zirvesi’nde resmileştirdiği Büyük Ortadoğu Projesi’nin (BOP) temel amacını ABD’nin bölgenin enerji kaynakları üzerindeki hâkimiyetini sürdürmesi; Ortadoğu’nun siyasi, ekonomik, kültürel ve toplumsal dinamiklerini elinde tutması ve İsrail’in hayat alanının genişletilmesi (Büyük İsrail) teşkil ediyor. Bu bağlamda gerekirse bölge ülkelerinin haritaları değiştirilecek. Irak’ın işgaliyle bu ülkenin haritası fiilen değişti, ülkenin kuzeyinde yarı Kürt devleti oluşturuldu. Suriye’de de harita değişikliği planlanmıştı ama henüz bu tutmadı. Libya’da da suların durulmaması, ülkenin doğusuyla (Bingazi) ile batısı (Trablus) arasında rekabetin şiddetlenmesi burada da harita değişikliği tartışmalarına yol açıyor.  

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100