Bu haber kez okundu.

Özbekistan nereye koşuyor?
Özbekistan, 5 Orta Asya Türk Cumhuriyeti arasında nüfus itibariyle en kalabalık olanı... Yaklaşık 22 milyon insan yaşıyor Özbekistan'da. Ama bu ülkenin en büyük özelliği Devlet Başkanı İslam Kerimov'un ismine hiç de yakışmayan bir şekilde "İslam fobisi" içinde boğuluyor olması. Bugün Özbekistan'da dindar insanlar, Sovyet dönemini mumla arıyor adeta... En azından o dönemlerde 'devlete karşı komplo kurmakla' suçlanıp, her an 'kodese' tıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıyorlardı. Ancak bu durum sadece dindar insanlarla sınırlı değil. Dindar olmayanların, liberallerin, komünistlerin de 'aynı komplo ile' karşılaşmaları olağan Özbekistan'da.

'Kuşkular' ülkesi

Bugün Özbekistan'da, İslam Kerimov ve ailesi dışındaki herkese, bir başka deyişle yaklaşık 21 milyon 999 bin 500 kişiye 'kuşkuyla' bakılıyor. Bu açıdan Kerimov rejiminin Saddam rejiminden bir farkı yok!

Özbekistan'da muhalefetin esamisini görebilmek mümkün değil. Oysa Azerbaycan'da, Kirgizistan'da, az da olsa Kazakistan'da muhale~|~fetten bahsedebilmek mümkün. Totaliter Özbek lideri Kerimov'un muhalefeti sindirmek için kullandığı en büyük taktik, 'aşırı dincilik' akımı... O na göre 'ateizmi esas alan bir dünya görüşüne' sahip bir 'etkin ya da sıradan' kişi; Kerimov'a muhalif bir tutum takınırsa, o kişinin 'aşırı dinci' etiketiyle karşılaşması mukadderdir!!!

Muhalefete 'ses' yok

Kerimov'un en büyük düşmanlarından biri şu sıralarda Norveç'te yaşayan, Kerimov'un baskıları nedeniyle bu ülkeye kaçmak zorunda kalan Özbek muhalefet lideri Muhammed Salih. Salih, liberal dünya görüşüne sahip, ülkesinin demokratik ilkelerle yönetilmesini savunan bir siyasi kişilik. Kerimov yönetimi Salih'e ve onun görüşlerine sempati ile bakanları affetmiyor. Muhammed Salih'in Türkiye'de kaldığı gönlerde, Kerimov, "etkilenirler diye Türkiye'de okuyan bütün Özbek öğrencileri" geri çağırtmıştı. Korkunun bu kadarına pes doğrusu... İki ülke arasındaki ilişkilerin bozulması tehlikesi belirdiğinde, Türkiye, Muhammed Salih'e kapıyı göstermek zorunda kalmıştı.

Baskı altında açlık

Bugün Irak halkı nasıl Saddam rejimi altında inim inim inliyorsa, benzeri bir durum 'bereketli topraklara sahip' Özbek halkı için de geçerli. Orta Asya'nın bu soylu milleti, açlıkla pençeleşiyor. Sebebi ise 'diktatörce uygulamalar.' Ülkenin her köşesine ulaşmış ürkütücü "İslam" paranoyası.

Geçtiğimiz günlerde Özbekistan'da düzenlenen bir gösteriyi izleyen BBC muhabirinin çevirmeni yetkililerce tutuklanmış; derken çevirmen, BBC muhabiri için çalışmaktan vazgeçirilmişti. Olay, Özbekistan'ın başkenti Taşkent'te meydana geldi. 50'yi aşkın kadın, yakınlarının, yasaklanmış bir İslami örgütün üyesi oldukları gerekçesiyle tutuklanarak hapse atılmasını protesto ediyordu. Ve Taşkent'teki yöneticiler, muhalefetin en ufak belirtisi görüldüğünde, tüm dikkatlerini o noktada odaklaştırıyorlar. BBC'nin Özbekistan'daki muhabiri Catherine Davis, çevirmeninin, Taşkent'teki polis karakolunda saatlerce alıkonmasıyla, genelde hayli içine kapalı bir toplum olan Özbeklerin içyüzünü, bir noktaya dek görebilme imkanı bulduğunu şöyle anlatıyor.

"Polis, başörtülü kadınların protesto gösterisi sırasında kimi ele geçirirse yakalıyordu. Birdenbire kendimi, iki kolumdan sıkıca tutulup, gözaltına alınanların bindirildiği otobüse doğru çekilir halde buldum. Çevrem bağrışan, çığlıklar atan kadınlarla doluydu. Kimileri itiliyor, kimileri çekiştiriliyordu. Kendimi o karışıklıktan çıkarmaya çabalarken, gözlerim çevirmenimi aradı. Genç bir Özbekti çevirmenim. Birileri tarafından götürüldüğünü gördüm. Arkasından, "BBC çevirmenidir!" diye bağırdım Özbekçe. Dönüp bana şöyle bir baktı; gözlerindeki ifadenin anlamını kavrayamadım. Hem utanç, hem çaresizlik vardı sanki bakışlarında. Ve o kalabalık ve kargaşa içinde kendisine ulaşamadım. Otobüs hareket etti; içindeki kadınlar ve gözleri, hayretle faltaşı gibi açılmış çocuklarıyla birlikte...

Otobüsler dolusu başörtülü kadının götürülmesini izlerken, bu insanların nereye götürüldüğünü bilmediğimi farkettim. Çevremdekilere sordum, ama hızla uzaklaştılar yanımdan. Sorularımı duymazlıktan gelmeye çalışıyorlardı; tıpkı son yarım saattir yaşanan karışıklığı görmezlikten geldikleri gibi. Olay yerindeki çok sayıda polis ve güvenlik ajanı da dağılıp gitti. Geride kalan birkaçıysa bana yardım edebilecek gibi değildi.

Kaldırımda tek başıma beklerken, ansızın gözaltına alınan ya da mahkemeye sevkedilen yakınlarını aramak için Taşkent'e gelen ailelerin durumunu düşünmeye başladım. Öyle ki, kadınlar, kocalarının, kardeşlerinin ya da oğullarının hangi mahkemeye sevkedildiğini, hangi hapiste olduklarını bilmiyorlardı bazen. Yakınları arayıp bulmak zorundaydılar. Oysa Taşkent, büyük, giderek de genişleyen bir kent. Eski Sovyetler Birliği'nin dördüncü büyük kentiydi Taşkent.

Dışişleri Bakanlığı'nı arayarak olan biteni anlattım. Çevirmenimin nereye götürüldüğünü araştırıp bulacaklarına söz verdiler. Kentte, gözaltına alınanların götürülmesi muhtemel üç karakol vardı; en iyisi kenti dolaşıp bu karakolları tek tek yoklamaktı. İlk gittiğim karakolun önünde bir otobüs parketmişti. Umutlandım ama ne gözaltına alınan kadınlardan, ne de çevirmenimden bir eser vardı! Nihayet Özbekistan Dışişleri Bakanlığı telefon ederek, çevirmenimin nerede olduğunu bildirdi ve kısa süre içinde serbest bırakılacağını duyurdu. Biz de dosdoğru üçüncü karakola doğru hareket ettik.

Heryerde aynı fobi

Orta Asya'nın kavurucu sıcağında, serin, karanlık karakola girdim. Çevirmenimin nerede olduğunu sordum. "Serbest bırakıldı!" dendi bana, ardından da "çık dışarı!" emri geldi. Burada öğrendiğim bir şey, denilenlere aynen kulak asılmaması gerektiğiydi. O yüzden de bir sandalyeye oturdum. Onbeş dakika sonra çevirmenim ortaya çıktı. Nispeten iyi durumda görünüyordu. Ama ertesi gün büroya geldiğinde bambaşka bir insan olmuştu. Başı aşağıda, masasına doğru yürüdü. "İyi misin?" diye sordum kendisine. Birkaç dakika ses çıkarmadı. Sonra anlatmaya başladı. Dün öğleden sonra, kent yetkilileri, çevirmenimin mahallesindeki kurulu çağırmışlar ve niçin bu protestoya katıldığını sormuşlardı. Yasaklanmış bir İslami grubun üyesi olduğu söylentisi dolaşıyordu. Teyzesi telaş içindeydi. Fısıltıyla, "ailemin durumundan kaygı duyuyorum. İşlerini yitirebilirler; mahallede dedikodular çıkabilir. O yüzden artık sizinle birlikte çalışmak istemiyorum" dedi. Ayağa kalktı, hemen ayrılmaya niyetliydi.

Umutları tükenmiş bir gençlik

Bütün bu olup bitenler bana büyük üzüntü vermişti. Yeni bir çevirmen bulup onu eğitmek zorunluluğu değildi canımı sıkan. Bugünlerde, yabancı şirketlerde çalışma imkanları eskisi kadar çok değildi. Ama ben, ilk kez, daha önce duymuş olduğum bazı şeyleri, şahsen yaşamak durumunda kalmıştım. Çevirmenim akıllı bir gençti; yurtdışında okumuştu; Taşkent'te yaşamaktaydı. Uzaklardaki küçük bir köyden gelen birisi değildi. Son moda beyzbol şapkasıyla, her zaman, gözü hiçbirşeyden korkmaz bir havası vardı. Onu böylesine korkmuş görmek, hiç beklemediğim birşeydi.

Genç Özbeklerin çoğu, ülkelerinden ayrılmak istediklerini söylüyorlar. Doğup büyüdükleri yerden büyük gurur duyuyorlarsa da, kendilerininve ailelerinin geleceği için fazla umutlu değiller burada. En büyük kaygıları da, iş bulma ve her an 'kodese tıkılma' konuları. Kimilerinin kaygısı ise, bu sıkı sıkıya lâik devlette, yasaklanmış olan bir İslami gruba üye oldukları gerekçesiyle gözaltına alınıp mahkemeye çıkarılma ihtimali. Bir genç, şöyle dedi bana: "Hergün uyanınca, o gün tutuklanabileceğinizi düşünmek, nasıl bir duygudur bilemezsiniz..."

Analiz: Recep BAHAR
Anahtar Kelimeler:
özbekistan nereye koşuyor
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100