Bu haber kez okundu.

\'Peygamberimiz canlı Kur\'an\'dır\'

Prof. Dr. Haydar Baş

Allah\'ın halifetullah olarak yarattığı ve yeryüzüne gönderdiği insanda, madde ve mânâ olmak üzere iki yön mevcuttur. İnsanın maddî yönü bedenidir ki, buna zahirî kalıp da denir. Diğeri, yani mânâ ciheti ise, nefs, ruh, kalb gibi isimler alır ki; insanın halifetullah sıfatını almasına sebep olan da aslen batınî yönüdür.

Tarih boyunca insanlığın huzur ve mutluluğunu temin için pekçok iddia sahibi ortaya çıkmış, değişik görüşler ortaya koymuşlardır. Bunlardan bazıları, insanın sadece maddî yönüne, bazıları da sırf mânâ yönüne hitap etmek sûretiyle insanları saadete eriştirmeye çalışmışlar, ancak başarılı olamamışlardır. Filozoflar, yazarlar, değişik fikir ekollerinin sahipleri, çeşitli ideologlar, birtakım din kurucuları, bu iddia sahiplerinden bazılarıdır.

Filozoflar, aklın her türlü problemi çözmeye yeteceği fikrini savunarak insandaki batınî yönü inkâr etmişlerdir. Ancak, duyu organlarının denetimindeki akıl, bugün pekçok meselenin altından kalkamamaktadır. Kaldı ki, insandaki beş duyu da tam bir kifayete sahip değildir. Şöyle ki, kulak belli frekansların altındaki ve üstündeki sesleri duyamamakta; göz, su dolu bir bardağın içindeki kalemi kırık olarak algılayabilmektedir. Bu örnekler çoğaltılabilir. Demek ki, insandaki derin ve büyük sırrı anlayabilme ve onu tam bir mutluluğa kavuşturma yolunda, tek başına aklın yeterli olduğu iddiası mantıklı görülememektedir.

Hükümdarlar ve devlet adamları, adaletin ve adaletle hükmetmenin bir gereği olarak, insanın insanî yönünü ve hislerini, duygularını gözardı etmek durumundadırlar. Cemiyetlerde asayişi sağlamak için böyle bir işleyiş şarttır. Ne var ki, bunun neticesi olarak onların nazarında çok yönlü, yani ekmel bir varlık olan insan, yine tek yönüyle ele alınmış ve ondan bu yolla mutlu olması beklenmiştir.

Bir de insanı sırf mânâ yönüyle ele alan ve bedenî ihtiyaçlarını, hakiki saadete erebilmesi için bir engel olarak telakki eden dinler vardı ki, Uzakdoğu\'da doğmuş olan Budizm bunlardan biridir. Günlerce yemeyen, içmeyen, uyumayan, evlenmeyen ve insanlardan uzak bir hayat süren Budist rahipler, mutlak hakikate bu yolla varmaya çalışmışlardır.

O mutlak örnektir

Bütün bu tek yönlü çabalar, kainatın küçük bir maketi diyebileceğimiz insanı, elbette mutluluğa kavuşturamamıştır ve kavuşturamaz. İnsana aradığını verebilecek olan deva, ancak Allah\'ın İlahî bir nizamla gönderdiği Hz. Muhammed (a.s.) ve O\'nun getirdiği kural ve kaidelerdir.
Çünkü, Resulûllah (s.a.v.), insanın hem madde, hem de mânâ yönüyle hitap etmek sûretiyle onu tam bir doyuma kavuşturmuştur. Bir başka deyişle Peygamberimiz, insanın hem melekî yönünü, hem de beşerî yönünü ele alarak insanı kemâl mertebesine ulaştırmıştır. Bu bakımdan, O\'nun hayatının örnek alınması, insanlar için yegâne saadet ve kurtuluş yoludur.

Eğer insanlık, buhran ve bunalımlardan kurtulmak istiyorsa, Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)\'i, getirdiği İslam\'ı uygulayıcı olarak, yani risalet yönü ile tam mânâsıyla bilmesi ve yaşayışında O\'nu taklit edip, rehber edinmesi zaruridir. Bunu zaruri kılan sebepleri hülasa etmek gerekirse; diyebiliriz ki:

1. Tarihe mâlolmuş hiçbir insan yoktur ki; Peygamberimiz kadar açık ve seçik olarak hayatı bilinsin ve de tarihî belgelerle sabit olsun. Sadece Peygamberimizdir ki hayatının her safhası en ince ayrıntılarına kadar insanların önüne serilmiştir. O\'nun getirdiği İlahî prensipleri kabul etmeyenler dahi Resulûllah\'ın bu tarihî şahsiyetini doğrulamaya mecbur kalmışlardır. Zaten örnek alınacak insanın hayatının her yönünün ve her safhasının bilinmesi zaruridir. Binaenaleyh, Peygamberimiz bu yönüyle insanlığın malumu olan tek şahsiyettir.

2. Tarihin hangi döneminde olursa olsun, tez sahibi insanlar temsil ettikleri davayı yaşayışlarıyla tam olarak hayatlarına yansıtamamışlardır. Peygamberimiz ise tebliğ ve tebşir ettiği İslam\'ın, en küçük ayrıntısından en büyük meselesine kadar uygulayıcısı olmuştur. \"Yapınız\" diye emrettiklerini kesinlikle önce bizatihi kendi nefsinde uygulamış, \"Yapmayınız\" diye yasakladıklarını da, hiçbir şekilde yapmamıştır.

O’nun kemâli kimseyle mukayese edilemez

Bu bakımdan Peygamberimiz, \"canlı Kur\'an”dır. Yani mücerret hakikatler, O\'nda müşahhas hâle gelmiştir. Nitekim bu mânâya işaretle Cenab-ı Hak; \"O, hevâdan konuşmaz. Söylediği şey, kendisine vahyedilenden başka bir şey değildir\" diye buyurmaktadır. Bu sebeple O\'nun sözleri mutlak hükümdür. İnkarı ise mutlak küfürdür. Ve O, kemâli ile mutlak insan-ı kâmildir. Başka bir tabirle, mutlak insan-ı kâmilden murad, Hz. Fahri Âlem Efendimiz\'dir.

Zübde-i Âlem olan Fahri Âlem Efendimiz\'in kemâli hiçbir insanın kemâli ile mukayese edilemeyeceğine göre, kainat, O\'nun döneminde en mükemmel devrini yaşamıştır. Bunun için bu devre Asr-ı Saadet veya Nur Asrı adı verilmiştir. Yine bu devri yaşayan Ashab\'ın örnek hayatı, hiçbir devirde yaşanmamış, Ashab gibi örnek bir nesli tarih kaydetmemiştir. Bir davanın kemâli, onu tatbik eden kadronun kemâli ile de özdeştir. Onun içindir ki, sadece Peygamberimiz değil, O\'nun Ashabı da beşerin ulaşması mümkün olmayan makamlara ulaşmışlardır.

3. O\'nun Risaleti, diğer peygamberlerinki gibi belli bir kabileye veya millete müteveccih olmayıp, Kıyamet\'e kadar gelecek insanların tümünü şâmil bir risalettir. O bakımdan, dünyanın neresinde olursa olsun, O\'nu duyanlar, koşup gelmişler ve bu İlahî daveti kabul etmişlerdir. Habeş\'ten bir Bilal, İran\'dan Selman-ı Farisî, kendi kavmine mensup bulunanlar ve hatta cinler O\'nun davetine koşup gelmiştir.

O, Rahmeten li\'l-Alemin\'dir

Farklı coğrafyalardan, ayrı ayrı renk ve ırktan, değişik dilleri konuşan insanların İslam\'a fevc fevc akın etmeleri, O\'nun bütün âleme geldiğini, bir başka ifade ile, mesajının evrensel olduğunu ifade eder. Bu yönüyle O, Rahmeten li\'l-Alemin\'dir.
Hülasa edersek, vasıflarını saymakla bitiremeyeceğimiz bu yüce insanın hayatının her zamankinden daha ziyade bilinmesi ve de tatbikata geçirilmesi lazımdır. Sadece milletimizin değil, bütün insanlığın içinde bulunduğu buhranlardan kurtulmasının tek yolu, Peygamberimiz Hz. Muhammed\'i, hayatın her safhasına hâkim kılabilmesinden geçer.

Kaldı ki, Allah Resulü’nü günümüze taşımamız lazım gelirken bugün, bunun tam aksi olarak O, materyalist bir mantıkla algılanmak ve anlatılmak isteniyor. Mucizelerini, tabii kanunların bir gereğiymiş gibi takdim edenlerin yanında, mübarek hadislerinin sıhhat derecelerini bile, batılıların iddiasına uygun bir mantıkla şüpheli bir hâle getirmek isteyenler mevcuttur. Bütün bunlar birtakım komplekslerin esiri olanların hâlidir.

Günümüzde, bilhassa memleketimizde İslam\'ı hümanist bir din anlayış ile ele alıp takdim etmek isteyenler mevcuttur. Şüphesiz ki bunların Peygamberimiz\'e mâl edecekleri bir örnekleri de yoktur. Sadece bununla kalmayıp, adeta “Peygamberimiz\'e tâbi olmadan da kurtuluş mümkündür” imajını vermeye çalışan zavallılar türemiştir. Üstelik bunlar ilim adına ortaya çıkmış kimselerdir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100