Bu haber kez okundu.

PKK maşa hedef ise başka

Gazeteci - yazar Muharrem Bayraktar'ın yaptığı bir araştırma Türkiye'ye binlerce şehide ve milyarlarca liraya malolan PKK terörünün arkasındaki dış destekleri gözler önüne serdi.
~|~

 



Türk milleti, tarih sahnesine çıktığı günden bu yana, dünya tarihinin yönünü değiştirecek birçok olaya imza atmıştır. Çinlilerden Batı kavimlerine kadar pek çok devlet, Türklerin coğrafya tanımaz sürat ve heyecanından çok büyük ölçüde etkilenmişler, birçok alanda Türklerden aldıkları unsurları, hem devlet yönetimlerine hem de sosyal yaşantılarına aksettirmişlerdir.
Altaylardan Anadolu'ya süren büyük göçler sonunda, bu güzide toprakları kendisine vatan ilan eden Türk milleti, her zaman dış baskı ve  saldırılara maruz kalmış, ama çoğunlukla bunların üstesinden gelmesini bilmiştir.
Batı dünyasının Türk korkusu hiçbir zaman bitmemiştir. Çünkü Batı, Avrupa Hun İmparatorluğu'nun Avrupa'nın içlerine kadar girerek oluşturduğu büyük imparatorluk, bundan asırlar sonra Kanuni ordusunun Viyana önlerine kadar uzanarak Avrupa devletlerinde yarattığı büyük korkunun etkisinden hala kurtulamamıştır.
Türkler, Oğuz Kağan'dan aldıkları "Gök kubbe çadırım, güneş bayrağımdır"  anlayışıyla engin ve sınır tanımaz bir devlet anlayışını bayraklaştıran, bunu yaparken de, fütuhat mantığı ile her yere huzur getirme kuralını düstur edinen bir medeniyetin temellerini oluşturmuşlardır.
Bu nedenle Batı için "Türk", Şark'lıdır ve bir an önce geldiği yere yani Şark'a geri dönmelidir. Bu mesele batıyı o kadar derinden etkilemiştir ki, Türkleri bu coğrafyadan söküp atmayı, geldikleri yere geri göndermeyi Şark Meselesi olarak görmüşler, bu planlarını gerçekleştirmek için askeri, siyasi, kültürel her yolu denemişlerdir. Ve denemeye de devam etmektedirler.
Bu yöntemlerin  başında ise Türkleri milli değerlerinden, kültürel kimliklerinden, gelenek ve göreneklerinin onlara kattığı zenginlikten koparmak, milli ve manevi kalelerini çökertmek, sosyal yapılarına ur gibi nüfuz edip milli bünyeyi tahrip edecek mekanizmaları devreye koyacak yöntemlerin uygulanması gelmektedir.
Bu yöntemler milleti de, devleti de kökten çürütecek, ahtapotun kolları gibi bütün ülkeyi saracak, insanlarımızı tarihlerinden ve mukaddeslerinden aldıkları ruhtan koparacak bütün hilelerle, baskılarla ve küresel oyunlarla dolu yöntemlerdir.
Bazen askeri saldırılardan çok daha tehlikeli olan bu nevi tuzakların, son yıllarda devletimize ve sosyal bünyemize ağır hasarlar verdiği muhakkaktır.
Türkiye'nin AB'ye giriş hayaliyle çıktığı Batılaşma yolunda önüne konulan en önemli şartların ekonomik ve siyasi olmaktan öte, milli kimliğine yönelik bir takım unsurlar olması hayret vericidir.

Türk milleti, Batının gözünde  bir "mesele" dir.Çok ciddi bir meseledir.Bu meseleye Batı siyasetçilerinin ve tarihçilerinin verdiği ad  "şark meselesidir."Albert Sorel bu durumu şöyle itiraf eder. "Türkler Avrupa'ya ayak bastığı günden beri şark meselesi zuhur etti." (On sekizinci Asırda Mesele?i Şarkıya ve Kaynarca Muahadesi adlı kitabından) Atalarımızın bu toprakların Avrupa ayağına girdiği günden beri geçen altı yüz yıldan beri Türk milleti Batı için "şark meselesi" haline gelmiştir.
Batı, bu meseleyi yok etmek, bu meseleyi ortadan kaldırmak için, "Türkleri ortadan kaldırma" politikasını dört koldan tatbike koyulmuştur.
Türkleri ortadan kaldırma politikası öncelikle Türk vatanını ortadan kaldırma olarak algılanmalıdır. Bunun yolu da Batının en iyi yaptığı şey olan ülkeyi içten çökertme, parçalara ayırma şeklinde karşımıza çıkmaktadır.
Osmanlı üzerinde asırlar boyunca uygulanan bu politikalar sonucu Osmanlı, bölük pörçük edilmiştir. Misyonerler, seyyahlar, oryantalistler Osmanlı topraklarını karış karış gezerek yıllar sonra gerçekleşecek olan askeri saldırıların zeminini hazırlamışlardır. Batı orduları için "gevşetilmiş bu hedefler" daha kolay bir lokma haline getirilmiştir.
Bugün Türkiye'nin en büyük problemlerinden biri olan terör olaylarının ülkenin başına musallat edilmesinin failleri de tıpkı dün olduğu gibi ülkeyi daha kolay bir lokma haline getirmek isteyenlerle aynıdır.
Terör, Birinci Dünya Savaşı'nda Türkiye''den istediğini tam olarak alamayan güçlerin sığındığı en önemli silahlardan biri olarak karşımıza çıkarılmıştır.

Neden terör?
Terör, her ne kadar içinde kan ve gözyaşı barındıran ve devletin varlığına karşı açık bir saldırı olarak görülse de, bu saldırılara destek veren kuruluşların çoğunlukla Batı merkezli olması oldukça düşündürücüdür.
Özellikle Türkiye'nin uzun yıllardan beri karşı karşıya kaldığı ve adeta örtülü bir savaş olarak karşımıza çıkan, ASALA'dan PKK'ya kadar birçok terör örgütünün yürüttüğü saldırıların arkasında finansmanından eğitimine, siyasi desteğinden barınmasına kadar Batılı devletlerin açık korumasının olması, bugüne kadar mercek altına alınıp yeterince incelenmemiştir.
Birçok uluslararası ittifaka birlikte üye olduğumuz, birlikte askerî tatbikatlara katıldığımız, ekonomik ve siyasi birliktelikler içinde bulunduğumuz ve adlarına "dost ve müttefik" diye de sıfatlar eklediğimiz devletlerin, Türkiye'ye yönelik terör gruplarına karşı yoğun bir müsamaha göstermesi, Batı medeniyetinin temellerinin irdelenmesi açısından da büyük önem taşımaktadır. Demokrasi ve insan haklarının beşiği olmakla övünen ve bütün dünyaya demokrasi ihraç etmek için sözüm ona mücadele veren bu sahte demokrasi havarileri için en temel etken; "kendi ülkelerinin menfaatleri için, terörse terörü, teröristse teröristi", insan haklarına sahip çıkmak adına (!) açıkça desteklemektir.
Sabancı suikastı sanığı Fehriye Erdal'ın "katil" olmasına rağmen Belçika'da elini kolunu sallaya sallaya gezmesi, Belçika mahkemelerinin açık koruması altına alınması, PKK'nın birçok üst düzey yöneticisinin ABD'de ve Avrupa ülkelerinde yaşaması, örgütün teşkilatlanması, finansmanı ve hatta eğitimine yine bu ülkelerin önayak olması, "Batı demokrasisinden!" ne anlamamız gerektiğinin de şifrelerini ortaya koymaktadır.
İleriki bölümlerde ayrıntılı olarak irdeleyeceğimiz ve belgelendireceğimiz "Türkiye'ye karşı bu açık savaşta" terör grupları ile ABD?Batı arasında kesin bir ittifak vardır.
Bu ittifak hakkında bir adım ötede söylenebilecek söz, yabancı servislerin bu terörist oluşumlarda ve bu örgütlerin kontrolünde birinci dereceden söz sahibi olmalarıdır.

Bu bizim acı kaderimizdir!                          
Türkiye'nin başına musallat olan bu terör belası ve bu belaya "Batılı dostlarımızın!" destek vermesi, bugünün meselesi değildir.
Osmanlı'yı parçalamak için devletin her yanında palazlanan Rum ve Ermeni çetelerinin  arkasında da hep Batı ülkeleri vardı.Ermenilerin o unutulmaz 1896 Osmanlı Bankası baskını ve sonrasında gelişen olaylar acı bir tarih vesikası olarak karşımızda durmaktadır:
İstanbul'da Temmuz bütün yakıcılığı ile ortalığı kavurmaktadır. Bir zamanlar "sadık millet" unvanı ile onurlandırılan Ermeniler, büyük bir çapulcu sürüsü halinde ve ellerinde silahlarla Osmanlı'nın payitahtında Eminönü'ne doğru yürümektedirler.
Yol boyunca karşılaştıkları halka küfrederek, hakaret ederek, galiz ifadelerde bulunarak, el kol hareketi yaparak ilerlemektedirler.
Bu şımarık tavrın arkasında Rusya'dan ve Avrupa'dan aldıkları destek vardır.
Ermeni çapulcuların bu küstah tavırlarına, tesadüfen olay yerinde duran bir jandarma subayı müdahale ederek olayı sonlandırmalarını ister. Ermeni çapulcu sürüsünden Osmanlı subayının üzerine ateş açılır ve subayımız orada şehit olur.
Aynı Ermeni sürüsü daha sonra Galata'ya doğru yürür ve Osmanlı Bankası'na saldırarak bankanın altını üstüne getirir. Her tarafı yağmalarlar.
Bütün bu olup bitene daha fazla dayanamayan Tophane esnafı, ellerine geçirdikleri sopalarla Ermenilere karşı saldırıya geçer. Kimisi hamal, kimisi balıkçı, kimisi çımacı olan bu yiğit Türkler, Ermenileri analarından doğduğuna pişman eder, her birini kana bulayıncaya kadar döverler.
Asıl ibret vesikası gelişmeler bundan sonra başlar. Devlet, olaya karışanları gözaltına alır.
Ancak Ermenileri destekleyen Avrupa ve Rus devletleri, Osmanlı'nın bu tavrından son derece rahatsızlık duyarlar. Neredeyse bütün yabancı büyükelçiler hemen saraya koşarlar. Padişah II. Abdülhamit'ten Ermenileri serbest bırakmalarını, Ermenileri döven Türklerden hesap sormalarını isterler.
Ama çöküş sürecinde olmamıza, içeriden ve dışarıdan türlü entrikalarla karşı karşıya olmamıza rağmen "devlet, devlet olma vasfını henüz kaybetmemiştir".
II. Abdülhamit yabancı elçileri yanına alarak bir odanın yanına getirir, kapısını açar. Oda, Ermenilerden yakalanan silahlarla doludur. "Bakın" der, "Bu silahları benim subayımı öldüren, Galata'yı basan, Osmanlı Bankası'nı yağmalayan Ermeni yurttaşlarımdan topladık. Benim memleketimde bu silahları üreten fabrika yok!"
Daha sonra aynı elçileri bir başka odaya götürerek içerideki sopaları gösterir.
"Bu sopaları da Tophane rıhtımında olaya müdahale eden Türk esnaftan topladık. Bu odunlar, benim memleketimin ormanlarına aittir."
II. Abdülhamit, Ermeni çetecileri destekleyen Batılı elçilerin şaşkın bakışları arasında arkasını döner ve gider.
Avrupa devletlerinin Ermeni çetelere silah aktarmaları gizli saklı olmaktan çıkmış, siyasi ve askerî bir boyut da kazanmıştır çoğu kez.
20 Temmuz 1914 günü Kahire'de bulunan İngiliz diplomatik temsilcisi Milne Chetham'a Avrupa'daki Ermeni liderlerinden Bogos  Nubar şu bilgiyi aktarmıştır:
"Kilikya Ermenileri, İskenderun, Mersin ve Adana'ya yapılması muhtemel bir çıkarmayı desteklemek için gönüllü yazılmaya hazırdırlar. Dağınık mıntıkadaki Ermeniler de kıymetli yardımlarda bulunabilecek, silah ve mühimmat sağlanırsa Türklere karşı ayaklanacaklardır."
3 Ocak 1915'te Türkiye'de bulunan Fransız Yüzbaşı Sarrou'nun Paris'e gönderdiği raporda şu ifadeler yer alıyordu:

ASALA?PKK hattı
PKK'nın ortaya çıktığı tarih ile, Ermeni terör örgütü ASALA'nın eylemlerine son verdiği tarihin aynı döneme rastlaması, PKK'dan önce ASALA'nın  kısa da olsa tahlil edilmesi ihtiyacını zaruri kılar.
ASALA, en kanlı Ermeni terör örgütü olarak hafızalarımıza kazınmıştır. ASALA'nın kuruluşu 1975 Lübnan iç savaşının hemen sonrasına denk gelir. 1980'de Beyrut'ta yayınlanan bir bildiride ASALA'nın "Ermenistan'ı Türklerden kurtarmak için" giriştiği devrimci hareketin 5. yılını kutladığı deklere edilir. Örgütün Türkiye'ye karşı ilk kanlı eylemi, 22 Eylül 1975'de Viyana'da Türkiye'nin Avusturya Büyükelçisi Danış Tunaligil ile başlar. Arkasından  Paris Büyükelçimiz İsmail Erez ve makam şoförü Talip Şener öldürülür.
Her iki saldırıyı da ASALA üstlenir. Bundan sonra Ermeni teröristlerin saldırıları aralıksız devam eder. Kanlı saldırılar sonucu 42 diplomat ve yakını öldürülür.
ASALA, saldırılarını sıradan hedeflere değil, bilhassa Türkiye'nin Avrupa  diplomatik temsilciliklerine yoğunlaştırmıştır. Amerika'dan Avustralya'ya, Almanya'dan Fransa'ya kadar birçok ülkede kısa aralıklarla ve aynı eylem mantığı ile diplomatik hedeflere yönelen ASALA militanları ayrıca çok önemli istihbarat ağına da sahipti.
Öyle ki, öldürülen Türk diplomatların bir kısmı o ülkede Türk istihbaratı adına çalışıyordu ve bu durumdan Türk meslektaşları bile haberdar değilken, ne hikmetse  ASALA'nın haberi oluyordu. Kuşkusuz bunun sebebi ASALA'ya bilgi uçuran  Batılı istihbarat servisleri idi.
Her ne kadar bazı Batılı uzmanlar ASALA'nın Rus istihbarat servisi KGB tarafından eğitildiği şeklinde analizler yapıyor ise de  bu bir şaşırtmacadır ve gerçekte ASALA'nın ortaya çıkarılmasında da, eylemsel süreçte korunmasında da Avrupa ülkelerinin büyük rolü olmuştur.
Nitekim Nisan 1983'te örgütün altyapısını yeniden düzenlemek üzere Fransa'ya gelen ASALA lideri Agop Agopyan'a, Fransızlar hiçbir şekilde müdahale etmezler. 1983 Orly katliamını yapan 50 Ermeni terörist baskın sonrası yakalanırken elebaşı Agopyan'a dokunulmaz.
Orly katliamı mahkemesi esnasında sanık avukatlarından Jacges Veges "Miterand hükümetinin ASALA ile işbirliği yaptığını, bu işbirliğinin yetkililer tarafından yargıçların önünde açıklanmasını" talep eder. Batı destekli bu kanlı şebekenin PKK ile kurduğu siyasi ve askerî işbirliği 1979'a dayanır. PKK'nın ASALA'yı eğiten George Habbaş ile 1979'da Lübnan'ın Sayda şehrinde yaptıkları görüşme sonrası bir deklerasyon yayınlarlar. Kurdistan News and Comment Dergisi'nin 4. sayısında bildirdiğine göre ASALA ve PKK yayınladıkları bu ortak deklerasyonda,  "Türkiye'deki yönetimin faşist olduğunu, Ermeni ve Kürt halkı adına faşist Türkiye'ye karşı ortak eylem kararı aldıklarını" açıklarlar.

Ermeni?Kürt Federe Devleti!
Londra'da yayınlanan The Armenian Question Dergisi'nin Şubat 1980 sayısında verdiği bilgilere göre, 1980 başlarında ASALA?PKK ilişkilerinde yeni bir sayfa başlamış, ASALA ve PKK Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde "Ermeni?Kürt Federe Devleti"  kurmak üzere anlaşmışlardır. 1979 yılında Bekaa Vadisi'nde kendilerine tahsis edilen kamplarda eğitime başlayan PKK'lılara kol kanat geren, eğitimlerine katkıda bulunanların başında ASALA gelir. ASALA teröristleri PKK'ya her türlü askerî eğitim konusunda yardımcı olurlar.
Bu işbirliğinin doğal bir sonucu olarak ASALA kendisine verilen "eyleme geçme  görevini" yerine getirdikten sonra, görevini bir başka taşerona, PKK'ya devreder.
Ermenilerin Türkler tarafından soykırıma tâbi tutuldukları yalanını ortaya atan Avrupa derin devleti, daha sonra aynı çizgide bir yalan daha üreterek, Kürtlerin de soykırıma tâbi tutulduğunu iddia eder. Ermeni soykırımının intikamını almak için ASALA'yı dizayn eden mihraklar, Kürt soykırımı için de PKK'yı devreye sokarlar.
Görünürde her şey Batı standartlarına uygundur. Sözümona Batı, ezilen, insan hakları ihlaline uğrayan milletlerin haklarını savunuyordu. Nerede bir insan hakkı ihlali varsa, nerede ezilen bir millet varsa Avrupa derhal orada idi!
Bu "orada olmak", çok defa, bir takım çeteleri, terör gruplarını kucaklamak, onları eğitmek, onları daha vahşi bir şekilde kan emer bir hale getirmek anlamına geliyordu. Türkiye'nin Güneydoğu'su için uygulanan senaryo sadece Kürtleri kapsamıyordu. PKK'nın yanı sıra, eylem sırasının kendilerine gelmesini bekleyen yeni bir ayrılıkçı grup daha türetildi. Irak, İran ve Suriye başta olmak üzere, Türkiye'nin Güneydoğusu'nda yaşayan Asurî ve Süryaniler, PKK'nın da desteği ile Avrupa'da  "Beth Nahrin"i (Mezopotamya Özgürlük Partisi) kurdular. Ermeni soykırım iddialarına karşı "AB'nin tazyiki ile" harekete geçen Asurî ve Süryaniler, kendi halklarına da soykırım uygulandığını iddia ediyorlar ve toprak talebinde bulunuyorlar. 200 kadar Asuri ve Süryani gencinin eğitim görmek üzere PKK kamplarına katıldığı biliniyor. 2001 Temmuz'unda Kuzey Irak'ta Türk askerlerine teslim olan Süryani asıllı Metin Kesenci'nin Diyarbakır DGM'de verdiği ifadede yer alıyor bu itiraflar.

PKK adi bir çete değil
PKK'yı sadece bir çapulcu sürüsü olarak görmek, bir avuç çete mensubu olarak nitelendirmek bu ülkeye yapılabilecek en büyük ihanettir.
Bu analiz zafiyetinin siyasi sorumluları, 1984 Eruh baskınını adi bir terör vakası olarak görmenin bedelini, bugün burnumuzun dibinde Büyük Ortadoğu Projesi'nin bir parçası olarak kurulan defakto Kürt Devleti olarak bu ülkeye ödettirmişlerdir.
Ve yine Eruh'ta atılan kurşunlarla başlayan süreç, PKK kadrosunun siyasi uzantılarının TBMM çatısı altına milletvekili olarak girmesine, o kadronun elebaşlarından Leyla Zana'yı göğsünü gere gere "Apo terörist değildir!" diye Türk mahkemelerinde ifade verme noktasına getirmiştir." Türkiye, ülkesini bölmek isteyen teröristleri Meclise vekil olarak gönderen tek ülke olarak tarihe de geçmiş durumdadır. "İtilaf devletlerince bağımsız Ermenistan kurulması için söz verilirse, Ermeniler bu ülkeyi kurmak için bütün güç ve enerjilerini kullanarak Türkiye'ye karşı savaşacaklardır."
Tam bağımsız bir Kürdistan haritası güneyde İran'ın Basra Körfezi'nden batıda İskenderun Körfezi'ne ve bazı Suriye kentlerine, Türkiye'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerini kapsayan geniş bir coğrafyadan, doğuda İran topraklarına kadar uzanır. Kürtleri destekleyen Batı ülkelerinin hazırladıkları haritalarda Büyük Kürdistan'ın yüzölçümü 408 bin kilometrekare olup, 194 bin kilometrekaresi Türkiye'de, 72 bin kilometrekaresi Irak'ta, 124 bin kilometrekaresi İran'da, 18 bin kilometrekaresi Suriye'dedir. 
Kürdistan haritasında arslan payı Türkiye'den alınacaktır! Bu harita gerçekleşirse Türkiye toplam alanının dörtte birini kaybedecektir.
Esasen bu plan bugün Büyük Ortadoğu diye karşımıza çıkan projenin en önemli hedefidir. Büyük Ortadoğu Projesi gereği, Sevr'in başaramadığı büyük Kürdistan "Ortadoğu ya insan hakları ve demokrasi getirme" savı ile hayata geçirilmeye çalışılmaktadır. Irak Kürdistan'ı, ABD'nin işgali ile haritadaki yerini almıştır. Türkiye PKK ile İran PJAK ile yıllardan beri savaştırılarak masabaşı siyasi çözüm önerileri Batı ülkelerinin elinde kalın bir dosya olarak tutulmaktadır. Suriye ise ABD tarafından her an saldırıya uğrama tehlikesi içinde yaşayan, Kürt nüfusun yoğun olduğu bölgelerde zaman zaman ABD ajanlarınca çıkartılan karışıklıkları önleme telaşındadır. Kürdistan haritaları son yıllarda Türkiye'nin karşısına hayli sıklıkla çıkar. Bu haritalar sadece dışarıda değil Türkiye içinde de yüzünü gösterir. Buna en ilginç örneklerden biri Ankara'da yaşanır.    

MUHARREM BAYRAKTAR

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100