07 Haziran 2007 Perşembe 00:00
202 Okunma
Şakası yok!
Her şehidin albayrağa sarılı tabutuyla Kuzey Irak'a askeri operasyon beklentileri, hatta Ankara üstünde toplumsal baskı biraz daha artıyor.
~|~

Belki okurlarımızın bir bölümü tepki gösterecek ama biz gerek sivil, gerekse askeri karar vericilerin bu beklenti ve baskılara rağmen bugüne kadar soğukkanlılıklarını mümkün olduğunca korumaya çalışmalarının takdirle karşılanması gerektiğini düşünüyoruz.

Neden? Çünkü meşruiyet altyapısı hazırlanmadan kalkışılacak bir sınır ötesi harekat belki ilk aşamada birtakım sınırlı başarılar getirebilir ama uluslararası topluluğun tepkileri, onun da ötesinde yaptırımları amaca ulaşmadan geri çekilmek zorunda bırakabilir.

Ayrıca ABD'nin Irak'a girmesine "Uluslararası meşruiyet"i olmadığı için itiraz eden Türkiye'nin kaçınılmaz hale gelebilecek bir sınır ötesi operasyonu meşruiyet temeline oturtmaması, anlatılması ve savunulması güç bir çelişki de yaratabilir.
O nedenle böyle bir meşruiyetin sağlanabileceği platformlarda bir süredir yürütülen girişimleri doğru ve zorunlu buluyoruz.

Bu girişimler, bilindiği gibi, Irak hükümetine "Nota" verilmesiyle başladı. Onu NATO'nun bilgilendirilmesi izledi. Ardından Avrupa Konseyi aydınlatıldı. Şimdi sıra Birleşmiş Milletler'de. BM Büyükelçimiz Baki İlgin bugünyarın Genel Sekreter BanKiMoon'a kapsamlı bir dosya sunacak. Hiç kuşkusuz AB nezdinde de gerekli temaslar yapılıyor veya yapılacak.

Diplomasi zincirinin gözden kaçan veya sessiz geçiştirilen bir anlamı daha var: Türkiye sınır ötesi harekata kalkışmak zorunda kalırsa, bu, ABD'nin razı olur gibi göründüğü "Sınırlı", yani Kuzey Irak'taki terör yuvalarına havadan birkaç bomba atmakla kalmayacak. "Geniş çaplı" ve "Uzun süreli" bir kara harekatı için düğmeye basılacak. Bir başka deyişle, "Tam sonuç alınıncaya kadar", yani "İşini bitirinceye kadar" Türk Ordusu orada kalacak.
Tabii bir olasılık daha mümkün: Belli bir aşamada "İşi bitirme" görevini uluslararası bir gücün üstlenmesi..

Tek kullanımlık imkân
Zira kurucu olarak Türkiye'nin de imzasının bulunduğu BM Antlaşması'nın (BM Şartı) 51'inci maddesi "Üyelerden birinin silahlı bir saldırıya hedef olması durumunda, meşru savunma hakkını kullanması en doğal hakkıdır" deniyor ama harekatta hedef alınan ülkenin toprak bütünlüğüne, siyasal bağımsızlığına ve egemenliğine saygı gösterilmesi, sivil halka zarar vermekten kaçınılması gibi temel ilkelerin yanı sıra iki koşul da getiriliyor: 1Güvenlik Konseyi'nin duruma derhal el koyması. 2Yine Güvenlik Konseyi'nin barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemleri alması.

Ancak Güvenlik Konseyi'nin bu maddeye dayanarak kabul ettiği ve Türkiye için "İçtihat" olabilecek birçok karar tasarısında (1189, 1368, 1373 gibi), "Barış ve güvenliğin korunması için gerekli önlemlerin alınması" genellikle kâğıt üstünde kaldı. Yani saldırıya uğrayıp meşru savunma hakkını kullanan ülkenin korunması için de, barış ve güvenliğin sağlanması için de Güvenlik Konseyi üyeleri çatışma bölgesine fiili müdahalede isteksiz davrandılar. O nedenle de meşru savunma hakkını kullanan ülke, kendi işini kendi görmek zorunda kaldı.

Bu gerçekler, Türkiye'nin olası bir sınır ötesi harekat kararı alırsa, bunun uzun soluklu bir operasyon olacağını gösteriyor. Öyle de olmak zorunda: "Sıcak takip"ten farklı olarak, sınır ötesi harekat çok sık başvurulabilecek bir önlem veya seçenek değil. Bir kez kullanabilirsiniz.
O bir defada "Ya bitireceksiniz, ya bitireceksiniz!" Başka çareniz yok!
Erdal Şafak
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100