Bu haber kez okundu.

Savas Batının oyunu
Recep BAHAR / GAZİANTEP

Yeni Mesaj gazetesi tarafından düzenlenen Milli Kahramanlar sempozyum serisinin yeni dönemdeki ilk etkinliği "kahramanlar ve gaziler" diyarı Gaziantep'te düzenlendi. Şelale Park'ta düzenlenen programa Gaziantepliler büyük ilgi gösterdi. Yaklaşık 6.5 saat süren programda Bağımsız Türkiye Partisi (BTP) Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, Grup Nefes'in söylediği birbirinden güzel ve etkileyici marş ve türkülerden sonra sahne aldı. 

Konuşmasında ilk olarak Suriye'de yaşanan çatışmalara değinen BTP Genel Başkanı, bu çerçevede kapsamlı bir Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) tahlili yaptı. Prof. Dr. Baş, konuşmasında şu konulara değindi: 

Savaş Batının senaryosu

Mesela Suriye'de çıkartılmak istenen savaş Batının oyunu, bilhassa ABD'nin BOP'unun bir sonucudur. BOP, yıllardan beri üzerinde durduğumuz bir konudur. Asıl maksat İslam dünyasını parçalamak ve coğrafyasını değiştirdikten sonra yeraltı kaynaklarını Batının emrine amade kılmak ve de bu coğrafyanın insanının yapısını değiştirmektir. 
Biliyorsunuz, dinlerin insanın tabiatı üzerinde etkisi vardır. Biz istesek de, istemesek de dinimiz olan İslam'ın kurallarıyla ahlaklandık. Bizim ahlakımız Kur'an, Allah ahlakıdır. Neden? Çünkü İslam'dan kaynaklanıyor. Bunu gören Batı, bu yapıyı değiştirmek istedi. Eğer bu yapıda bir İslam, bir Türk kimliği olursa kolay kolay BOP'u hayata geçiremeyeceklerini anladılar. İşte ılımlı İslam, dinler arası diyalog, Medeniyetler İttifakı hakikatle ilgisi olmayan saçma bir yola girdiler. Burada asıl maksat insanımızın yapısını değiştirmektir. Ne demek dinler arası diyalog? Her dinin kendi tezi, mantığı ve görüşü vardır. Bunun diğer dinlerle ilgisi katiyetle yoktur. Yani İslam, Hıristiyanlık, Yahudilik, Budizm vesaire kendine has kurallar mecmuudur. Birinin ötekine etkisi asla mümkün değildir. Kim bunun böyle olmadığını iddia ediyorsa, bilin ki o cahilin tekidir. O halde yapılmak istenen ne? Kur'an'ın ahlakıyla ahlaklanmış olan Müslüman - Türk kimliğini, bu kimlikten uzaklaştırmaktır. Görünüşte Müslüman - Türk, saçı sakalı yerinde, cübbesi - şalvarı var. Görünüşte dört dörtlük Müslüman... Ama iç tabiatında İslam'ın esaslarını, akaid değerlerini tamamen terketmiş, modern bir Hıristiyan olmuş. Zaten bizi o noktaya taşımadıktan sonra 22 İslam ülkesinde istedikleri projeyi hayata geçirmeleri mümkün değildir. "Suriye işgal edilsin" diye iddia edenlerin temel hastalıkları bu. Görünüşte dört dörtlük Müslüman. "Şeriatı getireceğiz, İslam'ı getireceğiz" diye yola çıkarken, meğer adam kalbine 'haç'ı takmış, senin benim bundan haberi yok. Belki kendisinin de bundan haberi yok... İnşallah bizi dinlerler de bu 'haç'ı kalplerinden çıkarırlar! Bugün aslında mücadele bununla.

Perde arkasında İsrail var

Gelelim şimdi Suriye'ye... BOP'ta Afganistan olsun, Libya olsun; bize uzak coğrafyalar... 
Bu uzak coğrafyalar çok uzağımızda olmasına rağmen, tamamen bizimle ilgilidir. İşte kaleler tek tek düşüyor. Tunus, Mısır, her gittiği yeri düşürüyor. Şimdi sıra Suriye'de, Suriye'yi düşürecekler. Suriye düştüğü zaman, elbette ki sıra onun yakın komşusu olan İran'a ve Türkiye'ye gelecek... Ardından da Rus dünyasına gelecek. Batının hedefi Ortadoğu coğrafyasının tamamını değiştirip buradaki kaynakları ele geçirmek ve bu coğrafyaya hâkim olmaktır. İşte savaş bununla... 
Şimdi en iddialı ekip ve millet 'kimdir' derseniz, görünüşte önde ABD'dir ama hakikatte, perdenin arkasında asıl irade İsrail'dir, Yahudi milletidir. Çünkü dini kaynaktan doğan bir akaitleri var. İki, Fırat ve Dicle havzası -içinde bulunduğumuz bölge- Türklere ait değildir, bu mukaddes topraklar Yehova'nın vaadi ile Yahudilere aittir. Ta Mısır'a kadar ait coğrafya bize aittir, diyorlar. Er ya da geç bu coğrafya bizim olacaktır, diyorlar. Bu bir itikadî konudur. Nasıl bizde Amentü'nün şartları varsa, onlar açısından imanın şartlarından birisi de bu anlattığım husustur. Esas bu olunca, direkt olarak elimizden bu toprakları almaları mümkün değildir. Alamayacaklarını bildikleri için de işte dinler arası diyalog, Medeniyetlerarası diyalog, ılımlı İslam gibi bizi kendi medeniyetimizden, kendi kökümüzden koparmaya çalıştılar. Koptuk mu? Maalesef çoğumuz çok uzaklaştı. Neden uzaklaştık? İşte diyorum: "İslam gelecek, şeriat gelecek" diyerek yola çıkanlar maalesef o safa geçmiş. BOP ABD'nin ve İsrail'in eseri... Kim burada Suriye ile uğraşıyor? ABD ve İsrail... Peki, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve siyaseti kimin yanında? ABD'nin ve İsrail'in yanında... Kimin karşısında? Müslümanın karşısında... İsrail'in, Yahudi'nin safına geçti, namluyu Müslümana, Esad'a doğrulttu. "Aman Esad Şii’dir, Alevidir, katli vaciptir", diyorlar. Türkiye'de akademisyenler bile kalkıp bu konuda fikir beyan etti. Burası körün bağı, babanın çiftliği değil, sen bu konuda konuşamazsın! Senin yaptığın terbiyesizliktir.

Tek yol Ehl-i Beyt yoludur

Kur'an ayetlerine göre Sünnilik diye bir yol yoktur. Kur'an'ın tarifiyle olan Ehl-i Beyt yoludur yani Aleviliktir. Sünni ulemasından biri olarak bu konuyu her yerde ispat ederim. Varsa aksini iddia eden çıksın konuşalım, tartışalım. Kur’anî olan bir yolla biz siyaset olarak mücadele ediyoruz. Niye? Bunlar Müslüman değil! Nerede okudun sen bunu, kim sana söyledi? İşte geçmişte filan oğlu filan böyle dedi. Geçmişte bunu söyleyen bir alim varsa vallahi bu Deccal'dir. Deccal'dir, Deccal'in arkadaşıdır. Deccal o zamanda bizim siyasetimize hâkim oldu? Maalesef oldu, ne edelim şimdi... İlla hep bu Deccal'in yolundan gitmeye mecbur muyuz? Şimdi elimizin tersiyle bunları kaldırıp atmaya, Türk coğrafyasında Müslümanlar hangi meşrepten olursa olsun birlik ve beraberlik içinde olmaya var mısınız? Zaten olmaya da mecburuz. Dinimizin esasları bellidir. Bu esasları Alevi kesim de, Sünni kesim de olduğu gibi kabul etmektedir. Şii’nin iman esaslarıyla Sünni’nin iman esasları arasında fark yok... Tek fark var, o da imamet konusudur. O konuda da biz bu iki dünyanın arasını yaptığımız teville bulduk.

Şii ile Sünni arasında fark yok

Şii- Sünni farkını gerekçe kılarak 3 yıl önce Suriye’ye harp ilan ettiler. Biz ise Ehl-i Beyt kongreleri düzenledik. Tanzanya’dan, İran’dan, Irak’tan, Lübnan’dan, Suriye’den, Azerbaycan’dan, dünyanın birçok ülkesinden gelen Şii ulemanın katıldığı kongreler tertip edildi. Ayetler ve hadisler okundu. Bakıldı ki, Türk dünyası televizyonun karşısına geçip seyretti: Sünni diyor ki, benim hanımım Şii’dir; Şii de diyor ki, benim hanımım Sünni’dir. Arada fark yok. Geldik bu Türkiye’ye burası cadı kazanı… Nedir bu böyle? Bizim Şii Hocayla Sünni Hoca arasında fark yok. Şii de sarıklı ve cübbeli, Sünni de… Ne kadar da güzel. Hepsi birmiş meğer! Allah bu haydar Hoca’dan razı olsun! Hacıbektaş’ta Hacı Bektâş-ı Veli Hazretleri’ni anma kongresi yaptık. Onu tanıtmak istedik. Bayılmış insanlar vardı, onları ayıktırmaya çalıştık! O kongrede gördüm ki, Şii – Sünni kardeşlerim gerçekten kardeş oldu, olduk. Adım adım bu birlik ve beraberlik güç kazanırken, Batılı durmuyor, fitnesini kaynatıyor. Ne yapıyor: Suriye’yi vuracakmış, Esad orada Müslümanları katletmiş, kimyasal silah kullanmış! 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100