Bu haber kez okundu.

Savaşın kaderi Türkiye'nin elinde
İSTANBUL (YENİ MESAJ)? Bağımsız Türkiye Partisi Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, ABD ve İngiliz kuvvetlerinin, karşı çıkan dünya kamuoyu ve uluslararası meşruiyet kavramını hiçe sayarak Irak'a saldırı başlatması ile gündeme gelen savaş hakkında önemli açıklamalarda bulundu. Savaşın gerçek mahiyeti hakkında bilgi veren Prof. Dr. Haydar Baş, başlamasına rağmen Türkiye'nin hâlâ bu savaşı durdurabileceğini söyledi. "Türkiye'nin takınacağı tavır savaşın kaderini belirler" diyen Prof. Dr. Haydar Baş, siyasi iradeden medyaya kadar bütün kurum ve kuruluşların takınması gereken tavır konusunda yol gösterici mesajlar sundu.

Hıristiyan-Yahudi ittifakıyla

kıyamet savaşı

BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş, Irak savaşının, savaşı başlatanların deklere ettiğinin aksine Irak halkının özgürlüğü, Saddam Hüseyin zulmünden kurtarılması için başlatılan bir savaş olmadığı açıklamasında bulundu. Prof. Dr. Haydar Baş, savaşın gerçek mahiyetini şöyle aktardı:

"ABD Başkanı sayın Bush, Afganistan'dan başla~|~yan ve süresi çok uzun bir savaş olarak bunu beyan etti. Bunun bir Haçlı savaşı olduğunu, bazıları, 'ağzından kaçırdı' demiş olsa da, açık olarak dünya kamuoyuna deklere etti. Bu savaş, coğrafi konumu itibariyle de o maksadı taşıdığının çok ciddi alametlerini taşıyor. Çünkü, bu savaşın cereyan ettiği bölge, Irak, Dicle Fırat havzası, Yahudi inancına göre mukaddes arz kabul edilen bölgedir. Arz?ı Mev'ud'dur. Yahova'nın, kendilerine bahşettiği bir arazidir. Bu arazide çok ciddi bir savaşın çıkacağı, bu savaş sonrası Hz. Mesih'in, İsa'nın, yeryüzüne ineceği, gelen rivayetler arasındadır. Hıristiyanlar tarafından olaya baktığımız zaman Hz. İsa'nın gelmesine vesile olacak bir savaşın yapılması ibadet, Yahudi inancına göre baktığımız zaman o bölgeyi Müslümanların elinden alıp Yahudi asıllı insanlara teslim etmek de bir ibadettir. Dolayısıyla bir ibadet kavramı etrafında hem Yahudilerin, hem de Hıristiyanların buluştuğunu görüyoruz. Bu savaşta bir ittifak var. ABD'nin kontrolünde yürüyen bir savaş olduğunu görmüş olsak da bu savaş, hakikatte müşterek bir inancın vücuda getirdiği bir kıyamet savaşıdır. Saddam, petrol kuyuları vs. ikinci, üçüncü plandadır. Asıl gerekçe burada bir kıyamet savaşını vücuda getirmektir. Bütün dünya kamuoyu bu savaşı kabul etmemesine rağmen, böyle bir savaşta ısrarın başka hiç bir manası yoktur."

Saddam'ın zulmünden

kurtarma bahanesi

ABD'nin bu savaşta Irak'a barış ve demokrasi gGetireceği, Irak halkını Saddam'ın zulmünden kurtarmak için bu savaşı başlattığı iddialarına da değinen Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi:

"Bu savaşın asıl maksadı manevidir. İkinci maksadı da petrol kuyularını ele geçirmektir. Iraklılara huzurlu gün göstermek, Saddam'ın zulmünden kurtarmak filan değildir. Saddam'ın zulmü geçmiş dönemdeydi. 15 sene önceki Saddam, hakikaten zalimdi. Saddam nasuh tevbesi etti. Saddam ciddi bir dönüş yaptı. On sene evvel, Türkmen kardeşlerimize de cok ciddi zulümler yaptı. Kürt kardeşlerimize de zulümler yaptı. Bu doğrudur. Ama şimdi Saddam öyle bir dönüş yaptı ki, 'Bana kendi halkımdan başka destek, yardımcı yok' dedi. Zalim olduğu dönemde ABD, Saddam'ın arkasındaydı. Kimyevi, biyolojik silahları, o dönemde ABD ve AB ülkeleri verdi. Saddam bunları o dönemde kullandı. Ne zaman döndü, adam oldu, bunlar da onun karşısına geçti. Bunlar zulme karşı değiller. Kendisine uşaklık yapmadığı için Saddam'a karşılar. Eğer uşaklık yapsa, Saddam, gene onların el bebek, gül bebeği olacaktı."

AB ve ABD, Irak'a girmemize

neden karşı?

Türk ordusunun Kuzey Irak'a girme hakkı konusunda ABD ve AB'nin, bu girişi kabul etmez tavırları hususunu da değerlendiren Prof. Dr. Haydar Baş, AB ve ABD'nin aynı telden çalan bu yaklaşımını şöyle tahlil etti:

"Gerek AB, gerek ABD'nin, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Türk vatandaşlarının menfaatine bir tavır alacaklarını beklememiz, çok ciddi bir yanılgıdır, bir gaflettir, vehimdir. Ne AB, ne de ABD, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve milletinin yanında olamaz. Bu bir kuraldır. Bizim bu dünyalarla temelde bir iman, bir kültür, bir medeniyet farkımız var. Yani bizim akaidimiz, kültürümüz, örfümüz, adetimiz, kısaca medeniyetimiz ABD ve AB'den farklıdır. Onun için böyle bir olayda bizim yanımızda olabileceklerini beklemek çok ciddi bir yanılgıdır. İleriyi görmemek, ilim, kültür ve siyaset adamı olmamak demektir."

" 'ABD, bizim müttefikimizdir, stratejik ortağımızdır' deniliyor. Halbuki bilhassa bu olayda ABD'nin tek stratejik ortağı vardır, o da, İngiltere'dir. Stratejik ortak, elçisini, devamlı surette, ortağının Başbakanına, Hariciye Bakanına, vekillerine, Demokles'in kılıcı, kontrol memuru gibi gönderip, fırça attırıp durur mu? Bu nasıl iştir? Buna nasıl bir tavır koymayız? Bunun güçle, kuvvetle alakası yoktur. Bunun yürekle alakası vardır. Milleti temsil etme veya etmemekle alakası vardır. Milleti temsil edersen o milletin has yüreğini yüreğinde taşırsın. Gereken tavrını koyarsın. Kemal Atatürk bu tavrı koymamış mıydı? Zengin miydi? Silahı mı vardı? Etrafında gücü mü vardı? Ama bu milletin imanı, örfü, inancı, onun inancıydı; ortaya onu koydu. Hangisi gelip ona fırça atabildi? Veya hangisi gelip önünde eğilmedi? Televizyonlarda birtakım emeklileri seyrettim, şaşırdım, kaldım. Sanki ABD'nin paralı elemanları veyahut da bedava avukatları idiler. Farklı bir millet, geçmişi ortada olan ABD'nin yanında bu derece nasıl olabiliyorsun? Coğrafya, medeniyet, din birliğinin olduğu bölgedeki insanlardan koparak oranın menfaatlerini nasıl tellal gibi seslendirebiliyorsun? Halbuki 'ciddi bir yanlışlık, bir gasp var' diye haykırman lazımdır. Yayın organlarımızın bu zulmü seslendirmesi ve durdurması lazımdır. Dünya kamuoyu bunu, nefretle, lanetle karşılıyor. Bizim basın ve yayına göre ise her şey güllük gülistanlık. Halkımız nefret, lanet ediyor, sokaklara dökülmüş durumda. Sen niçin halkının tercümanlığını yapmıyorsun? Senin vazifen, bu milletin aynası olup onun duygu ve düşüncesini yansıtmak değil mi?"

Türkiye bu savaşı halâ durdurabilir

Irak'a saldırının başlatılmasından çok önceleri yaptığı açıklamalarda, Türkiye'nin bu savaşı durdurabileceğini söyleyen ve bu görüşünde ısrar eden Prof. Dr. Haydar Baş, savaşın başlatılmış bulunmasına rağmen dahi hâlâ Türkiye'nin bu savaşı durdurabileceğini belirterek şunları söyledi:

"Türkiye bu savaşı durdurabilir, hâlâ da durdurabilir. Siz, Türkiye Cumhuriyeti Devletini ve Türk Silahlı Kuvvetlerini ne zannediyorsunuz? Eğer biz taşıdığımız değeri bir bilmiş olsak, Asya'da, Ortadoğu'da olabilecek bütün hadiseleri önleyebilecek bir iktidara sahip olduğumuzu rahatlıkla görebiliriz. Yani bizim takınacağımız tavır savaşın kaderini belirler. Artı, hangi insan, hangi rütbede olursa olsun, Türk gücüne, iradesine güvenmesi lazımdır. 'Bizim gücümüz buna yetmez'miş!. Tabii kenara çekilip durursan gücümüz buna yetmez. Hani Kuzey Irak'ta kurulacak olan bir devlet savaş sebebi olacaktı. Bu sözü söyleyen sen değil miydin? O sözü söylediğin zamandaki yüreği ortaya koy, bak neler oluyor. Bence, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kapılarını kapamakla ABD'nin ipini Irak devletinin çekeceğinin belirgin durumu ortaya çıkmıştır. Türkiye kapısını açmasın, bu savaş, eninde sonunda ABD'nin aleyhine bitecektir. Ne kadar güçlü ordularla oraya taarruz ederlerse etsinler böyle olacaktır. Çünkü ortada bir halk savaşı var. Rejimi değiştirmek, filan, hepsi yalandır. Millet seni kabul etmiyor. Sen kimin adına rejim değiştireceksin? Rejim değişecekse buna halkın karar vermesi lazımdır. Halk bunu bir istiklal mücadelesi olarak görüyor. Amerika'nın yapacağı iş, büyüklüğüne yakışır şekilde Irak'tan geriye dönmektir. Aksi takdirde zulm ile payidar olunmaz."

Nihaî hedef Türkiye
BTP Lideri Prof. Dr. Haydar Baş, yaptığı açıklamada, Irak'la savaşın bir başka boyutuna değinerek yine daha önceleri, 1991 Körfez Savaşı'ndan bu yana söylediği gibi bu savaşta asıl hedefin Türkiye olduğunu ifade etti. Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin asıl hedef oluşunun niçinini şöyle anlattı:

"Bu bölgenin en güçlü devleti Türkiye Cumhuriyeti Devleti, fevkalade yetişkin milleti Türk milletidir. Kabul etsek de etmesek de olay budur. Bu coğrafyanın sahibi Türklerdir. Gerek Ortadoğu, gerek Balkanlar, gerek Kafkaslar, hatta Türk cumhuriyetlerinin bulunduğu dünya tasarruf olarak Türkiye Cumhuriyeti Devletinin ve Türk milletinin mirasıdır. Bunları çok iyi görelim. Siz, işin özünü kaybetmediğiniz, yok etmediğiniz müddetçe toprağa atılmış tohum gibi o, neşvünema bulacaktır. Tohum toprak altında çatlayacak, ortaya koca bir millet, koca bir devlet çıkacaktır. Eğer biz bunu görmüyorsak, kesinlikle yabancılar da bunu görmüyor manasını çıkarmayalım. Batı dünyasında, Doğu ile Batıyı birbirine bağlayan köprüyü çok iyi görüyorlar, bu milleti çok iyi tanıyorlar. Bu milletin geleneğinde 16 imparatorluk, 56 devlet, hanlıklarla beraber devlet çapında 100 küsur devlet oluşturmuş bir medeniyet birikimi var. Bu millet öyle basit bir millet değil. Ben, sen tarih okumuyoruz. Onun için ne olduğumuzu da bilmiyoruz. Fakat başkalarını kör, sağır zannetme. O bakımdan bu coğrafya üzerinde hesabı olanlar, hemen gözünü açtığında, bu milleti karşısında görüyorlar. 'Bunu yok etmemiz lazım ki bu coğrafyada söz sahibi olalım. Aksi takdirde bu tohum yer altında çatlar, başımıza bela olur' hesabı yapıyorlar."

K.Irak'ta ne yapılmalı?
Siyaset ilminin geleceği görmek, buna karşı projeler üretmek sanatı olup, liderlerin atılım yapmasının milletin gücüne inanmasına bağlı bulunduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, Kuzey Irak konusunda yapılması gereken hakkında şöyle yol gösterdi:

"Bu millete inandığınız zaman Allah, basiretinizi de açar. Bizim en büyük noksanımız millete güvenmemek, inanmamaktır. O bakımdan maalesef olayları hep arkadan takip ediyoruz. Biz bu millete güvenmiş olsaydık, bize, 'Kuzey Irak'a giremezsin' diyemezlerdi. Eğer bizim siyasi irademiz millete ve onun güçlerine inanıyor ise Kuzey Irak bölgesi için geçmiş dönemde söylediği sözü bugün yerine getirmesi gerekiyordu. Türkiye'nin şu anda yapacağı iş şudur: Türkiye, kendi sınırlarımızda bir güç birliği oluşturacak, Musul'da bir güç birliği bulunduracak. Koridor arasına şaibeli insanları alacak. Bunun adını söylemiyorum. Şaibeli insanlar, yanlış bir şey yaptığı zaman gece hepsinin evinin kapısını çalacak, tek tek silahlarını toplayacak. Türk Silahlı Kuvvetlerimiz bunu yapacak iktidardadır. Ondan sonra yüreğin varsa Musul'a oturacaksın. Oturduğun zamandan sonraki siyaseti sana zaman gösterecek. Türk Silahlı Kuvvetlerini konuşurken biraz durmak lazımdır. Yabancılar, Türk Silahlı Kuvvetlerini Amerikan ordusundan daha güçlü görüyorlar. Biz kendimizi görmüyoruz. Dünyanın en güçlü silahı insandır. Teknolojik üstünlüğü kullanacak irade insandır. Sen bunu kaybettiğin zaman silah bir işe yaramaz. Kuzey cephesi açılmasın, Irak'ta bunu göreceksiniz. 8 milyon insanın silahlanmasının manası ortaya çıkacak."
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100