04 Eylül 2005 Pazar 00:00
328 Okunma
?SESSİZ' TERÖR

Önce ''vaziyet ve manzara?i umumiye''.
Başbakan Diyarbakır'a 4000 polis eşliğinde gitti; Kürt Sorunu dedi, Kürt varlığı dedi.
PKK bir aylık ''eylemsizlik kararı'' aldı.
Batman, Tunceli ve Maçka'da çatışmalar yaşandı. Suriyeli, Ermeni ve İranlı PKK'lılar yakalandı. Suriyeli teröristin leşini Suriye'ye teslim eden Belediye Başkanı ''Bu bizim milli çeyizimiz'' dedi.

~|~ Önce ''vaziyet ve manzara?i umumiye''.
    Başbakan Diyarbakır'a 4000 polis eşliğinde gitti; Kürt Sorunu dedi, Kürt varlığı dedi.
    PKK bir aylık ''eylemsizlik kararı'' aldı.
    Batman, Tunceli ve Maçka'da çatışmalar yaşandı. Suriyeli, Ermeni ve İranlı PKK'lılar yakalandı.
    Suriyeli teröristin leşini Suriye'ye teslim eden Belediye Başkanı ''Bu bizim milli çeyizimiz'' dedi.
    Batman'da Beşiri çatışmalarında ölen teröristler için gösteri yapıldı; ''Burası Kürdistan?Türkiye değil'' sloganları atıldı.
    Bunların hepsi, 2005 yılının 30 Ağustos'undan önceki son on gün içerisinde gerçekleşti.
    Siyaset erbâbı ile ciheti askeriye bu süreç içinde farklı düşünce, tavır ve davranış sergiledi.
    Genelkurmay Başkanı, ''Hükümetle son derece uyum içerisindeyiz'' şeklinde bir açıklama yapmadığını belirtmek lüzumu hissetti.
    Asker yoğun bir şekilde devir teslim törenleri ile meşguldü. Vangelis'in müziği eşliğinde şişelere üniforma giydirildi.
    Biz derhal; hâlâ Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet'te yaşadığımızı zannederek ''BU 30 AĞUSTOS; BATMAN BİR GÜNLÜĞÜNE MERKEZİ HÜKÜMET OLMALIDIR..'' önerisini getirdik.
    Ve 30 Ağustos gününü heyecanla bekledik.
    Fena halde yanılmışız..
    Meğer her yer güllük gülistanlık imiş.
    Gene her yılki gibi geçit törenleri yapıldı, gene davetiyedeki kıyafet zorunluluğuna uymayan protokolün ve cümle AB'ci basının davetli olduğu resepsiyonlar verildi.
    Resepsiyonla ayni saatlerde Erdoğan, bayraksız bir fonda ''Ulusa'' Seslendi.
    ''Türkiye, son 33 ayı büyük bir değişim hareketini, adeta bir 'sesiz devrim'i adım adım gerçeğe dönüştürerek geçirdi'' dedi. ''Dünya devletleri içinde birinci ligdeki yerimizi aldığımızı'' da sözlerine ekledi. ''Geldiğimiz bu noktadan asla tatmin olmayacağız. Ancak bu büyük değişimin keyfini çıkarmanın, büyük gururu yaşamanın da her vatandaşımızın hakkı olduğunu düşünüyorum'' diye sözlerini bitirdi.
    Böylece hem yazının başına ''Sessiz Devrim''in ''Sessiz''ini alma zorunluluğu doğdu, hem de içimize ''Acaba biz başka bir ülkede mi yaşıyoruz'' şüphesi düştü.
    Bütün dış politik problemlerinde havlu atan, istiskal edilen; içeride de ''Burası Türkiye değil'' noktasına gelen Türkiye'de Başbakan; ''Keyfini çıkarın'' diyor.
    Bir devrim yaşadığımız su götürmez de kimin açısından.
    Mozaikçi ve bölücülerin eteklerinin zil çalmasına bakılırsa 3 Ekim süreci onlar için hakikaten bayram.
    Bizim için ise ''her gün.''
    Bizim; ''BU 30 AĞUSTOS; BATMAN BİR GÜNLÜĞÜNE MERKEZİ HÜKÜMET OLMALIDIR..'' dediğimiz olaya Erdoğan şöyle yaklaşıyordu:
    ''Fazla büyütmemek lazım. Toplama kalabalık, bindirilmiş kıtalar arkalarında kamuoyu desteği yok''..
    Aynı 84'te Özal'ın; ''Üç?beş çapulcunun işi, büyütmeyelim'' deyip tatiline devam etmesi gibi bir ''önemsemezlik?küçümseme'' havası içinde.
    Özal da o zaman ''Türklerin bir şeyler fark etmemesi'' telaşında idi.
    Özkök; ''Batman'daki olayları benim ayrıca değerlendirmeme gerek var mı? Her şey ayan beyan ortada değil mi? Herkes, sorumluluğunu idrak etmeli. Bütün aktörler ne yaptığının farkına varmalı. Bu tabii çok önemli bir konu'' diye ''ortaya'' konuşuyordu.
    Aynı, Kıvrıkoğlu'nun Öcalan'ın idamı ile ilgili bir soruya verdiği ''Bize sormayın, biz tarafız, oyumuz belli'' cevabı gibi.
    Genelkurmay Başkanları acaba böyle hayati konularda ''nötr'' olmayı, her yana çekilecek cevaplar vermeyi ''ince siyaset'' veya ''siyaset dışı görünüm vermek'' mi zannediyorlar?
    Gene en açık ve net açıklamayı gazeteciler Büyükanıt'ın ağzından zorla aldılar, sonra da lâfı didiklemeye başladılar:
    Kara Kuvvetleri Komutanı Batman'daki PKK yanlısı DEHAP eylemleri için ''Türkiye Filistin haline getirilmek isteniyor'' dedi ve Türkiye için en kötü senaryonun Türkiye'nin 'Filistin haline getirilmek istenmesi' olduğunu söyledi. Büyükanıt, ''Getirilebilir mi?'' sorusuna ''Hayır, isteniyor'' demekle yetindi. ''Gerginliği büyütmemek lazım. Bu eylemler organizasyonun bir parçası. Bir parçası da yasal bir parti. İş basit bir PKK olayı değil. Çok büyük bir oyun oynanıyor. Bunun bir parçası olmayalım'' diye ilâve etti ve TSK olarak, terörizmle mücadele ettiklerini belirterek, ''Bu uğurda gerekirse canımızı veririz'' dedi. Silahlı mücadelenin terörle mücadelenin en kolay yolu olduğunu anlatan Büyükanıt, ''Bizim işimiz, güvenlik boyutu. Diğerleri için yorum yapamayız. Ancak, terörle mücadele eden kuvvetler, yani TSK zaman zaman hedef oluyor'' yakınmasında bulundu. Doğu ile Batıyı bir bütün olarak analiz etmek gerektiğini, bölgedeki herkesin Türkiye vatandaşı olduğunu hiçbirine kötü niyetle yaklaşmadıklarını vurgulayan Büyükanıt, ''Ama birileri ajite ediyor. Bir kalkışmaya çeviriyorsa, buna başka bölgelerden reaksiyon geliyorsa, bu Türkiye'nin felaketi olur'' diye konuştu. Büyükanıt, ''Her zaman görmek değil, iyi anlamak da lazım. Bana verilen görev ve yetkiler çerçevesinde terörle mücadele ederim, başka bir şey söylersem Allah beni çarpar'' dedi.
    Erdoğan'ın Kıbrıs'ı Lübnan'la ve oradaki Türk Silahlı Kuvvetlerini; Lübnan'ı işgal etmiş olan Suriye ile özdeşleştirmesine ses çıkarmayan zihni ve fikri devşirilmişler derhal lâfın üzerine atladılar.
    Halbuki Büyükanıt Türkiye'yi Filistin'e benzetmemişti; dışarıdan tahrikle Türkiye'nin Filistinleştirileceğini anlatmak istemişti.     Orgeneral Büyükanıt'ın cevaplarını tekrar okuyun.
Tabii tartışmaya; Meclis Başkanı'nın da katılması gerekiyordu ve o da uygun bir zaman aralığı bulup fikir beyan etti.
    Arınç barış ve demokratikleşme için sadece cesaret gerektiğini belirterek; "Son günlerde sıkça çokça tartışılan konu Kürt sorunudur. Bu sorunların çözümü için daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük gerekiyor. Bunları elde etmemiz için önümüzde çok da fazla engel yok. Barış için, özgürlük için, demokratikleşme için sadece cesaret gerekiyor. Bence ihtiyacımız olan tek şey de budur. Cesurca adımlar atmak gerekiyor. Korkulardan sıyrılmak gerekiyor. Zaten demokrasinin tariflerinden birisi de budur. İşte o zaman ihtiyacımız olan gerçek özgürlüğe kavuşabiliriz" dedi.
    Ve beni de ister istemez 1925 Şeyh Sait isyanına götürdü:
    İsyan başlayınca Başbakan Fethi Bey'e; çok partili hayatı denemenin daha erken olduğu düşüncesiyle Terakkiperver Fırka'nın kapatılması gerektiği ''söylenir''.
    Fethi Bey Fırka Reisi Kazım Karabekir Paşa ve Umumi Kâtip Ali Fuat paşa ile Rauf Bey'i davet ederek; ''Size fırkanızı kendi kendinize dağıtmanızı tebliğe beni memur ettiler. Dağıtmazsanız, geleceği çok karanlık görüyorum. Kan dökülecektir'' der.
    Devam eder; ''Sizinle bu surette konuştuğuma çok müteessirim. Bilirsiniz ki ben, her türlü örfî muamelelerin karşısındayım? azınlıkta kalacağımdan korkuyorum. (''TEK ADAM. Ş.Süreyya Aydemir. Cilt 3. Sayfa 217)
    ''(Gruba) Paşa davet edildi. Geldi. Gazi kararlıydı ve daha ilk bakışta görülüyordu ki, o Fethi Bey'in görüşlerine katılmamaktadır. Şu sözleri, olayların akacağı istikameti gösteriyordu:
    ''Milletin elinden tutmağa lüzum vardır.İnkılâbı, başlatan tamamlayacaktır.'' (S. 219)
    Grubun kararı kendiliğinden belirdi, Fethi Bey kabinesi istifa etti. Gazi yeni kabineyi kurmaya İsmet Paşa'yı memur eyledi. (Aynı sayfa).
    İsmet Paşa'nın bu ikinci başbakanlığı konusunda bir de rivayet vardır.
    Gazi Paşa Anadolu Klubünde sohbet etmekte, ileride bir masada da Başbakan Fethi Bey briç oynamaktadır. Yaver Gazi'ye gelerek Doğudan gönderilen ve isyanın başladığını belirten telgrafı getirir.
    Okur, hiç ses çıkarmadan telin gözleriyle başbakana götürülmesini ister.
    Fethi Bey teli alır, okur, o da ses çıkarmadan oyuna devam eder.
    Gazi kalkar ve çıkar.
    Derler ki; İsmet Paşa'nın başbakanlığına karar verildiği an, işte o andır.
    Gazi Paşa'nın şimdi hayatta olmadığına hayıflanmanın ve şimdi de hâlâ onu arıyor olmanın boş bir hayâl olduğunu biliyoruz.
    Ama Fethi Paşa'nın 'Her türlü örfi muamelenin karşısındayım'' sözlerini ister istemez Arınç'ın ''Bu sorunların çözümü için daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük gerekiyor'' sözleriyle; yine Fethi Paşa'nın isyan telgrafını okuduktan sonra hiçbir şey olmamış gibi oyuna devam etmesini de Erdoğan'ın; ''Fazla büyütmemek lazım. Toplama kalabalık, bindirilmiş kıtalar arkalarında kamuoyu desteği yok'' sözleriyle mukayese etmeden olmuyor.
    İş kalıyor; ''Milletin elinden tutmağa lüzum vardır.İnkılâbı, başlatan tamamlayacaktır'' tavrını ortaya koyacak kararlı ve gür bir sese?
    Millet, Türk milleti elinden tutacak olanı arıyor.
 
 Hüseyin Mümtaz
  www.giresungazete.net
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100