16 Aralık 2001 Pazar 00:00
194 Okunma
Şiddet kaynağı Batı
Bugün Analiz'de 11 Eylül'deki saldırılardan sonra kaleme alınan en dikkat çekici, en anlam yüklü makalelerden biri olan bir yazıya yer vereceğim. Belki bu uygulama basın alanında pek görülen bir durum değil ama bu makaleyi Siz aziz okuyucularımın ilgisi sunabilmenin başka bir yolunu da bulamadım. Aşağıda dikkatinize sunduğum makale İran'da 1979 yılındaki İslam Devrimi sonrasında cumhurbaşkanlığı görevini yürütmüş Ebul Hasan Beni Sadr'a ait. 1980?1981 yıllarındaki İran Cumhurbaşkanı olan, ardından Humeyni ile anlaşamadığından Fransa'ya giden ve hala orada yaşayan Sadr'ın bu yazısı bundan bir süre önce etkili Fransız gazetesi Le Monde'da yayınlandı. Entellektüel bir kimliği olan Beni Sadr, 11 Eylül'deki saldırıları farklı zaviyelerden ele alıyor ve şiddetin kaynağının Batı dünyası olduğunu açık bir şekilde, müdellel olarak ortaya koyuyor:

"Reagan 1980 başkanlık seçimini Humeyni'yle yaptığı gizli anlaşma sayesinde kazandı. Reagan'ın danışmanları Carter'a karşı yürütülen kampanya sırasın~|~da İranlı yetkililerle temasa geçip seçim gününe kadar rehinelerin serbest bırakılmamasını istemişti. Lübnan'daki Fransız rehineler de 1988 yılındaki seçimlere malzeme yapıldı.

Bugün de New York ve Washington'a yapılan saldırılar Bush ve Blair tarafından hem dış hem de iç politikada kullanılıyor. Fransa'nın önümüzdeki başkanlık seçimlerinde de güvenlik konusu muhtemelen seçmenlerce en önemli konu sayılacak.

Şiddet eylemlerine karşı yapılan konuşmalar, köktendinci görüşlere bu eylemlerin gerekçesini açıklamaları için bir açık kapı bırakmış oldu. Böylelikle, Batılılarla köktenciler arasında kaçınılmaz bir işbirliği de doğmuş oldu.

Reagan'la Humeyni taraftarları arasında gizli bir anlaşmanın yapılmış olması bir raslantı değil. Afganistan'da da Taliban'ın siyasi güç haline gelmesi, hem ABD'nin hem de Britanya'nın dış politikadaki ihtiyaçlarına cevap veriyordu: bölgede kendi çıkarları yönünde hareket edip iç politikada köktennciliğe 'tarla korkuluğu' gibi davranmak. Benazir Butto'nun da dediği gibi, Taliban fikri İngilizlerin, yönetimi Amerikalıların, parası Suudilerindi, hayata geçirmek de Pakistan'ın işi oldu!

Berlusconi biliyor

Şiddete karşı egemen bakış açısı, köktenci bakış açısından besleniyor. Köktenci bakış açısı sadece diğerini güçlendiriyor. Egemen ise köktencilere referans yaparak genel kargaşa ortamında destek topluyor. Bu anlamda, Silvio Berlusconi, ne dediğini çok iyi biliyor.

Köktennci bakış açısı diğer taraftan da, şiddetin Batı'ya ithal edildiği duygusunu yaratıyor. Oysa gerçekte kaynağı Batı olan şiddet sonunda kaynağına dönmüş bulunuyor. ABD'ye göre, uyuşturucu ticaretinin yüzde 90'ı Afganistan tarafından yapılıyor. Ama, afyon savaşı ilk olarak İngilizler tarafından Çin'de başlatıldı. CIA ve ISI (Pakistan gizli servisi) Sovyetler'e karşı Afganistan'daki savaşı finanse etmek için uyuşturucu ticaretini destekledi. Uyuştucu ticaretinden elde edilen 500 milyar dolarlık paranın çoğu Batı ekonomisine gitti.

Hep o parmak

İran'da 1953 tarihindeki hükümet darbesi CIA tarafından kışkırtıldı. 1981 yılında benim insanıma karşı yöneltilen darbe de ABD'nin katkısı olmadan gerçekleştirilemezdi. Irak'ta, mafya Baas partisinin ve Saddam Hüseyin kabilesinin iktidara gelmesi de ABD'nin desteği olmadan başarılamazdı. Afganistan'da Taliban yönetimi ve Usame bin Ladin de ABD'nin ve ortağı Pakistan'ın yaratımı.

Dünya düzeni, yönetenin ya kendi politikasını ihraç etmesi ya da var olanı yok etmesiyle oluşup gelişiyor. İşte bu nedenle Amerikan gücü bir 'süper adamı' ihraç etti ve ona karşı bütün dünyanın desteğini aldı.

Batı, Usame bin Ladin'i terörist ilan ederek, milyarlarca insanın bu kişinin yakalanmasına ve öldürülmesine yardım edeceğini düşünüyor. Afgan halkı ve bütün dünyanın şu sorunun cevabını bilmeye hakkı var: Niye Taliban şiddetini Afgan halkına yöneltti ve bu şiddet Şah Mesud'u katlederken neden ABD ses çıkarmadı?

Müslüman ülkelerde, ne zaman insan hakları ve halka saygıyla despotizm arasında bir seçim yapılması gerekse hep otoriter rejimler kazandı. İnsanlığın çoğunluğunun, Batı gibi düşünmediği ve Batı'yı şiddetin, aşağılanmanın ve acının kaynağı olarak gördüğünün anlaşılmasının zamanı geldi.

Amerikan süper gücü dünyayı besleyemez. Bu güç artık, halkların kendi kendilerini yönetmeleri gerektiği gerçeğini kabul etmeli. Batı niye, şiddetin ve acının ve Güney'den Batı'ya akan kapitalin bir gün dünyanın başına bela olacağını hiçbir zaman düşünmedi? Batı, zenginlerin egemenliğini haklı çıkarmak için gezegeni farklı kategorilere ayırıyor: siviller, insan haklarına saygı duyma kapasitesine sahip olanlar ve gelişebilenler, diğerleri! Bizim ülkelerimizde, halkın haklarına sahip çıkmaması nedeniyle, haklara saygının olmadığı söylenmek isteniyor.

Ama Batı, halk kendi haklarına sahip çıkamıyorsa, bu zayıflıktan yararlanılmaması, aksine onlara yardım edilmesi gerektiğini unutuyor. Aslında diğerlerinin kapasitesizliği kendilerine yönetme gerekçesi veriyor.

Batı niye şu ana kadar, Saddam Hüseyin'in 1980 yılının eylül ayında İran'a saldırmasından sonra neler kaybettiğimiz, kaç kişinin öldüğü konusunda hiç yorum yapmadı? Thatcher hükümetinin savunma bakanı, bu savaşın ingiliz çıkarları doğrultusunda olduğu, Irak ve İran'ın buna devam etmesi gerektiği açıklamasını yapıyordu. Sekiz sene süren bu savaş milyonlarca kişinin ölümüne neden oldu..

Şiddetin kaynağı

Niye Batı şiddet kullanarak, Filistin topraklarında dine dayalı İsrail diye bir devlet kurdu? Bu devlet, Ortadoğu'da 50 yıldır yaşanan şiddetin kaynağı. Bu devlet, şiddetinin gerekçesini dine dayandırıyordu. Ne diye bu şiddeti sanki İslam ve Müslümanlar yapmış gibi gösteriliyor?

Bizim halklarımız da kendi sorumluluklarını bilmeli: Dikta rejimlerini devirerek, yerine demokratik rejimler kurabilirler. Nasıl? Kör şiddet, Kuran'ın emirlerinin tam tersi. Afganistan, İran, Irak'taki gerçekler, şiddetin yayılmasıyla bizim ülkelerimizde insan haklarına ve özellikle de kadın haklarına saygı gösterilmemesi arasında doğrudan bir bağlantının olduğunu gösterdi.

Şu bir gerçek ki manevi İslam'ı yasaklarsanız, ortaya Hamaney'in, Bin Ladin'in ve Molla Ömer'in temsil ettiği İslam çıkar.

Çare demokraside

Gerçek mücadele, yönetenlerle yönetilen arasındaki ilişkinin serbestleştirilmesi. Bizim amacımız, bir ekonomi programı, bağımsız politika, sosyal adalet oluşturarak insanların özgürce kendilerini ifade edebildiği bir ortamda, ötekine saygıyı da sağlamak olmalı. Biz, manevi İslam'ın, özgürlüğün bulunduğu demokrasiler oluşturmak durumundayız. Halkımız aynı zamanda, 'Demokrasinizi kuracağız' bahanesiyle, dışarıdan ülkelerini yönetmek isteyenlere karşı da mücadele etmek, onları engellemek durumunda. Afganlar, yönlendirildiler, dış güçlerce bölündüler. Halbuki, yaşamlarını istedikleri gibi sürdürebilme ve özgürlüğe kavuşma hakları var. Aksi takdirde, ne o bölgede ne de başka yerde barış sağlanabilir. Terörizmle mücadele etme adına, Sovyet işgali sırasında zaten katledilmiş bir halkın, yok edilmesi, kabul edilemez.

Ne yapmalı?

Terörizme karşı mücadele şunları gerektiriyor:

ë Daha şeffaf bir yaklaşım benimsenmeli. ABD, kendi süper gücünü koruyabilmek için tam anlamıyla şeffaf olmayan bir tavır takınıyor.

ë İç politikada kazanabilmek için şiddete başvurulmasın. Yıllardır, 'Batı'nın çıkarı olmasa şiddetin şimdiye kadar durmuş olacağı' sözlerini tekrar edip duruyorum.

ë Terörizmin asıl nedenleri ortaya çıkarılsın. Oysa Batılı politikacılar, şiddete karşı konuşurlarken hem Batı uygarlığının üstünlüğünden bahsediyor hem de İslam'ı suçluyor.

ë Adaletin daha iyi işletilmesi için uluslararası bir mekanizmanın oluşturulması gerekiyor. 11 Eylül saldırılarının ertesi günü, ABD meşru savunma hakkından bahsederek, kendini yargıç konumuna soktu. Bir misillemenin koşullarına ilişkin kararı uluslararası bir mekanizma karar verseydi daha iyi olmaz mıydı? Ama ABD, aynı zamanda, Iraklılar, İranlılar, Şilililer vb.. Amerikan politikasının kurbanı olmuş tüm toplumların da meşru savunma hakları bulunduğunu unutuyor mu?

Güce yer yok

Barış ve adalet ve insan haklarına saygı, yönetenlerle yönetilenler arasındaki ilişkilerin düzenlemesi ile mümkün olabilir. Temel ve evrensel hakların korunmasını ve şiddetin önlenmesini ancak güç kullanımını dışlayan bir dünya politikası sağlayabilir."

ANALİZ: Recep BAHAR
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100