11 Ekim 2005 Salı 00:00
653 Okunma
Sihirli kelime 'diyalog'
İster dinlerarası, ister medeniyetlerarası, olsun, içinde o sihirli kelime "diyalog" varsa gaye aynı. M.Karabacak'ın yazısı... ~|~

KELİME OYUNLARI

Gerek "Kültürlerarası Diyalog" adı altında yapılan toplantılara, gerek, "Medeniyetlerarası Diyalog" adı altında yapılan toplantılara ve gerekse de "Dinlerarası Diyalog" adı altında yapılan toplantılara, neredeyse aynı tip insanların, bir başka ifadeyle belli misyonun adamlarının katılıyor olması sizce de tuhaf değil mi?
Peki o zaman niye isimler farklı?

İsmi değiş; işleme devam et

"Ben duruma göre vaziyet aldım. Yahudi ile Yahudi, Hıristiyan'la Hıristiyan, Budist'le Budist göründüm..." diyerek Hıristiyanlık felsefesinin/misyonerliğin temelini atan Bavlos tarzı bir yaklaşım mı bu?
Bir başka şey daha var üstünde durulması gereken.
Hani bir Anadolu tabiri var ya; kocamın ismi Nazır, biri giderse diğeri hazır."
Diyelim ki, "Dinlerarası Diyalog" ile ilgili aleyhte bir durum mu oluştu, hemen ismi değiş, işleme devam et.

Ortak amaç Hıristiyanlığı yaymak

"Dinlerarası Diyalog" başlığı ile yapılan toplantılar, İslam ülkelerinde yapılıyor. Mesela yakın zamanda Afrika'da yapılan bu muhtevada bir toplantının ismi; "Yeryüzü Dinleri" imiş. Sizin anlayacağınız, bütün etkinliklerde gaye aynı; "İsa Mesih'in kurtarıcı mesajını tüm insanlığa ulaştırmak."
Kilisenin organize ettiği bu etkinliklerde isimler farklı da olsa gaye yukarıdaki cümlede saklı.
İster dinlerarası, ister medeniyetlerarası, isterse de kültürlerarası olsun, içinde o sihirli kelime "diyalog" varsa gaye aynı, Hıristiyanlığı yaymak.
Tarifte de var. Ne demişti Papalık bu çalışmalar için; "Gaye İsa'ya iman, İncili yaymak ve Hıristiyan olmak."

Hepsi tesadüf!

Unutulmasın ki, iman edilecek İsa peygamber İsa değil, Rab/ilah/Tanrının oğlu İsa'dır.
Sizin anlayacağınız, bütün bu etkinliklerde gaye bir, ismi farklı da olsa.
Son bir not. Bilgi Üniversitesi'ndeki "Ermeni Soykırımı" isimli etkinlikle, aynı tarihe denk düşen "1. Hatay Medeniyetler Buluşması"nı birbirinden kopuk, ilgisiz iki etkinlik diye mi düşünüyorsunuz?
Yanılıyorsunuz.
Peki, papazlı, hahamlı, kardinalli iftar programlarıyla, tuhaf fetvalı TV ramazan programları da mı birbirinden ilgisiz?
Hayır.
Peki ya türkülü?şarklı, sazlı?cazlı, 'Harem'li?'Hicazlı' programlar?
Bunlar da birbirinden ilgisiz!
Peki ya, bir tarafta yüzünden "nur" damlayan sunucu, karşısında büyük bir fıkıh alimi(!) ve yan köşede ise pazarcı tezgahından kalkmış gelmiş bir bayan şarkıcı?türkücü ile sunulan iftar/sahur programları hakkında nedir görüşünüz?
Peki ya, şarkılı?türkülü kandil kutlamaları?
Bunlar da mı ilgisiz diye düşünüyorsunuz?
Devam edin o zaman.
Ama unutmayın. Bütün bunlar "Protestanize edilmiş Müslümanlık" başlığı altında alınmış kararların uygulama şeklidir.


21 Ekim 1999 tarihinde Hadiseleri İcmal Dergisi'nin organize ettiği Millî ve Dinî Bütünlük Kurultayı'na katılan "solcu" Aytunç Altındal LAMBETH KONFERANSI KARARLARI IŞIĞINDA TÜRKİYE'DE HIRİSTİYANLIK" başlığı altında bir tebliğ sunmuştu.
Ara not: Altındal'a "solcu" diye yafta vuranlar, işin garibi umutlarını "futbolcu" zümresine bağlayıp onlar sayesinde meşruiyet kazanmaya çalışıyor.
Bir kısmını bugün okuyacağınız o tebliğde bakın neler var;


"...Bu Cumhuriyet bizimdir. Bizden başkasına da ait olamaz. Niçin? Çünkü, dibacesinde, başlangıcında, bunun milli ve dini bütünlük ile kurulmuş olması söz konusudur. Yani Müslüman kesim askeriyle, siviliyle Cumhuriyetin kurulmasında birinci derecede rol oynamıştır.
Cumhuriyet bizim ise, yani bir hanedanlık değil ise veya bir başka güce ait değilse, bu Cumhuriyete sahip çıkmak da bizim görevimizdir. Niçin bizim görevimiz? Çünkü Türkiye'den başka bir ülke yok. Buradan, Türkiye'den bizleri şu veya bu şekilde dışlamak, bizleri mümkünse yeniden Orta Asya'lara göndermek arzusunda olanlar çok, pek çoktur. Sadece Hıristiyan veya Yahudi alemi de değildir. Kendi içimizde de böyle adamlar çoktur. Öyleyse bu mücadelenin çok boyutlu ve çok yönlü olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekmektedir.
Türkiye'deki Müslümanların ayakta kalma mücadelesi aynı zamanda dünya Müslümanları ve İslam dini için de birinci derecede önem kazanıyor. Niçin? Çünkü eğer Türkiye kalesi çökerse, Türkiye'nin çökmesi ile birlikte ortaya çıkacak olan boşluğu doldurmaya hazır güçler vardır. Öyleyse öncelikle Türkiye'deki İslamiyet'in ayakta kalması, Türkiye'de Müslümanların Cumhuriyete ve vatana yeniden sahip çıkma mücadelesi, yeni bir kurtuluş savaşıyla mümkündür. Bu, hangi anlamda bir kurtuluş savaşıdır? Özellikle de ekonomik alanda kurtuluş savaşıdır. Öyleyse Türkiye'de yeniden araştırılması gereken, yerine oturtulması gereken ruh "kuva?yı milliye ruhu"dur. Türkiye'de İslamiyeti protestanlaştırma diye bilinen bir hareket var. Benim tebliğim zaten özellikle bununla ilgili.
İslam dininde protestanlaştırma hareketi nedir? Tarihsel olarak da kısaca nasıl gelmektedir?
Bildiğiniz gibi ortaya iki yeni kavram getirildi. Bunlardan biri "Siyasal İslam", diğeri "Türkiye Müslümanlığı." "Siyasal İslam" kavramı çok ilginçtir ki, 1930'larda, "Siyasal Din" diye bilinen, bir üniversite çatısı altında toplanmış bilimadamları tarafından bulunmuş bir kavramdır. İlk kez İsveç'te, Stockholm'de, 1939'da, "Siyasal Din" diye bir disiplin kuruldu. Kürsü açıldı. Açılan bu kürsüde siyasal bir din oluşturulma çabalarına gidildi. Nerede? Özellikle Almanya'da... Bu siyasal din olarak da Almanya'da, Hitler döneminde ortaya getirildi. Burası çok mühim. Bunlar Türkiye'de ilk kez yeni yeni ortaya getiriliyor.
Hitler dedi ki, "Biz, hem Katolik kilisesine hem de Protestan kilisesine karşıyız. Biz yeni bir din getiriyoruz. Bu yeni dinin en üst kavramı da Führer kavramıdır." Bu Führer kavramı nedir? "Yüce önder" kavramıdır. "Yüce önder" kavramı, Peygamber kavramının bir adım önünde, Tanrı'nın bir adım gerisindeki bir kavramdır. Yani bir insanı alıp Peygamberden bir adım öne, Tanrı'dan da bir adım geriye koyma girişimidir. Dedi ki, "Bunun adı Alman Hıristiyanlığı olacak." Bu Alman Hıristiyanlığındaki temel öğeler neydi? Birincisi Hitler ve arkadaşları dediler ki; "İsa (bizim için İsa Peygamber), Tevrat'ta anlatıldığı gibi değildir. Ya nedir? İsa, bir Almandır. Uzun boylu, sarışın, mavi gözlü bir Alman prensidir." Böyle, büyük afişler yaptılar. Bu afişlerde Hz. İsa, elinde kılıç, mavi gözlü, sarışın, uzun boylu, atletik bir adam olarak gösterildi. Ve dediler ki; "İsa, Filistin'e Alman Prensliğini kurtarmak ve kurmak amacıyla gitti. Yoksa Tevrat'ta anlatıldığı gibi Tanrının oğlu vs. olmak amacıyla gitmedi. Çünkü Yahudi bile yoktu." Ne demek Yahudi bile yoktu? Şu demek: Yeni bir İncil bastılar. 10 Şubat 1939 Lambeth Kararları ve Deklarasyonu bağlamında yeni bir İncil bastılar. Bastıkları İncil'de beş kelimenin bulunmamasını istediler. Birincisi "Yahudi" kelimesi, ikincisi "Sion" kelimesi, üçüncüsü "Kudüs" kelimesi, dördüncüsü "Sionizm (yani sionculuk yapmak)" kelimesi, beşincisi de "Judaism (Yani yahudilik)" kelimesi... Bu kavramlardan arındırılmış, temizlenmiş ve Yahudileri hiçbir şekilde konu edinmeyen yeni bir İncil bastılar.
Hitler dönemindeki diktatoryal yapıda "Alman Hıristiyanlığı" diye bir olay çıkartılıyor. Türkiye'ye bakıyoruz. Türkiye'de de "Türk Müslümanlığı" diye bir şey ortaya çıkıyor. Bunun da içinde birtakım hurafeler var. Yani bir türlü İslam dinini bir nevi yaşama şansı ne hikmetse bu memlekette insanlara verilmiyor. Bakıyorsunuz bir adam çıkıyor, "Günde beş defa namaz kılmaya gerek yok. Günde bir defa kılarsınız, olur, biter" diyor. "Peki" diyorsunuz, "Beyefendi bir kere de olsun siz namaz kılacak mısınız?" "Yooo!" diyor. "Bir kere de mi kılmayacaksın?" "Hayır! Kılmayacağım." Peki o zaman benim dinimden ne istiyorsun?
"Ezan Türkçe olsun" diyor. "Olsun. Camiye gelecek misin?" "Hayır! Gelmeyeceğim" diyor. "Peki, durup dururken ezanın Türkçe olmasını niye istiyorsun?" "Ben isteyeyim de sen ister yap ister yapma" diyor. Veya bir başkası çıkıyor. Ağlaya, yalvara, yakara, "Başörtüsü teferruattır" diyor.
Bir şeyi bilmenin alameti doğru soru sormaktır. Ben size şu kalemi göstersem ve soru soruyorum diye, "Bu bir otobüs müdür?" desem, benim bu sorum ne kadar zırva ise, burada "otobüs mü, değil mi?" tartışması da o kadar zırvadır. Çünkü bu bir kalemdir. Otobüsle hiç ilgisi yoktur. Ama Türkiye'de bugün böyle bir manipülasyon yapılıyor. "Cambaza bak" diyorlar. Ne götürmek istiyorlarsa götürüyorlar.  
Peki bu durumda kimlere görev düşüyor? Kimlere ve hangi bilinçle görev düşüyor? Türkiye'nin içinde bulunduğu şartlar belli. İslam dini de tek. Kur'an dili de bütün Müslümanları birbirine bağlayan tek ve ortak dil. Hıristiyanlıkta böyle bir şey var mı? Yok. Müslümanların 1400 yıldır böyle bir avantajları olduğu halde bugün bu avantajı niye kullanamıyorlar? Galiba burada siyaset üretememe eksikliği var. Beceriksizlik değil, bilgisizlik de değil, fakat doğru zamanda doğru siyaset üretememek var. Bunun altında bu yatıyor.

LAMBETH KONFERANSI
Şimdi buradan Lambeth Konferansı diye bilinen bir konferansa geçiyorum. Bu konferansın önemi nereden kaynaklanıyor? Nedir bu Lambeth?
Kiliseler, bildiğiniz gibi hiç boş durmazlar. Boş durmaları için değil çalışmaları için kiliseler kurulur. Bunların arasında Anglikan Kilisesi, yani İngiltere'deki milli kilise, boyu?posu diğer kiliselere oranla, Katolik ve Ortodoks kiliselere oranla daha küçük olmasına rağmen, çok daha aktif bir kilisedir. Bu aktif kilise tabii Protestan bir kilise. Bu kilisenin 1867'den bu yana, 131 yıldır sürdürdüğü ve her on yılda bir yapılan ve on yıllık dönemi nasıl bir eylemle dolduracaklarını anlatan ve bunların tartışıldığı bir konferansları vardır. Bu yıl 18 Temmuz 1998'de bunların 14.sü yapıldı. Lambeth Konferansı dediğimiz bu. Lambeth Konferansında bazıları açık, bazıları gizli karalar alındı.
Bu konferansa bütün dünyadan hepsi Protestan olmak üzere 800 piskopos katıldı. Sadece Amerikan delegasyonunda 111 piskopos vardı. Amerika'dan katılan Episkopsal Kilisesidir. Presbiteryan var, bir de Episkopsal var. Bunların ikisi birlikte hareket eden kiliselerdir. Amerika'dan gelen delegasyon, tarihinde Türklere karşı en acımasız, en gaddarca davranmış olan kiliseye mensuplar. Şöyle ki; Lozan Anlaşması Amerikan Senatosuna geldiğinde işte bu iki kilisenin baskısı ve "Ermenilere tehcir uygulanıyor. Ermeni katliamı yapılıyor" gerekçesiyle, Amerikan Senatosu Lozan Anlaşmasını onaylayamadı. Buna, bu kiliseler sebep oldular. Günümüzde, Amerika, Lozan Anlaşmasını kabul etmediği içindir ki bizim bağımsızlığımız, Amerika ile ikili anlaşmalar çerçevesinde yürümektedir. Yoksa Lozan'a binaen değil. Şimdi, bu boşluğu görüp, buradan yola çıkarak, Türkiye'nin başına çorap örmeye hazırlanan kuruluşlar var. Bu kuruluşların özellikle kullandıkları bazı kavramlar var. Lambeth Konferansı sırasında da bu kavramlar gündeme geldi. Ben bunlardan iki tanesi üzerinde duracağım. Bir de kapalı kapıların arkasında alınmış olan bir başka karar üzerinde duracağım..."

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100