SÖKTÜ TAN DOĞDU GÜNEŞ UYANDI ANADOLU" /> SÖKTÜ TAN DOĞDU GÜNEŞ UYANDI ANADOLU" /> SÖKTÜ TAN DOĞDU GÜNEŞ UYANDI ANADOLU" /> SÖKTÜ TAN DOĞDU GÜNEŞ UYANDI ANADOLU">
11 Haziran 2001 Pazartesi 00:00
156 Okunma
SÖKTÜ TAN DOĞDU GÜNEŞ UYANDI ANADOLU
Trabzon Atatürk Meydanı ve İstanbul Çağlayan Meydanı'ndaki tarihi buluşmalardan sonra yüzbinler dün Başkentte, Tandoğan Meydanı'nda "Bu vatan bizimdir, bizim kalacak" sloganı eşliğinde tek yürek oldular. Baştan sona büyük bir coşku içinde geçen mitingte, Bakü Devlet Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof.Dr. Haydar Baş'ın kürsüye gelmesiyle alanı dolduranların duyguları kabardı; heyecanları zirveye ulaştı.

Bu millet esir olmaz

Prof. Dr. Haydar Baş, her cümlesi 'vecize' niteliğindeki muhteşem konuşmasında, tarihi karakteri bağımsızlık olan bu millete hiç kimsenin esareti layık göremeyeceğini vurguladı. Üstad Baş, Atatürk'ün ifade buyurduğu gibi bağımsızlığın bu milletin karakteri olduğuna işaret etti. Prof.Dr. Baş, konuşmasında bağımsızlığı da şu ifadelerle tanımladı: "Bir milletin hiç bir dış gücün etkisinde kalmadan kendisini idare etmesine, öz değerleriyle istediği tarz ve biçimde yaşamasına, can emniyetini, mal emniyetini, namus emniyetini, din ve vicdan emniyetini, okuma yazma e~|~mniyetini, seyahat etme emniyet ve hürriyetini yaşamanın adıdır bağımsızlık. Onun için iktisadi, hukuki, siyasi, tarihi, kültürel, bütün değerlerimizde bağımsız olmak mecburiyet ve mükellefiyetindeyiz. O bakımdan her an şunu söylüyoruz. Bu vatan bizimdir bizim kalacaktır."

Bağımsızlığını yitiren millet, ahlakını da yitirir

Bağımsızlığını korumayan milletlerin ahlakının da zail olduğunu, yok olduğunu dile getiren Üstad Baş, bağımsız olmayan bir milletin kültür hayatını devam ettirmesinin; dinini, dilini yaşamasının mümkün olmadığına işaret etti. Prof. Dr. Haydar Baş, şunları söyledi: "Bağımsızlığını kaybetmiş bir milletin egemen olması da mümkün değildir. Bağımsız olmayan insanların vücuda getirdiği toplumlarda, yer altı ve yer üstü zenginlikler başka milletlerin emrine amade kılınır. Hiç bir zenginlikten istifade edilmesi mümkün olamaz.

Bağımsızlığın olmadığı yerde vatanın bütünlüğünün olması da mümkün değil. Bağımsızlık yoksa milli kimlik, milli karakter de yoktur. O bakımdan diyoruz ki Türk milleti tarihin her döneminde bağımsız yaşamıştır ve de yaşamaya devam edecektir. Dünyanın hiç bir gücü onu bu hak ve hürriyetten mahrum etmeye gücü yetmeyecektir."

Bağımsızlık can damarızdır

Prof. Dr. Baş, devamla şunları söyledi: "Bağımsızlık bir insanın aynen can damarı gibidir. Nasıl bir insan can damarı olmadan yaşayamazsa millet olarak, milli irade olarak bağımsız olmadan yaşanması hiç ama hiç mümkün değildir. O halde hep beraber diyelim ki "Bu Vatan Bizimdir Bizim Kalacaktır. Bir milletin inancını, örfünü, adetini, geleneğini, topyekün kültürünü meydana getiren unsurları serbestçe hayata geçirebilmesi için kültür hayatında bağımsız olması lazımdır. Milletlerin tarih boyunca bu kulvarlarda birbiriyle devamlı suretle mücadele ettiklerine şahit oluyoruz. Esasen harp meydanlarında çarpışan kalkanlar, kılıçlar, tüfekler, bombalar değil, o milletin ruhu, inancı, kültürü ve imanıdır."

Misyonerlik faaliyetlerine dikkat

Tarih boyunca inançlar etrafında kültürel savaşların olmasını bütün tarih sahifeleri belgeleriyle beraber ortaya koyduğuna işaret eden Prof.Dr. Haydar Baş, ülkemize yönelik misyonerlik faaliyetlerine dikkat çekerek, şu ifadelerde bulundu: "Bu savaşlarda en kuvvetli etken olarak, maalesef Türk?İslam dünyasına karşı misyonerlik faaliyetlerini görüyoruz. Buraya gelmişken şunu söyleyeyim: Biz, misyonerlik derken bir insanın Hıristiyan olmasına, Musevi olmasına, Mecusi olmasına vs. zerre kadar karşı değiliz. Kendi dininin icaplarını sonuna kadar yerine getirmesine de tarafız. Bizim inancımız bunu emretmektedir. Bu manada biz Hz. İsa'nın, Hz. Musa'nın, Hz. İbrahim'in ayağının tozu olmaya hazırız. O bakımdan Türkiye Cumhuriyetinin hudutları dahilinde hangi dine mensup olursa olsun bir insanın zerre nispetinde zarar görmesine, şahsen nefsim olarak her şeyimle karşıyım. Ancak, dini telkin edeceğim diye vatan topraklarına göz dikerek, "Karadeniz bölgesi benimdir. Marmara Bölgesi benimdir. Ege Bölgesi benimdir. Akdeniz Bölgesi benimdir" diyen misyoner zihniyetine karşıyız. Marmaralılar, Egeliler, Karadenizliler, Doğu Anadolulular, İç Anadolulular, Güneydoğululular diye topyekün bir millete şu mesajı vermek istemektedirler. "Sizin aslınız Rumdur, Sizin aslınız Sırptır. Sizin aslınız Ermenidir. O halde kendi etnik dininize dönün, Rum olduğunuzu hatırlayın. Ermeni olduğunuz hatırlayın. Topraklarınıza böylece sahip olun" diyerek bu millete, bu devlete, bu vatana ihanet etmektedirler. İşte biz buna karşıyız. İşte biz bunu eleştiriyoruz. İşte biz bu gerekçeyle din hürriyeti adı altında din hürriyetinin istismar edildiğini iddia ediyoruz."

Siyasi iradeye mesaj

Prof.Dr. Haydar Baş, konuşmasında gündemdeki ekonomi ve dış politikaya ilişkin meseleleri de değerlendirdi. Prof.Dr. Baş, bu çerçevede şu görüşleri dile getirdi: "Bu meydandan bizi idare eden çok muhterem siyasi iradeye sesleniyorum. Gelin hep beraber bu milletin kimliğini, milli eğitimimizde yetiştirecek tedbirleri alalım. Dünyaya hakim olacak, dünyaya adaleti, iffeti, izzeti, haysiyyeti, merhameti, şefkati, rifkati ve de adaleti getirecek olan nesli yetiştirelim. O mükemmel Türk kimliğini hep beraber kucaklayalım. Onun gibi olmaya çalışalım. Şu anda o kimliği maalesef hasretle anıyoruz. Kültürel bağımsızlığın devam edebilmesi için milletimizin siyasi iradesinin de bağımsız olması lazımdır. Malumunuz siyaset millet iradesinin Mecliste temsil edilmesi, alınan kararların milletin hayatına geçmesi demektir. İşte bu yönüyle milletimizin hiçbir pürüz olmadan bağımsız olması lazımdır. Aksi takdirde aldığımız bütün kararlar hezimetimize vesile olabilir. Onun için siyasi bağımsızlık her türlü bağımsızlığın hemen hemen üzerinde sayılır.

Küreselleşme iddiasında bulunan dünya şimdi diyor ki; "Dünyada tek siyasi iradenin olması lazım gelir. Bu kadar siyasi iradeye gerek yok. Benim dediğim olsun. Benim dediklerimi yapın. Siz hem madden, hem de manen kalkınırsınız." Bu anlayışı dünyada hakim kılabilmek için her türlü desiseye başvuruyorlar. Gerekirse iktisadi yardım da yapıyorlar. Mesela Kuzey Irak bölgesinde harcanmak için CIA, her yıl 100 milyon dolar para tahsis etmektedir. Arap?İslam aleminin kapısı Mısır'dır. Aynı kurum her yıl Mısır'a 1 milyar dolar yardım etmektedir. Körfez çıkarması zamanı, ABD, Mısır'ın 20 milyar dolar borcunu silmiştir. Muhalefet olmasın diye ABD ve IMF buraya tam 5 milyar dolar para yardım etmiştir. Misalleri çoğaltabiliriz. Demek istediğim şudur: Dünyada global iradenin devam ettirilebilmesi için asker çıkarmadan milletleri kendi buyruğu altına alma çalışmaları gece ve gündüz yapılmaktadır. Zannetmeyelim ki Türkiye Cumhuriyeti Devletini bu çalışmanın dışında bırakacaklardır. O bakımdan millet olarak ciddi bir şekilde tedbirlerimizi almamız, kimin emrinde, kimin hizmetinde olduğumuzu her gün düşünmemiz lazımdır.

24 saatte buhranı aşarız

Prof.Dr. Haydar Baş, 1977'den bere iktisadi hayatın içinde olduğuna işaret ederek, ekonomik krizin niteliği ve bu krizin aşılması konusunda çarpıcı tespitlerde bulundu: "Öyle enterasan dolaplar dönüyor ki, globalleşmenin getirdiği netice olarak, bir tarafta mevduatı bankalarda topluyorsun, bir tarafta da sermaye piyasasında topluyorsun. Para, piyasadan emiliyor. Cebimizde metelik kalmıyor. O zaman benim?senin çocuğun ayyaş, sarhoş ve de serkeş olarak geziyor. Global ekonomide üretim diye bir dert yoktur. Milli ekonomide üretim vardır. Onun için Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir an evvel üretime geçmesi lazımdır. Emisyon hacmini genişleterek, mutlak surette herkese iş, aş temin etmesi lazımdır. Gözünüzü boyayıp sizi kandırmasınlar. Bunlar çok basit şeylerdir. Ben Trabzon mitinginde de, Çağlayan Meydanı'ndaki mitingte de söyledim. Beni dinlesinler, 24 saatte bu buhranı aşarız. Hiç bir Allah kulu gelip bana "bu nedir?" diye sormadı. Neden sen Avrupa'dan, Amerika'dan adam ithal ediyorsun? Bana niye sormuyorsun? Benim dedem şehittir diye mi gelmek istemiyorsun."

Paramıza değer vermeliyiz

"Uzakdoğu'ya, mesela Japonya'ya gidin, bir tek kuruş Türk parasını ne otelde, ne bakkalda, ne manavda kullanabilirsiniz. Singapur dünyanın açık pazarıdır. Burada dolar, mark geçmez. Paranı Singapur Doları haline getirirsin ve öyle kullanırsın. Aksi taktirde hiç bir iş yapman mümkün değildir. Hürriyetçi Batı dünyasına, İngiltere'ye gidin, piyasada Mark'la iş yapamazsın. Ben gittim, gördüm. Yaşadıklarımı anlatıyorum. Almanya'da, dünyanın en kıymetli parası diyerek erkekseniz bakkala, manava doları verin, veremezsiniz. Mutlaka parayı onun parasına tebdil etmen şarttır. Dünyanın hangi ülkesine giderseniz gidin, kendi parasına değer verdiğini görürsünüz. Ama nasıl bir politikadır ki bu, Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kendi parasının dışındaki paraları tedavülde dolaştırıyor, kendi parasını mahkum ediyor, refüze ediyor, değerini kaldırıyor. Bu nasıl bir anlayıştır? Bakkala gidiyorsun, dolar, manava gidiyorsun Mark veriyorsun. Peki Türk parası nerede? Ondan sonra da Türk parasının değeri yok diyorsun. Amerika da kağıdı boyayıp, matbaasında, darphanesinde basıyor, doğru Türkiye'ye gönderiyor. Kağıdı senin üretiminin, emeğinin karşılığı oluyor. Bundan haberin var mıdır?"



Müsteşrik mantıklı ilahiyatçılara uyarı

Prof.Dr. Haydar Baş, konuşmasında bazı ilahiyatçıların İslam'ın düsturlarını, ilkelerini müşteşriklerin ortaya koyduğu mantıkla değerlendirmelerini eleştirdi. Üstad Baş, bu çerçevede şunları söyledi: "Bunlar Kur'an'ın vahiy olmadığını, Hz. Muhammed'den fışkıran bir enerjinin neticesinde fışkırdığını iddia eden maalesef ilahiyatçılarımız vardır. Biliyor musunuz, bunlar kimin avukatlığını yapıyorlar? Bu akademisyenlerimiz Goldziher denilen adamın Türkiye'de bedava avukatlığını yapıyorlar. Ne yazık ki bunlar ne Hıristiyan, ne de Musevidirler. Yine son bir iki yıldan beri moda haline gelen bir iddia var. Bu iddiayı ortaya atanlar, ilim adamlarını, gazetecileri, hocaları bir salona topluyorlar. Demokratik kuralla fikirlerin ne olup olmadığını tayin ve tespit yapıyorlar. "Akıl mı üstündür, nakil mi üstündür?" sorusuna cevap olarak "akıl üstündür" diyorlar. Bu iddia kimin iddiası biliyor musunuz? Fransız asıllı Renan'ın iddiasıdır. Bu çocuklarımız maalesef Renan'ın bedava askerliğini ve de avukatlığını hem de ilim adına yapmaktadırlar. Renan, Hicaz bölgesinden Mekke'ye gidiyor. Güya yaptığı araştırmalarla birlikte kurbanın İslami bir gelenek olmadığını, cahiliyye döneminden kalma bir gelenek olduğunu izah ve ispata çalışıyor. Bugün benim tarla faresi kafalı adamlarım aynı konuyu iddia etmektedirler. Sana bu meydandan haykırıyorum, sesleniyorum, eğer bu kafa ile gidersen Allah seni helak eder. Bütün bunları toparladığımız zaman ortaya ne çıkıyor? Milletin dini ve milli değerleri, kültürel değerleri üzerinde korkunç bir tahribat yaparak milli kimliği yok etme gayreti ortaya çıkıyor. Kabul etsek de etmesek de her ne kadar dini gibi görünse de bu iddiaların temelinde yatan asıl niyyet bu milletin kimliğini yok etmektir. Ama hep beraber seslenelim ki hiç bir güç bu milletin kimliğini yok etmeye muktedir değildir. O zaman sen bu kimliği yok edersen çok rahat Batının, Avrupa'nın, Amerika'nın, şunun bunun uşağı yapabilirsin. Ama kimliğine sadık bir karaktere sahip olursa bu millete hiç kimseye ram etmeye imkan ve iktidarın olamayacaktır. Bunu böyle bilesin. Bu Türk kimliğine, bu milli kimliğe hiç kimse hiçbir surette zarar veremeyecektir. Allah'ın izniyle burada toplanan yüzbinler, bu manzara bunun ispatıdır."
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100