Bu haber kez okundu.

Soygun... Hortum... Vurgun...
55. Mesut Yılmaz hükümetinin IMF ile 1998 yılının başında Yakın İzleme Anlaşması imzalamasının ardından Türkiye krizler ülkesi haline geldi/getirildi. Sözkonusu Anlaşma uyarınca 1999 Haziran ayında mevduata yüzde 100 devlet güvencesini 'katileştiren' Bankalar Yasası çıkarıldı. Bu kanunun 57. Ecevit?Bahçeli?Yılmaz Hükümeti'nin ilk icraatlarından biri olması şayan?ı dikkat bir husustur. Çünkü IMF böyle istemişti. Ardından Aralık 1999'da IMF ile masaya oturuldu ve Stand?by Anlaşması imzalandı. Kurlar 'kur çıpası' denilen yöntemle baskı altına alındı. Bunu takiben bankalar sapır sapır dökülmeye başladı. Ve sonunda 18 banka, yeni Bankalar Yasası uyarınca tesis edilen Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu'na (TMSF) devredildi.

Oyunun birinci perdesi tutmuştu. Bizim 'hortumcuların' milletten aşırdıkları paralar, bu yöntemlerle Batıdaki bankalara aktarılmış yani bir veriye göre 17 milyar dolarlık bir servet milletten çalınarak, dışarıya kaçırılmıştı. Hortumcularımızın batırdıkları bankaların, yurtdı~|~şı bankalardan 'sendikasyon kredileri' adı altında aldıkları 'yeşil sırtlı dolarlar da' IMF'nin verdiği kredilerle kapatılacaktı. Nitekim IMF'den şimdiye kadar gelen paraların 'krize merhem' olamamasının bir nedeni de bu.

Hazine'nin 2001 yılında Batılı finans kuruluşlarına tek kuruş borcu yoktu. Bu gerçeği 'televole iktisatçısı' olarak vasıflandırılan, IMF İkinci Başkanı Stanley Fischer ile 'kahvaltı yapma ayrıcalığına sahip', Kemal Derviş'in dost takımından 'bir köşe yazarı' ağzından kaçırdı. Ağzından kaçırdı diyorum çünkü 'çok gizli etiketli' bu bilgi vatandaşla paylaşılacak nitelikte bilgi değil onların gözünde. Halkın yüzde 53 'ünün oylarıyla işbaşında bulunan hükümet de her nedense bu tür bilgileri "bu aziz milletle" paylaşmıyor.

Ama Hazine'miz bu yıl 10 milyar dolarlık bir geri ödeme yapacak! Peki 10 milyar dolarlık borç nereden çıktı? İşte bu kadar bir meblağı halkımızın; benim, senin, onun sırtına bu 'hortumcular' yıktı. Onlar gittiler Batı'daki 'X' bankasından 'sendikasyon kredilerini' aldılar, Türk lirasına dönüştürerek, Hazine bonolarına yatırdılar; elde ettikleri faizli getirileri tekrar dövize 'dönüştürerek', kimse ortaya çıkaramasın diye ABD'nin etkisi altındaki Karayipler'deki Cayman Adaları gibi bu amaçla tesis edilmiş off?shore bankalarındaki 'Z' bankasına yatırdılar. Bankalarını da böylece batırdılar... Bundan dolayı 'kravatlı zevat' bankasına el konulduğunda bayram ediyor. Bankasına el konulup da 'ağlayan' kimse görmedim. Ancak Tarişbank ve EGS Bank kimi bankanın sahipleri tek bir kişi değil de, 'belirli bir üretici kesim' ise durum başka... Zaten bu iki bankaya da belki bu niteliklerinden ötürü IMF el koydurttu...

Peki Yeni Bankalar Kanunu uyarınca kurulan Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK), milletin çalınan yaklaşık "17 milyarın"ndan şimdiye kadar kaç lira tahsil etti? Yani 'hortumcu' beyzadelerden kaç lira geri alındı? Sizi temin ederim, tek kuruş alınmadı! BDDK Başkanı Engin Akçakoca, tek kuruş tahsil ettiklerini şimdiye kadar açıklamadı/açıklayamadı. Bu amaçla kendisine tevdi edilen tüm soruları da 'özellikle cevapsız' bırakıyor. Sanki BDDK halk adına değil de vurgun düzeninin bir parçası gibi çalışıyor. Öyle ya göstermelik de olsa 'bir kaç kuruş!' tahsil edilebilirdi en azından.

Peki ne yapıyor şu BDDK? IMF'nin istekleri doğrultusunda devlet bankalarının tasfiyesi işlemlerini (Emlakbank da olduğu gibi) yürütüyor.

Peki ne yapmıyor?

1) Bankaların hortumlanmasını engelleyemiyor! Çünkü BDDK'nın ihdasından sonra adedini hatırlayamadığım sayıda bankaya el konuldu.

2) Citibank, ABN Amro, HSBC gibi bankaların dalgalı kurdan istifade ederek, para piyasasındaki spekülasyonlarını engellemiyor. Bu durumda serbest piyasa ilkesi karşı bir gerekçe olarak öne çıkartılıyor. Ancak yapılan işlemler "piyasa terörizminden" öte birşey değil...

3) Yukarıda adı zikredilen yabancı bankaların "korsan fonlarla ? hedge fonlar" işbirliği yaparak, döviz piyasalarını dalgalandırmasına müsaade ediyor. Aslında Merkez Bankası ile işbirliği yapılarak bunlar engellenebilir.

4) Hortumlanan paraların tahsili yönünde çaba sarfetmiyor.

Hortumcular dışarı

Bankalar vasıtasıyla milletin cebinden uçurulan paraların tahsilinde maalesef yargı da 'gerekli çabayı' gösteremiyor. Bu mevzuattan kaynaklanan bir durum. Aslında özel ihtisas mahkemelerinin ihdasının şart olduğu bu alanda, "sanıkların nerede yargılanacakları" bile kesinlik kazanamadı. Nitekim İstanbul 4 No'lu DGM'nin Korkmaz Yiğit'in batırdığı Bank Ekspres davasında görev alanına girmediği gerekçesiyle dolandırıcılık dosyasını ağır cezaya göndermesi "bu tür davalarda" yeni bir "fiili duruma" yol açtı.

Fona devredilen Bank Ekspres'in eski sahibi Korkmaz Yiğit ve yöneticilerinin de aralarında bulunduğu 26 sanık hakkındaki davanın dosyası, "dolandırıcılık" ve "çete" yönünden 2'ye bölünmüştü. İstanbul 4 No'lu DGM, Yargıtay 5. Ceza Dairesi'nin 14 Haziran 2001 tarihinde aldığı karara uydu ve "dolandırıcılık" suçundan yargılanan 22 sanık hakkında "görevsizlik kararı" vererek, dosyayı Beyoğlu 2. Ağır Ceza Mahkemesi'ne göndermişti.

Bu kararın anlamı şuydu: Bundan sonra hortumcular DGM'de yargılanmayacaklar. Yargılananlar da öylesine... Banka mı dolandırdınız? Katrilyonlarca lirayı yurtdışına, kendi şirketlerinize mi pompaladınız; Önemli değil! Amma velakin elinize ekmek bıçağı alıp da banka soydunuz mu, o başka. O zaman ananızdan doğduğunuza pişman olursunuz. DGM nitelikli dolandırıcılar için sıkıntılı, sokaktaki vatandaş için lüks yargı kurumu sayılıyor.

Yargıtay 5. Dairesi'nin verdiği karar gereğince Türk Ceza Kanunu'nun nitelikli dolandırıcılık suçunu düzenleyen 313. maddesi kapsamına giren suçlar da bundan sonra ek eylemler DGM'de değerlendirilmeyecek. 313 müthiş bir maddedir. Çok ağır cezalar içerir! Örneğin bankasından ve Türkiye'den 2 milyar dolar çalan "değerli ve kıymetli" banka hortumcumuz en çok 2 yıl hapis yatacak. DGM bu maddeye bağlı ek eylemlere bakamayacak. Olsun, yaşasın "hortumcu" yaşasın adalet!

Gerçi aynı Yargıtay'ın 8. Ceza Dairesi'nin verdiği karar onamaları ve içtihatlar 5. Daire ile çelişiyor. 8. Daire "hortumcuyu ek suçlarıyla beraber yargılayabilirsiniz, verdiğiniz karaları da onarım" diyor. Ama 5. Daire'nin dediği oluyor. Ne yapalım? Adalet bin yaşa!

Nitekim yargının bu çelişkili kararları sonucunda Yurtbank'ın sahibi Ali Balkaner geçtiğimiz cuma günü oldu. Oysa Balkaner'in hakkında 5394 yıl hapis cezası isteniyordu. 5394 ile 0 arasında 5394 var! Kısaca devlet bu yargılama işinden zararlı çıktı, "çünkü yargılama masrafları" devletin, dolayısıyla milletin sırtına yıkıldı. İki kere vurulmak herhalde buna derler...

Sonuç olarak hortumlanmaya, vurgun yemeye, soyulmaya devam ediyoruz.

Analiz: Recep BAHAR
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100