Bu haber kez okundu.

Su uyur, düşman uyumaz
Elimde Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü'nce yayınlanan ve Genel Müdür Doç. Dr. Yusuf Sarınay Bey tarafından gönderilen 2 ciltlik "Osmanlı Belgelerinde Ermeni? İngiliz İlişkileri" adlı kitap var... 1'inci cilt, 1845?1890, ikinci cilt ise 1891?1893 yılları arasındaki arşiv belgelerini ihtivâ ediyor. Ciltlerin ilk kısımlarında sadeleştirilmiş metinler, ikinci kısımda ise bu belgelerin fotokopileri bulunuyor.
Batı'nın bizi için için nasıl oyduğunu, atalarımızın "Su uyur, düşman uyumaz" sözünün ne büyük bir söz olduğunu, bu belgeleri incelerken bir defa daha hissettim. Bizi çökertmek için, hiç durmamış, hiç uyumamış, habire alttan alta kuyumuzu kazmışlar.
İşte parçalayan taktik
"Vahşî Batı"lılar, bir kere kafalarına koymuşlar ya Osmanlı Devleti'ni parçalayıp yok etmeyi... Bunun için çok ince plânlar, programlar yapmışlar. Koca Osmanlı vatanının en ücra köşelerine varıncaya kadar, yabancı okullar açıp, içimizdeki gayrı müslim unsurların çocuklarını, bu okullardaki misyoner öğretmen ajanlarıyla bize karşı düşman etmişler. Bu okullarda beyinleri zehirlenen o çocukları, kendilerinin kuklası, din ve etnik milliyetlerinin en ateşli savunucusu ve Osmanlı'nın içten yıkıcısı hâline getirmişler. Bu kolejlerden yetişenlerin hepsi Osmanlı aleyhinde ya kaleme sarılmış, ya silâha, ya da her ikisine birden!.. Bildiğiniz gibi önce Balkan ülkelerini kaybetmişiz bu yolla; sonra da sıra gelmiş Asya'daki topraklarımıza...
Şimdi de aynı fırıldaklar
döndürülüyor
Bugünün ABD ve AB'si, şu sıralar içimizde sinsi sinsi ne fırıldaklar çeviriyorsa, dünün Avrupa'sının ülkeleri de aynı şekilde bir yığın oyun içinde oyun peşindeydiler. Düşmanlarımızın taktikleri dün olduğu gibi bugün de oldukça basit ve alenîdir.
İçimizdeki bazı etnik unsurları durup dururken huzursuz etmek, onlara ağır baskı ve zulüm yapıldığını kendilerine ve dünyaya kabul ettirmek... Eskiden bunun yolu, içimizde açılan o "ajan misyoner okulları"dan geçiyordu. Şimdi ise bilhassa "Türkiyeli Medya"dan ve Avrupa'ya ve ABD'ye kapak atıp, onların emellerine uşaklık eden bazı satılmışlardan geçiyor.
Belgeler konuşuyor
Türk'ün kanlı bıçaklı düşmanları, bu belgelere baktığımızda, daha 1845'ten itibaren kaleyi içeriden yıkma faaliyetine başlıyorlar. Yâni adamlar daha ortada fol yok, yumurta yokken işe koyuluyorlar. Osmanlı topraklarını bölüp parçalamak için, çok önceden kolları sıvıyorlar. 50, hatta 100 sene sonra meyvesini toplamak üzere kötülük fidanları dikiyorlar. O güzelim "Osmanlı Barışı"nı bozmak için, bu okullar vasıtasıyla içimize fesat tohumları ekiyorlar. İşte yukarıda sözünü ettiğim 2 "belge?kitap", bu hakikati gün yüzüne çıkarıyor. Daha hiçbir Ermeni'nin burnu kanamamışken, Ermeniler'in henüz en ufak bir şikâyetleri yokken işe koyuluyorlar. Sonunda kendi ekmeklerine yağ sürecek hainler, teker teker sahneye çıkmaya başlıyorlar.
Meselâ bu açıklanan belgelerden birine göre, Merzifon doğumlu Karabet Agopyan, Londra'da "Ararat Ülkesi, Ermenistan ve Ermeniler" adıyla bir konferans veriyor ve Avrupalılar'ın hem din duygularını kamçılamak, hem de onların maddî menfaatlerine dikkat çekmek için bakın ne diyor...
"Ermeniler en eski Hıristiyan kilisesini kurmuş millettir... Başka yerde nadir görülen bir surette Hıristiyan din kardeşliği ve muhabbetinin ruhuyla beslenmişlerdir. Bu millet ticarette mahir ve gözü açık olduklarından İngiliz ürünü malları Türkiye'de ve diğer ülkelerde piyasaya sürmek için çok elverişlidirler. Sırf Hıristiyan oldukları için devlete vergi vermektedirler..."
Elbette bu Ermeni, İngiliz ajanlarının istediği gibi konuşuyor. Bu şekilde konuşuyor ki Arslan Yürekli (!) Rişar'ın torunlarındaki Haçlılık ruhu, tekrar depreşsin ve İngiltere Hükûmeti, Osmanlı'ya karşı savaş açınca kendi kamuoyunun tam desteğini alabilsin ve asla ters bir tepkiyle karşılaşmasın...
İkiyüzlü İngiliz
Bu belgeler arasında, Ermeniler'in o zamanki sayısını ortaya koyan, Hariciye Nâzırı Said'in, "Sadaret Makamına Arz"ından iki cümleyi birlikte okuyalım: "Bugün İngiltere Büyükelçiliği'ne gidilerek elçiyle görüşülmüştür... Büyükelçi bunları gerek Lord Rosebery ve gerekse dostlara bildireceğini, ... nüfus miktarı 1 milyondan ibaret Ermeniler'e otonomi verme fikrinin bağlı olduğu devletin hatırına asla gelmediğini, bundan sonra da aklına getirmeyeceğini, kendisinin Padişah'a bağlılığı ve Osmanlı Devleti'ne sevgisi sebebiyle İngiltere kamuoyunda Ermeniler'den dolayı oluşan yanlış düşünceyi düzeltmeye güç ve çaba harcayacağını bildirmiştir."
Burada İngiliz Büyükelçiliği'nin iki yüzlülüğü elbette âşikâr, fakat dikkat ederseniz, Ermeni nüfusunun 1 milyon kadar olduğunu söylediği tarih 1893'tür. O tarihten 1915'e gelinceye kadar bu nüfusun yüzde 50 artması asla mümkün değilken, nasıl oluyor da onların iddialarına göre 1.5 milyon Ermeni'yi yok edebiliyoruz? Dünya tarihinde böylesine gülünç bir yalanın revaç görmesini ancak tek bir şeyle izah edebiliriz... Batı'nın ezelî ve ebedî Türk düşmanlığı ile...
Düşmanlarımız topraklarımıza el koymak için çok önceden, çok iyi plânlar yapmış, kalemizin içine adamlarını yerleştirmiş ve sonunda bizi tâ can evimizden vurmuşlardır. Yüzümüze gülüp, arkamızdan kuyumuzu kazmışlardır. Bu Türk ve İslam düşmanlarının kin ve ihtirasını hâlâ anlayamadığımız için, içimizdeki "haçlı devşirmeleri", yarınımızı da karartma yolunda ilerliyorlar...
Korkarız ki; "Millî Hakimiyet ve Çocuk Bayramı" olarak 85'incisini kutladığımız şu güzel bayram günü de; Tedbirler bir an önce alınmazsa, maalesef "yakın bir tarihte" tarihe karışacaktır.
~|~
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100