17 Kasım 2006 Cuma 00:00
305 Okunma
Tayip Bey'le nereden nereye...
Tercüman'dan Behiç Kılıç, Tayyip Erdoğan'ın yönettiği Türkiye'nin serencamı ele alıyor ~|~

Müjdelediler ki; "Bizim rotamızın esası millete hizmettir. Türkiye'ye hizmete, ülkenin aydınlık geleceğini tesis etme amacıyla devam edeceğiz..."
Ben şimdi Sayın Başbakan'ın son günlerdeki
'nutuk'larından ziyadesi ile etkilenmekteyim!..
Müthiş konuşuyorlar!..
Şu dört muhteşem yılı, aciz bendeleri olarak dinlerken nasıl muasır bir eşiğe dayandığımızı görüp zevkten doruklara erişiyorum...
O müthiş konuşmalar gene de eksiktir!..
Değerli Başbakanımız çağa nasıl daldığımızı anlatan konuşmalarını mesela 'Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik... Bin atlı, dört yılda dağları devirdik' dizeleri ile bitirirse çok hoş olacak... Çünkü durum harikadır!..
Bakınız işte; 'Genç bir siyasi parti olmalarına karşın, kendilerini yenilemeyi, geçen zamanların muhasebesini kılı kırk yararak yapmayı bir zorunluluk olarak gördüklerini, çünkü dünyayla birlikte Türkiye ve Türk insanının ihtiyaçlarının da değiştiğini' bizzat kendileri belirtiyorlar...
Türk insanının değişen ihtiyaçlarını karşılamak için yakalarında AK Parti rozetini gururla taşıyan, değerli Başbakanımız'a can?ı yürekten bağlı, kendisini adamış vatan evladı müteahhitlerin nasıl çalıştığını görüp duygulanmamak mümkün değildir...

Yoğun hizmet alıyoruz

Hizmetin aşkına, hizmetçinin niyetine bakacaksınız...
Dört yıldır 'yoğun hizmet' altındayız ve bunun sonucunda Başbakanımız bize şöyle demektedir.
"4 yıl önceki Türkiye ile bugünkü Türkiye arasında her şeyin daha iyiye gittiğinin rakamlarla kanıtlandığı bir gerçektir, bu konuda tevazu göstermeyiz. Geçen 4 yılda Türkiye bir sessiz devrim gerçekleştirmiştir."
Şimdi gelelim zurnanın zırt dediği noktaya!..

Millet bitti
Ekonomik sıkıntıların sersem sepelek hale getirdiği milletimiz, yarını nasıl çıkaracağının hesabını yaparken sadece kendi cemaati ile refahı yakalamış olan bu Başbakan, nasıl oluyor da 'sessiz devrim' yaptığını ileri sürebiliyor!..
Güvendiği nedir?..
Güvendiği, sözlerini dayandırdığı kendisinden önce Türkiye'nin tepesinde icraat yapan şu ünlü siyasi kadrolardır...
Ne diyor?.. 'Hiçbir kalem yoktur ki bugün insanımız dünü arar olsun.'
Doğrudur...
Hasarın geçmişi vardır... Hasarı açanlar yeniden fırsat kollayıp ballı koltukları aradıkları için şimdiki sık sık onları hatırlatıyor... 'Onlara katlandınız, bende daha ne gördünüz ki?' demeye getiriyor...
İşte bu yüzden bu sahnenin devamı var!.. Buyrun kulak verin... 'Bugün Türkiye 4 yıl öncesinin o karanlık, krizlerle sarsılan, umutsuzlukla yoğrulan Türkiyesi'nden çok uzak farklı ve çok daha aydınlıktır. Bunlar durup dururken olmadı. Madem bu kadar mahirdiler niçin bu ülkeyi yıllırca, on yıllarca çile içinde yaşamaya mahkum ettiler. Gerek ekonomik gerek dış itibar açısından parlak bir geleceğin eşiğindeyiz. En büyük sıçramayı gerçekleştirmenin önünde hiçbir engel göremiyorum...'
Bu durumda hazır olmalıyız!..
Yakında 'En büyük sıçrama' dönemine hayırlısı ile gireceğiz...
Şimdiye kadar yaşadığımız küçük, orta, büyük sıçramalar sonucu bizim artık onlara kısaca 'Ali Dibo' dediğimiz ve Başbakanımız'ın 'Refah adası' diye tanımladığı ülkenin mübarek kesimi hak ettikleri yerlere ulaştılar...
O küçük sıçramalar sonucu bizlerdeki zorunlu batış da ortadadır...
Şimdi sıra büyük sıçramada!..

Ülkenin hali ortada

Mumcu; borçlanma ve özelleştirmelerden elde edilen paraların nereye gittiğini sorarak, 'Borçla geleni siz yiyorsunuz, kamçıyı vatandaş yiyor' diyor.
Kendisi bilir, eski partidaşlarıdır...
Ülkede manzara ona göre şöyle: 'Üç kuruş için taksiciler gasp ediliyor, hırsızlık için girilen ev sahibi öldürülüyor, fuhuş olayları arttı.Türkiye, 10 yıl önce Güney Amerika'da gördüğümüz gettolaşmaya doğru gidiyor. Felaket tablosuna sürükleniyor. Ülkeyi bu bataklığa çeken, uygulanan ekonomi politikalarıdır. Suçun her yıl yarısı kadar daha büyümesi, durduk yere olmuyor. Bu, ekonomik politikalarının yarattığı umutsuzluğun sonuçlarıdır.''
Başbakan 'valla tevazu göstermem arkadaş. İşte Türkiye'yi nereden nereye getirdik' diye gösterdiği diplomayı Erkan Mumcu, bir başka okuyor: "4 yılda 170 milyar dolar artı borçlanıldı; Türkiye'nin toplam iç ve dış borç miktarı 370 milyar dolara yükseldi. 190 milyar dolarlık dış borcun 90 milyar dolara yakını özel kesime ait..."
Nereden nereye imiş?!.
İpotekten sömürgeleşmeye denebilir!..
Büyük sıçra bakalım, ne olacak?..
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100