07 Kasım 2001 Çarşamba 00:00
271 Okunma
Terim Haçlı paranoyasının kurbanı
Analiz: Recep BAHAR

İtalya'da Milan Kulübü yönetimi, takımın teknik patronu Fatih Terim'i tam da İstanbul'da kişi başına 850 dolar ödenen bir konferansta 'ekip ruhunu' anlattığı anlarda kapı dışına koydu. Terim bu destursuz 'yol göstermeden' ötürü yüklü miktarda tazminat kazanmasına kazanacak ama meselenin spor kulvarını aşan bir çok yönü bulunmakta.

Herşey 11 Eylül ile başladı. Avrupa'nın kiliseye devamlılıkta olmasa da zihinsel anlamda fanatik derecede Katolik toplumu İtalyanlar, New York ve Washington'a yönelik terör eylemlerinden derin ölçüde etkilenmişlerdi. İtalya, öteden beri Avrupa'da Müslümanların en fazla taciz edildiği ülkelerin başında gelmektedir. Bu tutumun altyapısı da 14. yüzyıla dayanmaktadır. O dönemde İtalyan edebiyatının köşe taşı yazarlarından, hatta kurucusu kabul edilen Dante Alligheri, yine İtalyan edebiyatının ilk eserlerinden sayılan İlahi Komedya adlı eserinde İslam'a ağır şekilde hakaret etmektedir. Hıristiyan öğretisinin başyapıtlarından biri ola~|~rak nitelenen sözkonusu eser ilk ve orta düzeydeki tüm İtalyan okullarında öğrencilere okutulmakta, geniş ölçüde tahlil edilmektedir. Kılavuzu Dante olanın, İslam'a ve onun müntesiplerine 'insani gözle' bakabilmeleri ihtimal dahilinde değildir. Öte yandan İtalyan edebiyatında Türk düşmanlığının açığa vurulduğu çok sayıda eser var... Türkleri alaya almak için kullanılan "Fumare como un Turco- Bir Türk gibi sigara içmek" deyimi de tarihsel birikimlerin beslediği bu bakış açısının bir sonucudur.

Fatih Terim'i Milan'ın başına şu anda İtalya Başbakanı olan Berlusconi getirmişti. Kulübün görünen başkanı Galliani de Terim'in göreve gelmesi için çaba sarfetmişti. Üstelik, şu anda işbaşı yaptırılan eski Milanlı futbolcu Ancelotti de, Terim ile sözleşme yaptığı günlerde boştaydı. O halde şu soru sorulabilir: Türklere ve Müslümanlara karşı önyargılı olan bir muhafazakar siyasetçi yani Berlusconi, 'gözbebeğim' dediği Ancelotti'yi bir tarafa itip, neden böyle bir tercih yapsın ki? Demek ki, Fatih Hoca'nın tercih edilişi önyargısız varılan bir karardı. Bundan ötürü "Herşey 11 Eylül'de başladı" diyoruz.

Malumunuz üzere 11 Eylül'deki terör eylemlerinden birkaç gün sonra ABD Başkanı George Walker Bush, önceden hazırlık yapmadan yaptığı bir basın açıklamasında, bilinç altındaki bir gerçeği dışa vurarak, 'Haçlı seferini' ilan etmişti. İslam dünyasından hatta 'insani duygularını muhafaza etmeyi başarmış' kimi Batılılardan bu ifadeye karşı tepki sesleri yükseldi. Bush, tepkilerin boyutunun artması üzerine 18 Eylül'de Teksas'taki bir İslam merkezine giderek, "İslam'ın barış dini olduğunu" dile getirdi.

Çok değil bundan yaklaşık bir hafta sonra, İtalya'yı güney ve kuzey diye iki parçaya bölmek isteyen, ama aynı zamanda üst düzeyde bir İslam düşmanı olan Kuzey Ligi partisinin Başkanı Umberto Bossi ile koalisyon ortaklığı kuran İtalya Başbakanı, Milan Kulübünün Onursal Başkanı ve Sahibi Silvio Berlusconi, "Batı medeniyetinin İslam medeniyetinden üstün olduğunu" ilan etti! Tarihin şahit olduğu en büyük insan canavarları Hitler, Mussolini ve Stalin'in Batı dünyasının bağrından çıktığını göz ardı ederek. Hatta 75 bin insanın sadece Fransa'daki Saint-Bartelemy katliamında mezhep uğruna nasıl katledildiğini görmezlikten gelerek...

İtalyan medyası da Fatih Terim'e karşı daha ligin ilk haftasında Brescia deplasmanında alınan 2-2'lik skor nedeniyle yaylım ateşe geçmişti. Başka ülkeden gelen yabancı hocalara gösterilen hoşgörü, Terim'den esirgenmişti. Art arda gelen 3 galibiyetle Terim bir nebze de olsa rahat nefes aldı ama bu arada 11 Eylül hadisesi patlak verdi. Bu meş'um olayla birlikte başta ABD olmak üzere Batı dünyasında Müslüman olmak, bu kimlikle özdeşleştirilebilecek bir kültürden gelmek korkunç bir dezavantaja dönüşmüştü. İnsanlar Arap görünümlü oldukları için ABD sokaklarında polis tarafından kıyasıya dövüldüler, taciz edildiler. İşlerini yitirenler oldu. Kısaca Batı dünyası kendi ürettiği ama bir türlü pratiğe aktaramadığı çok-kültürlülük kavramını kısa zaman içinde yedi bitirdi.

Aynı zamanda Yeni Mesaj'da spor yazarlığı yaptığım için, Milan'ın maçlarını büyük dikkatle izliyordum. Artık izlemenin bir anlamı yok. Inter derbisini izlerken, spor servisindeki arkadaşlarıma "Fatih Terim'in bu maçı kazandığı anda istifa etmesinin yerinde olacağını, artık Berlusconi'nin yukarıda aktardığımız zırvasından sonra Terim'in ağzıyla kuş tutsa Milan'da kalamayacağını" söylemiştim. Nitekim, ok yaydan çıkmıştı. İşin içine diğer hesaplar ve meşhur İtalyan mafyası da girince, Terim'in ipinin çekileceği aşikardı.

Milan'ın oynadığı futbol ve lig cetvelindeki sıralaması, Terim'in kovulmasını gerektirecek bir görüntü vermiyordu. Ama başta Torino maçında penaltı (Bence kasıtlı olarak) kaçıran İnzaghi olmak üzere, defansta Maldini (ilerde takımın teknik patronluğuna geçmek istiyor) olmak üzere kimi futbolcular da bu komploya katıldı. Öyle "Batılı oyuncular profesyoneldir. Dini ve siyasi görüşlerini sahaya yansıtmaz" türünden sözler ancak ve ancak 11 Eylül öncesinde kaldı. İş kumpas kurmaya gelince, 'edebiyat' lafta kalıyor.

Batılılar biz Türkler gibi kendilerinden olmayanlara karşı hoşgörü sahibi değillerdir. Tarihsel platformda böyle bir gelenekleri yok. Endülüs'teki Müslümanların başına gelenleri hatırlayın. Futboldan örnek verirsek, hangi teknik adam sırf mensup olduğu dinden dolayı bir Türk kulübünden uzaklaştırıldı? İşte fark burada. Fatih Hoca, bundan sonra gideceği takımı ince eleyip sık dokumalı. Bir İtalyan kulübünü pekala çalıştırabilir. İtalya'da herkes Berlusconi kafasında değil. Almanya ve İngiltere'de işi daha kolay gibi geliyor bana.

Ama yine de en iyisi Türkiye.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100