12 Ocak 2016 Salı 14:36
804 Okunma
Terör 'İstanbul'a geliyorum' diyordu
RECEP BAHAR/ANALİZ

Türkiye, geçen yıl 20 Temmuz'da Suruç'ta patlayan bombaların ardından terör sarmalına girdi. Kobani ile dayanışma için Türkiye'nin dört bir köşesinden gelen eylemcilerin ortasında canlı bombanın patlaması sonucunda 33 kişi hayatını yitirmişti. Bunu takiben 22 Temmuz'da PKK Şanlıurfa'da uyurken iki polisi katlederek kanlı eylemlerine start verdi. İlk başta dağlarda başlayan terör eylemleri, havaların soğumasıyla birlikte Cizre (Şırnak), Nusaybin (Mardin), Silopi (Şırnak), Sur (Diyarbakır'ın göbeğindeki ilçe), Varto (Muş) gibi ilçelerde kentsel kalkışmaya dönüştü. Halen Silopi, Cizre ve Sur'da sokağa çıkma yasağı devam ediyor. Çarşamba günü itibariyle Sur'da sokağa 43. gününe, Silopi ve Cizre'de 31. gününe girdi. Genelkurmay'ın verilerine göre Irak'ın kuzeyine yapılan hava saldırıları dahil 3 binden fazla terörist öldürüldü. Genelkurmay ve İçişleri Bakanlığı, terör eylemlerinde kaç askerin ya da polisin şehit olduğunu uzun süredir açıklamıyor. Anadolu Ajansı, bu Pazartesi günü İngilizce geçtiği bir haberde toplam asker, polis, korucu sayısını yaklaşık 300 olarak vermişti. Yeni Mesaj olarak düzenli olarak tutmaya çalıştığımız kayıtlarda ise şehit asker ve polis sayısı 224... 

Bu yıl daha da karanlık 
 
2015 yılı Türkiye açısından Cumhuriyet tarihinin en karanlık yılı idi... Zira Cumhuriyet tarihinin en kanlı terör eylemi geçen yıl gerçekleşmişti. İki IŞİD militanı 10 Ekim'de DİSK, KESK, TMMOB, Türk Tabipler Birliği'nin oluşturduğu Birleşik Haziran Hareketi'nin ve CHP ile HDP de dahil olmak üzere bazı siyasi partilerin destek verdiği Ankara'daki barış mitinginde üzerindeki bombaları patlattı. Menfur eylem sonucunda daha sonra hastanede hayatını yitirenler de dahil olmak üzere 103 vatandaşımızı kaybettik. 

Bir taraftan IŞİD, öte taraftan PKK... 

Sadece 2015 yılına özgü terör eylemleri bunlarla sınırlı kalmadı. 23 Aralık 2015'te teröristler ilk defa bir sivil havalimanını hedef aldı. Türkiye, yıllardır terörle iç içe yaşıyor. 1980 öncesinde NATO’nun kanlı eylemleri planlayan kanadı Gladio’nun organize ettiği sağ-sol kamplaşması vardı. O süreçte 5 binden fazla insanımız çoğu zaman nereden geldiği belli olmayan kahpe kurşunlarla hayata veda etti. Ağustos 1984'te, tohumu 70 yıllarda atılan PKK ilk silahlı eylemine başladı. 1991-1995 yılları terörün azdığı, terörle mücadelenin şiddetlendiği yıllardı. Öyle ki 1991 başından 1995 sonuna kadar yaklaşık 3500 asker, polis ve korucuyu şehit verdik. Terörün bu kadar ivmelendiği yıllarda bile sivil havacılığa yönelik bir saldırı olmamıştı. İşte 23 Aralık bu açıdan da yeni bir başlangıç oldu. Kendini Teyrên Bazên Azadiya Kurdistan (Kürdistan Özgürlük Şahinleri-TAK) olarak adlandıran PKK yanlısı örgüt, bir temizlik görevlisinin öldüğü, 4 uçağın hasar gördüğü Sabiha Gökçen Havalimanı'na yönelik saldırıyı üstlendi. TAK'tan yapılan açıklamada ise "Bu eylemimiz, Kürt şehirlerini harabeye çeviren bu faşist saldırılara karşı yapılmıştır. Eylemde hava alanında ciddi hasar meydana gelirken, 5 uçak da ağır darbe almıştır. Erdoğan-AKP özel medyası, eylemin sonuçlarını bilinçli olarak çarpıtmaya ve böylece kendi hava sahasının güvenli olduğunu tüm dünyaya göstermeye çalışmaktadır" denilmişti. Aslında bu olay bile İstanbul’da turistik hedeflere yönelik daha sarsıcı bir eylemin kapıda olduğunun işret fişeğini çakmış olmalıydı. 
İstanbul'da son dönemde DHKP'C'nin de bazı eylemleri oldu ancak bunlar ses getirmedi. Eylemler daha ziyade Emniyet Müdürlüklerine yönelikti. 
Türkiye'de turistik hedeflere yönelik son terör eylemi ilginçtir yine geçen yıl Ocak ayında gerçekleşmişti. 6 Ocak'ta Sultanahmet Meydanı’nda akşam saat 17.20 sıralarında günün her saatinde turistlerin sıklıkla uğradığı Turizm Bürosu'na yönelik gerçekleşen canlı bomba eyleminde saldırgan olay yerinde ölürken; yaralanan 2 polisten biri kaldırıldığı hastanede hayatını kaybetmişti. Bu eylemin icra edildiği Turizm Bürosu, dünkü kanlı eylemin önünde gerçekleştiği Dikilitaş ile birlikte Hipodrom olarak adlandırılan alanda yer alıyor. Aralarındaki mesafe yaklaşık 70 metre... Canlı bombanın adı bilahare Çeçen Diana Ramazova olarak açıklandı. İşin ilginç tarafı bu eylemi DHKP-C üstlenmişti. Olay tam olarak aydınlatılamadı. Aydınlatılmış olsaydı, dünkü menfur saldırı belki yaşanmazdı. 
Sonuçta Türkiye son bir yıl içinde korkunç bir terör sarmalına sürüklendi. Bir taraftan IŞİD, öte taraftan PKK, bir başka köşede ise hakkında değişik istihbarat teşkilatlarıyla içli dişli olduğuna dair onlarca iddia bulunan DHKP-C... 
Cumhurbaşkanı Erdoğan, olayın akabinde alelacele yaptığı açıklamada eylemi gerçekleştirenin Suriye kökenli olduğunu belirtti. Yanlış istihbarat! Bir cumhurbaşkanının yüzde 100 teyit edilmeyen bir bilgiyle kamuoyu önüne çıkması, bu tür sonuçlara yol açabiliyor. Başbakan bilahare IŞİD mensubu dedi. Failin daha sonra Suriye'den giriş yapan Suudi Arabistan vatandaşı Nebil Fadlı olduğu açıklandı. Bu menfur olay, sahada eylemi hangi örgüt gerçekleştirmiş olursa olsun daha geniş açıdan bakıldığında ABD'nin Büyük İsrail adına devreye aldığı Büyük Ortadoğu Projesi’ni (BOP) işaret ediyor. Bu açıdan eylemle Amerikalıların ve Yahudilerin sevmediği Almanların hedef alınması da anlamlı.
İstanbul'da turizme ağır darbe vuran benzer bir eylem 25 Mart 1994 ve 3 Nisan 1994'te PKK tarafından gerçekleştirilmişti. 22 yıl önce 25 Mart'ta Kapalıçarşı'ya konan bomba, biri ağır dört kişinin yaralanmasına neden olmuştu. 3 Nisan'da yine Kapalıçarşı'ya konan bombanın patlamasıyla 2 turist ölmüş, 18 kişi de yaralanmıştı. Bu eylem sonrasında İstanbul'a gelen turist bıçak gibi kesildi. O günleri bugün gibi hatırlıyorum zira bu eylem öncesinde Profesyonel Turist Rehberi olarak çalışıyordum ve o yaz hiç iş alamamıştım. Bunun sonucunda da mesleğe veda etmiştim. 
Dünkü eylem sonrasında da rezervasyon iptalleri yağmur gibi gelmeye başladı. Bu kaçınılmaz bir son. İstanbul'da otel fiyatları zaten son dönemde yerlerde sürünüyordu. Taksim civarındaki otelleri de Arap turistler ayakta tutuyordu. Bazı büyük kongreler yaşanan gerilimin etkisiyle çok önceden iptal edilmişti.
Son söz: Bana göre, eğer geçen yıl 6 Ocak’taki Sultanahmet Turizm Bürosu eyleminden, 23 Aralık’taki Sabiha Gökçen Havalimanı saldırısından ders alınmış olsaydı, bu saldırı önlenebilirdi. Daha farklı bir perspektiften yaklaşırsak, böyle bir Suriye politikasına sahip olmasaydık; ne Reyhanlı, ne Suruç, ne Ankara, ne de Sultanahmet saldırıları ile karşı karşıya kalırdık. Ağır faturalar da ödemezdik.
Kuşkusuz riskli politikaların ağır sonuçlar doğurması kaçınılmaz. 

Son Güncelleme: 13.01.2016 00:13
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100