11 Ekim 2005 Salı 00:00
273 Okunma
Türkçe nasıl tahrif edildi?
Milliyet'ten Taha Akyol, güzel Türkçemizin nasıl tahrif edildiğine dair 'okkalı' bir yazı almış kaleme. ~|~

Türkiye için yakın tarih bakımından en önemli eser, Atatürk'ün 1927'de CHP Kurultayı'nda okuduğu "Nutuk"tur. Aynı yıl eski harflerle basıldı. 1928'de harf devrimi oldu. Yeni harflerle baskısı ancak 1934'te yapıldı! O zamanki yeni nesiller 7 yıl süreyle okuyamadılar bu tarihi eseri!
Mustafa Armağan, 1934 baskısında birçok hatalar olduğunu belirtiyor: Nutuk'ta Atatürk "müessirsiniz" (etkilisiniz) dediği halde, yeni harflere çevrilirken bunu "müteessirsiniz" (üzgünsünüz) diye yazmışlar! "Menviyat" (amaçlar) kelimesini "maneviyat" diye okumuşlar! "Mücahitler"i de "o cahiller" yapıvermişler! "İhya" kelimesi 1934 baskısında "imha" olmuş!
Latin harfleriyle ilk Türkçe lügat 1945'te yayımlandı; Türkçe 17 yıl sözlüksüz kaldı. Ve Mustafa Armağan'ın deyimiyle "dilde etnik temizlik" yaptığımız için, Nutuk'taki o gürül gürül ve şiir gibi ahenkli, zengin Türkçeyi anlayamayan nesiller yetişti.
Ve Türk Dil Kurumu (TDK) Nutuk kitabını "Söylev"e dönüştürdü, 1968'de!

Nutuk'ta bile tahrifat var!
TDK, bir dönem için, Türkçenin başına gelmiş en büyük felaket oldu. Fethi Naci de TDK'nin Nutuk'ta "tahrifat yaptığını" yazıyor!
Gerçekten, elde balta, kelimeleri, kavramları, terimleri kestiler, biçtiler. TDK, Nutuk'taki "hukuku esasiye" (anayasa) terimini "temel haklar" diye özleştirdi! Korkunç bir cehalet!
Mustafa Armağan bu şekilde çok sayıdaki tahrifatın örneklerini veriyor. Mesela "kavim" kelimesini "topluluk" diye, "anâsır" (unsurlar) kelimesini "adamlar" diye özleştirmişler! Evet, korkunç cehalet!
Carolin Finkel'in yazdığı gibi, hiçbir millet dilini, dolayısıyla düşünce zenginliğini bu şekilde tahrip etmemiştir!
Mustafa Armağan'ın bu yazısı, değerli bir araştırma dergisi olan "Muhafazakâr Düşünce" dergisinin son sayısında yayımlandı. (Sf. 11?21)

Tahrifatın kökenleri
Edebiyat tarihçisi ve eleştirmen Beşir Ayvazoğlu, aynı dergide, yeni şeyler öğrendiğim, çok önemli bir araştırma yazısı kaleme almış: "Etimolojik Türkçülük: Türk Tarih Tezi ve Güneş Dil Teorisi'nin Ön Tarihi."
Kelime ve kavramların etnik soy kütüğüne kafayı takma hastalığı, meğer 1930'lara mahsus değilmiş, daha erken başlamış.
Feraizcizade Mehmet Şakir Efendi diye biri, Abdülhamit'e kendi el yazısıyla bir kitap sunmuş. Kitapta "yedi bin senedir kimsenin âgâh olmadığı" sırları çözdüğünü söylüyormuş.
Neymiş bu sırlar?
Mesela ilk insan ve peygamber Âdem Türk'müş ve anlamı "atam"mış! Havva da Türk'müş ve Türkçe "yava"(?) kökünden geliyormuş! "Şeytan" kelimesinin kökü Türkçe "cayıtgan" imiş, falan filan!
Sonra, böyle kelime oyunlarıyla mesela Hüseyin Tutya adlı biri "Hz. Muhammed Türk'tü" diye yazılar yazmış! Ayvazoğlu yazısında bu dil çılgınlığına yol açan psikolojiyi de analiz ediyor. (Sf. 29?42)
1930'larda, resmi dil kurultaylarında da Apollon'un "Alp Oğlan" olduğu, "Amerika" kelimesinin "Yakut Türklerinin dilindeki 'emelrik' kelimesinden çıktığı", demek ki Amerika'yı Türklerin keşfettiği gibi iddialar savrulmuştu! Kemalist Toktamış Ateş de haklı olarak "Tarih tezi"nin ve "Güneş Dil Teorisi"nin "saçma sapan ve zırva" şeyler olduğunu yazdı.
Şimdi Cemşit Bender gibi Kürtçüler benzer 'etimoloji' oyunlarıyla "Kürtçenin antikçağı aydınlatan bir dil olduğunu", Musa Aydın da Hz. İbrahim'in "Kürt peygamberi olduğunu" yazıyor!

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100