Bu haber kez okundu.

TÜRKİYE 4 YILDA DÜNYA LİDERİ OLUR
Kuvay-ı milliye kadrosunun Bursa ve İstanbul'da gerçekleştirdiği toplantılara katılan Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin çözülemeyecek tek bir probleminin olmadığını söyledi. Kuvay-ı milliye ruhu ile hareket edilirse Türkiye'nin 2 yılda Avrupa, 3 yılda ABD'nin geçeceğini, 4 yılda da dünya lideri olacağını belirtti. Baş'ın bu sözleri üzerine toplantı mahalli, "Bu vatan bu millet seni bekliyor" sloganı ile inledi

Türkiye'yi köşe bucak dolaşan kuvay?ı milliye kadrosu için Bursa ve İstanbul'da düzenlenen toplantılara, bu kadronun mimarı Prof. Dr. Haydar Baş da katıldı. Prof. Dr. Baş, bu toplantılara iştirak ederek kuvay?ı milliye ruhuna kucak açan binlerce Bursalı ve İstanbulluya hitaben yaptığı konuşmada, memleketimizin çok ciddi bir buhran içinde olduğunu, içinden çıkılması zor badirelere düştüğünü, problemin ağırlığının omuzları çökerttiğini, moralleri bozduğunu ve fakat çözümün de var olduğunu söyledi. Çözümün adresini, fikir ve mana mimarlığını, önderliğini yaptığı kuvay?ı mil~|~liye kadrosu olarak gösterdi.

BATI HAYDAR HOCA'YA MUHTAÇ

Bundan iki yıl evvel başlatılan enflasyonu yenme proğramının tutmayacağını söyleyen tek aykırı ses olduklarını, "bu proğramla enflasyon düşmez" diye avaz avaz bağırdıklarını belirten Prof. Dr. Haydar Baş, gerçeğin iki yıl sonra Türkiye'nin maliyesinin dibe vurmasıyla ancak anlaşıldığını ifade etti. "Bir insan, hayat boyu çabalasa, gölgeyi tutması mümkün değildir. Ama gölgesi mutlaka onu takip eder. Bizim siyasilerimiz enflasyonla mücadele konusunda maalesef gölgeyi tutma yarışına girdiler" diyen Prof. Dr. Baş, şöyle devam etti:

"İlk defa Trabzon'daki mitingte söyledim. ' 24 saatte bu işi çözeriz' dedim. Ama gelip bir şey sormadılar. İstanbul Çağlayan Meydanında aynı şeyi söyledik. 'Şehit torunu olduğum için mi bize sormuyorlar. Gelsinler sorsunlar' dedik. Yine sormadılar. Adam ithal ediyorlar. Bilmiyorlar ki benim ilmimin zekatı ithal edilen adamın sülalesine yeter. Bilmiyorlar ki, onların biyografi merkezleri benim iktisadi görüşlerime altın madalya verdiler. Çünkü Batı, Haydar Hocaya muhtaçtır. Bizimkiler de, 'Ya bu adamın dediği çıkarsa' diye endişe ediyorlar. Böyle bir mantıkla enflasyon düşürülebilir mi?"

ENFLASYONUN BELİNİ

KIRACAK FORMÜL

Enflasyonu düşürecek, hatta sıfırlayacak reçetenin kendisinde olduğunu ifade eden ve "bu meseleyi ancak biz çözeriz" diyen Baş, herkesin anlayacağı bir dille çözümü şöyle anlattı:

"Enflasyonun talep ve maliyet olmak üzere iki ana sebebi vardır. Elimizde para alabildiğine bol, mamul az ise talep enflasyonu söz konusu olur. Müşteri arttıkça fiyatın arttırılması mantığıyla doğan enflasyonun adına talep enflasyonu deniliyor. Bir de maliyet enflasyonu vardır. Maliye ve sigorta vergileri, hammadde girdileri, banka kredi faizleri, işletme ve işçi giderlerinin imal edilen mamulün fiyatına eklenmesiyle doğan enflasyonun adına maliyet enflasyonu denilir. Maliyet enflasyonunun olduğu yerde para yoktur, mal fazladır. Bugün hangi dükkana giderseniz gidin mal vardır. Cepte para yoktur. O halde şu andaki enflasyon talep değil, maliyet enflasyonudur. Talep enflasyonunda çözüm cepteki parayı azaltmak, maliyet enflasyonunda ise bollaştırmaktır. Bizimkiler ise aksini yapıyor, maliyet enflasyonu ortamında parayı tamamen piyasadan çekiyorlar. Bursalı kardeşlerimin dükkanına da müşteriler uğramıyor. Halbuki maliyet enflasyonunu düşürmek için maliyeti düşürmek lazımdır.

Türkiye'de maliye ve sigorta vergisi düşmeden, işçi giderleri, banka kredi faizleri, hammadde girdi değerleri düşmeden enflasyonun düşmesi mümkün değildir. O halde maliye ve sigorta vergisini düşüreceğiz. Hammadde fiyatlarını ucuzlatacağız. Kredi faizlerini düşüreceğiz. İşte bunu yaptığınız zaman enflasyon kendiliğinden düşer.

Türkiye'de kamunun bir yılda verdiği faiz 50?60 milyar dolar arasındadır. Bütün bu faizler maliyete yansıyor. Emisyonu % 50 genişlettiğinizde, faizleri % 50 kaldırdığınızda, otomatikman bugünkü enflasyon % 50 aşağıya düşer. Emisyonu proje mukabili genişlettiğinizde ise % 100 enflasyonsuz bir piyasa ile karşı karşıya gelirsiniz."

EMİSYON HACMİ GENİŞLETİLEREK ÜRETİM TAHRİK EDİLMELİ

Çalışmadan, üretmeden bir ülkenin kalkınmasının mümkün olmadığını söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, Türk insanının atıl vaziyette bekleyen emeğini harekete geçirmek için paranın bir tahrik unsuru olarak kullanılması, emisyon hacminin genişletilmesi gerektiğinin altını çizdi. Prof. Dr. Baş, emisyon hacminin genişletilmesi suretiyle üretim seferberliği projesini şöyle anlattı:

"Devlet olarak vatandaşa soruyor, 'Ne istiyorsun' diyorum. 'Ben 10 bin adet hindi besleyeceğim. 20 milyar lira kredi istiyorum' diyor. Bütçede param yoksa, bu insana para vermezsem, emeği devreye girmeyecek, demektir. Bu durumda emisyon hacmini genişleterek, para basarak vatandaşa vermek şarttır. Devletin bastığı paranın karşılığı olup olmadığından vatandaşın haberi yoktur. Bu incelik önemlidir. Fakat krediyi verirken işi çok sıkı tutuyorum. 'Bir yıl sonra 20 milyar karşılığında 10 bin adet hindi getirmezsen kodese hazırlan' diyorum. Adam da ona göre elindeki kapitali değerlendiriyor. Elindeki kapitali hakiki paraya tebdil ediyor. Yani adam hindi yetiştirecek. Devlet de mesela Suriye ile Irak'la konuşacak. Hele Irak açlıktan karınlarına taş bağlıyor. Bunları ihraç ettiğimiz zaman senin kağıdın et ve biraz sonra altın, döviz olarak eline geçecek. İşte bunu organize edecek bir irade, sistematik bir kurum gereklidir. Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu fakirliğin sebebi bunu yapmaması, bu mekanizmayı harekete geçirmemesidir."

ÜLKEYİ KALKINDIRACAK MODEL

Türkiye'yi kalkındıracak modelin milli ekonomik model olduğunu söyleyen Prof. Dr. Baş, bunun Atatürk döneminde tecrübe edilmiş örnekleriyle kendini gösterdiğini belirterek şöyle dedi: "Bizi kalkındıracak model, merhum Atatürk'ün döneminde hayata geçen milli ekonomik modeldir. Bu modelle, Düyun?u umumiyeden kalan ve 10 tane devletin bile ödeyemeyeceği borçların tamamı ödendikten sonra Atatürk hayatta iken bugünkü Belçika'ya uçak ihracatı dahi yapıldı. 2.Dünya Savaşında da bütün dünya ülkelerine gaz maskesini yine sadece biz ihraç ettik. O günkü zihniyet bugün devam etmiş olsaydı, Fantom'un mucidi başkaları mı Türkiye mi olurdu? O anlayış devam etmiş olsaydı Türkiye bugün atom bombasını yapar mıydı yapmaz mıydı? Bana öyle geliyor ki aynı mantık, aynı gaye devam etmiş olsaydı bugün atom başlıklı füzelerinden hidrojen başlıklı füzelerine kadar silahlı kuvvetlerine silahını kendi kazandıran bir ülke, bir Türkiye gerçeği ile karşılaşacaktık. Ama maalesef bugün elimizi açıp para dileniyoruz. TSK'ya yapılması gereken yatırımlardan vazgeçiyoruz. Bir millet kendini koruma hasletini gerek madden gerekse manen kaybettiği zaman o milletin devlet olarak ayakta durması mümkün değildir."

TÜRKİYE'Yİ TEHDİT EDEN MİSYONERLİĞİN MAHİYETİ

Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin içinde bulunduğu buhrandan kurtulması ve kalkınması için sunduğu bu reçetelerden sonra karşı karşıya bulunduğumuz bir tehlikeye, Dinlerarası Diyalog ve Hoşgörü maskesi arkasına sığınmış misyonerlik faaliyetlerinin toprak bütünlüğümüze yönelik tehlikesine dikkat çekti. Prof. Dr. Baş, bu tehlikenin mahiyetini şöyle dile getirdi:

"Benim bir insanın kendi dinini anlatmasına karşı olmam kesinlikle mümkün değildir. Herkesin dini kendisinedir. Ama Türkiye'de öylesine oyunlar oynanıyor ki hayretler içerisinde kalıyorsunuz. Ben Trabzonluyum. Ganita denilen yerde Santa Maria Kilisesi vardır. Bundan 15 sene evvel ben bu kilisenin yanından geçtim. Baştan aşağıya bit ve pire doldum. Pislikten geçilmiyordu. Şimdi orayı yalancı cennete çevirdiler. Trabzon Belediye Başkanı bekçisini tuttu. Bedava suyunu temin etti. Bu arkadaşlar yola çıkarken de din, iman, Allah, peygamber diye yola çıktılar. Zeytinlik Camiini yıktılar. Ama kiliseyi onarıyorlar. Kızlar Manastırını onarıyorlar. Geldikleri netice bu. 2000 yılında 2700 Trabzonlu kardeşimiz Hıristiyan oldu. Papaz ne diyor biliyor musunuz? 'Siz Hıristiyan olan kardeşlerimiz, biliyor muydunuz ki sizin aslınız Rum'dur' diyor."

"Avrupalının Türkiye'ye gelip Hıristiyanlık propogandası yapmasının ardındaki espri Hıristiyanlığı anlatmak değildir. Bizi köklerimizden kopartıp kendi kendimize ters düşürmektir. Böyle bir niyeti olsa bu faaliyeti kendi ülkesinde yapardı. Almanya'daki kardeşlerimiz bilirler. Biz, orada bir sürü kiliseyi camiye çevirdik. Bunu yaparken hiçbir Alman'ın kılı kıpırdamadı. İtalya'da, Fransa'da kiliseyi camiye çevirdik. Hiç sesleri çıkmadı. Yani, 'Bizim çocuklarımız müslüman olur' endişesine kapılıp da onları cami yapmamıza müsaade etmemezlik yapmadılar. Peki orada kendi çocuğunu korumayan Batılılar, Türkiye'de böyle bir faaliyetin içine neden girerler? Batılılara iddiasına göre Alpaslan Anadolu'ya girdikten sonra buradaki insanlar İslam ile assimile edildi. Onun için özü Ermeni, Rum kabul ettikleri bu insanları eski dinlerine döndürmek istiyorlar. 'Rum, Ermeni olduklarını anlasınlar. Topraklarına sahip çıksınlar' diyorlar. Bugün Türkiye'de oynanan oyun budur. Biz işte buna karşıyız."

"Dinlerarası diyaloğa acizane biz karşı çıktığımız zaman Diyanet de dahil olmak üzere hepsi benim üzerime üşüştü. Dinlerarası Diyalogta mantık, 'onların dini de hak, benim dinim de hak' şeklinde. Devlet adına konuşsam, laiklik ilkesi gereği denilen doğrudur. Ama kendi akaid ölçülerime göre konuştuğum için durum öyle değildir. Allah (cc), "Ehl ?i kitaptan hangi birine tabi olursanız iman ettikten sonra sizi kafir yaparlar" buyuruyor. Bu hüküm ortada iken sen benim buz gibi evladımı hem dininden hem Türklüğünden çıkartıyorsun. İşte ben 'bunu yapma', diyorum."

"4 SENEDE DÜNYA LİDERİ OLURUZ"

"Tarihte bu millet dini ile özdeşleşen tek millettir. Geçmişte Türk dendiği zaman hatıra İslam, İslam dendiği zaman Türk gelirdi" şeklinde sözlerine devam eden Prof. Dr. Baş, "Örfümüzün kaynağı maneviyatımızdır. O bakımdan bizde ne Kürt, ne Acem, ne Arap, ne Boşnak vardır. Bu manada bizim hepimiz Türk oğlu Türküz. Böyle bir kardeşliğin yaşanacağı bir ülke olma mecburiyetinde ve mükellefiyetinde iken başka kimlikler ile bu aziz vatanı bölmeye çalışmanın hiç kimseye faydası olmaz. Gemi battı mı hepimiz batarız. Filika bulup kaçamazsın. Aziz milletimizin bekası için devlet ve millet arasını koyu bir şekilde güçlendirmek ve et ve kemik gibi kardeş yapmak durumundayız" dedi. Prof. Dr. Baş, nasıl bir birlik hali yaşanması hususunda şu örneği verdi:

"Mecnun Leyla'ya aşıktır. Leyla diyor ki; 'Madem ki bu deli oğlan beni bu kadar seviyor. O zaman kolunu kessin bana göndersin.' O da bıçağı eline almış tam koluna vuracakken, 'Leyla'ya söyleyin. Bende ona verecek kol yok' diyor. Leyla bu haberi alınca dünyası yıkılır. 'Hani benim için deli olmuştu. Dağlara düşmüştü. Bir kolunu benden esirgedi' der. Bunun üzerine Mecnun şu cevabı verir: 'Ben ondan kolumu esirgemedim. Ama kolumu kesmeye kalktığımda baktım ki bu kol Leyla'nın kolu. Kimin kolunu kesip kime göndereyim.' Aynen onun gibi bu kol sizin kolunuzdur, sizin kolunuz benim kolumdur. Burada bir bünye, bir gövde, bir vücut olduk. Rahmetimiz, bereketimiz bol olsun. İnanın biz bu işleri hallederiz. Biz sıfırdan geldik. Çoğunun dilini ısırttık. Hepsi dilsiz kaldı. Biz, iki senede Avrupa, üç senede Amerika'yı geçer, dördüncü senede dünya lideri oluruz."

BU VATAN BU MİLLET SENİ BEKLİYOR

Prof. Dr. Haydar Baş, kuvay?ı milliye hareketinin ne zaman partiye dönüşeceği şeklinde bir vatandaş tarafından sorulan soruya şu cevabı verdi: "Arkadaşımızın bir tanesi bir soru tevcih ettiler. 'Hocam partiyi niçin ilan etmiyor, kurmuyorsunuz?' dediler. Arkadaşlarımızın bu şekilde ısrarları var. Ben 55 yaşında bir insanım. Siyaset 35 ila 55 yaşları arasında olur. 55 yaşından sonra siyaset olmaz. Fiziki kurallara göre de, siyasi kurallara göre de bu böyledir. İşin mantığı da budur. Ama ülkemizin bize ihtiyacı varsa, cadde cadde gezmem, görmem lazım. İmam?ı Ali'yi Kufe'ye davet ettiler. Davet edenler de şehit ettiler. Bu akıbeti yaşamamak için bu tip proğramlarla karşı karşıya gelip birbirimizi çok iyi anlayalım. Eğer bu harareti, bu aşkı, bu muhabbeti taşıyacak, 'Hocam biz bir bütün olacağız diyecekseniz' o zaman biz de memur ve mecbur oluruz." Prof. Dr. Haydar Baş'ın bu açıklaması üzerine toplantı mahalli, "Bu vatan bu millet seni bekliyor" ve "Bu vatan bizimdir bizim kalacak" sloganlarıyla inledi.

TÜRKİYE ÜZERİNDE OYUN BİTMEDİ

Prof. Dr. Haydar Baş, Şark meselesi bağlamında Batı dünyasının Osmanlı üzerinde oynadığı oyunun bitmediğini, aynı tür oyunun Türkiye üzerinde de oynanmaya devam ettiğini, Hicaz bölgesinin bizim tasarrufumuzdan İngilizler tarafından nasıl koparıldığını örnek vererek şöyle anlattı:

"Batı dünyası, Hicaz bölgesindeki tasarrufumuza mani olmak için çeşitli hile, desise, oyunlara başvurmuştur. İngiltere Sömürgecilik Bakanlığı bu konuda onlarca masa tahsis etmiştir, binlerce ajan kullanmıştır. 100 sene devam eden büyük projelerle üzerimize gelmişlerdir. Bugünkü misyonerlik çalışmaları o güne dayanmaktadır."

"Öyle oyunlar oynanmıştır ki Arap, Fars müslüman kardeşlerimizin ve Türklerin akaidleri ile oynanmıştır. Fitne çıkarmayı başaramayınca yeni bir mezhep üreterek bu işi gerçekleştirmişlerdir. Dini hükümmüş gibi görünen mevzular İngiltere'den pompalanmıştır. O rüzgar dinmemiştir. Aynı mezhebin gerek Türk dünyası ve gerekse İslam ülkelerinden bazılarına pompalanması devam ediyor."

"Zannediyoruz ki bu fitne bitmiştir. Bugün hala devam ediyor. Eğer bir insan kendi memleketinde yaşadığı şartları mevzuata göre ifade edemiyor ve de ikna edemiyorsa, bunun yolu, kalkıp da deniz aşırı ülkelerden yardım alarak milleti tahrip etmeye yönelik faaliyetler olmaması lazımdır. Bunun yolu mani olduğunu zannettiği insanları ve milleti ikna etmekten geçer. Eğer bir hizmet yapacağız, bir ve beraber olacağız diyorsak, bunun yolu budur. Yoksa, nasıl olmuşsa bunlar, dünyayı elinde tutan şahtır, padişahtır, dercesine, himmet ve tasarruflarına sığınmak, zilletten başka bir şey olamaz."

Zaman zaman bu dünya fötr şapkalıları başımıza geçirirler ve projeleri ile bizi oyalarlar. Şimdi de yeni bir proje ve plan içindedirler. Sakın ha bu oyuna gelmeyelim. 'Amerika'dan icazet alınmadan bu ülkede politika yapılmaz' mantığına dayanarak, adeta milleti hiçe sayar bir görüşün bu ülkede milyonda bir bile şansı olmaması lazımdır."

SERMAYE PİYASASINDA OYNANAN KUMAR

Prof. Dr. Haydar Baş, enflasyonu düşüreceğiz gerekçesiyle piyasadan çekilen paraların sermaye piyasasında iki şişkoyu doyurmak için yapıldığını şöyle dile getirdi:

"Derviş geldi. Borçla bu ülkenin meselesini çözecek dendi. ABD, kovboyun kendisi. İnsan avı ile kazandığı parayı sana borç olarak verir mi? Sonra borçla bir ülke düzlüğe çıkar mı?Bir taraftan borç için türlü zillete katlanırken,Türkiye'de, para, sermaye piyasası ve bankalar olmak üzere iki noktada odaklaşıyor. Sermaye piyasası ile bankaların başında oturanlar küçük adamlar değil, dağ gibi adamlardır. Sermayeye piyasasında resmen kumar oynanıyor. Büyük sermaye sahipleri piyasaya bakıyor. Hangi kağıtlar ucuz ise ona yatırım yapıyor. Fiyatı fırlatıyor. Sonra tıpkı futboldaki gibi ver kaç yapıyor. Bir taraftan elindeki kağıtları aldığından daha fazla fiyata elinden çıkartıyor, diğer taraftan başka kağıt alıyor. Sen de zannediyorsun ki bir hareket var. Halbuki piyasada hareket değil, bir iki cambaz var. Çok iyi oynuyorlar. Bu aldatmacalarla Türkiye bir noktaya gidemez."

"Bu iki noktada mevduat toplanırken piyasadan para emiliyor. İşçinin, çiftçinin cebinde para kalmıyor. Dükkanlar kapanıyor. Damardan kan çekilince yaşamak mümkün müdür? İnsanın damarında dolaşan ne ise piyasada dolaşan para da budur. Paranın niye piyasadan çekildiği sorulduğunda, enflasyonu düşürmek için çekildiği söyleniyor. Yalan söyleniyor. Sermaye Piyasasında, doyması hiç mümkün olmayan iki şişko adamı doyurmak için çekiyorlar."

?YENİMESAJ/İSTANBUL
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100