08 Ocak 2007 Pazartesi 00:00
536 Okunma
Türkiye ve İran'a tuzak kuruluyor
İsrail ve ABD'nin Ortadoğu haritasını yeniden çizme planı, Sünni-Şii çatışması çıkarmayı amaçlıyor. Bu bağlamda, bir Sünni koalisyonunda yer alacak Türkiye ile, Şii liderliğine soyunan İran karşı karşıya gelebilir. Bu iki büyük ülke, ortak düşman İsrail'e karşı birlik olmalı ~|~

Ortadoğu, Safevi?Osmanlı çekişmesi dönemine mi dönüyor? O günlerde bu çekişmenin faturasını Arap halkları ödüyordu. Türklerin ilerlemesiyle birlikte kurbanlar Arap Şiiler, Farsların ilerlemesiyle de Arap Sünniler olmuştu. Farslarla Türklerin nadiren anlaştığı durumlarda bile Sünni ve Şii Araplar kurbandı. Halihazırdaki durumsa, bu çekişmenin tekrar başlamak üzere olduğuna işaret ediyor. Zira İran şu dört noktaya dayanarak bölgesel rolünü güçlendiriyor: Kendisini İslam'ın ve Müslümanların haklarının koruyucusu ilan ediyor. İkincisi, velayeti fakih temelinde Arap Şiilerle işbirliği yapıyor. Üçüncüsüyse, askeri gücünü geliştiriyor, nükleer kapasitesini artırıyor. Son olarak, İran Arap dünyasının zayıflığından ve parçalanmış halinden yararlanıyor.

Irak çekişme konusu
1999'dan bu yana Avrupa'ya yönelen Türkiye'yse Ortadoğu'ya sırtını döndü. Fakat, Irak patlaması ve bu ülkenin mezhep temelinde bölünme ihtimali önceliklerini gözden geçirmesini gerektirdi. Kuzey Irak'ta bir Kürt devletinin kurulması, Türkiye'nin güneydoğusundaki ayrılıkçı Kürt hareketini teşvik edebilir. Ayrıca Iraklı Türkmenler, Kuzey Irak'taki Kürt çoğunluğun arasındaki azınlık konumları sebebiyle maruz kaldıkları 'aldatma'yı ortadan kaldırması için Türkiye'den medet umuyor.

Tahran'ın yeni Irak'ta hegemonya kurması, Türkiye ve İran arasındaki dengeleri ters yüz edebilir. İran hegemonyası ihtimali, Arap ülkelerini, özellikle de Körfez İşbirliği Konseyi üyelerini ve Irak'ın komşuları Ürdün ve Suriye'yi de endişelendiriyor. İran'la Körfez İşbirliği Konseyi arasında iki kriz var: İran'ın Arap Körfezi'ndeki üç Birleşik Arap Emirlikleri adasını işgali ve nükleer projenin bölgenin güvenliğine yansımaları.
Türkiye'nin AB üyeliğini geciktirmeyi veya tümüyle engellemeyi hedefleyen Avrupa girişimleri de, Ankara'nın Ortadoğu'ya yönelmesine katkıda bulundu. Avrupalı liderler, Ekim 2005'te Türkiye'nin tam üyeliğiyle sonuçlanacak müzakerelerin başlatılmasına onay verdikten sonra, Aralık 2006'da müzakerelerin kısmen dondurulması gibi ters yönde bir karar aldı. Bu tutumlarını da Türkiye'nin limanlarını AB üyesi Kıbrıs'ın gemi ve uçaklarına açmamasıyla gerekçelendirdiler. Hal böyleyken Kıbrıs'ın Türk kesiminin akıbeti askıda kaldı.

Avrupalılar aslında Türkiye'nin üyeliğini kabule yanaşmıyor. AB Anayasası, Fransa ve Hollanda'daki referandumlar da bu yüzden onaylanmadı. Almanya'da iktidardaki Hıristiyan Demokratlar da Türkiye'nin üyeliğine karşı. Avusturya bu konuda veto hakkını kullandı. Keza Yunanistan ve Kıbrıs da bu hakkı kullanabilir. Tüm bunlardan dolayı, üyeliğe kabulünü kolaylaştırmak için yaptığı bütün reformlara rağmen Avrupa yolu Türkiye'ye kapalı görünüyor.

Dolayısıyla Türkiye'nin doğuda Orta Asya ve Kafkaslara, güneyde de Ortadoğu ve Arap Körfezi'ne yönelmesi kesinlik kazanıyor. Avrupa'nın Türkiye'ye yönelik olumsuz tutumu kasıtlı olsun veya olmasın tek bir sonuç var. Bu da, Türkiye?İran çatışması ihtimallerini yeniden gündeme getiriyor. Bu ihtimaller, aşağıdaki sorularla ortaya çıkıyor ve endişe yaratıyor: Arap?Türk koalisyonu İran'la mücadele edecek mi? Bu koalisyon Sünni, yani bir mezhebi gözeten bir kimlik mi taşıyacak? Şii Arapların tutumu ne olacak? Arap vatanlarına vefayla İran'a vefa arasında tercih yapmak zorunda mı kalacaklar?

Bu dönüşümler ABD yönetiminin sözünü ettiği yeni Ortadoğu'yu ortaya çıkarır mı? Arap dünyası, Türkiye ve İran bu büyük fitneye girer mi?
Fitne ateşine benzin dökülmesinde etkin rol oynayan birçok nokta var. Bunların başında ABD'nin 'terörle savaş' çerçevesindeki doğrudan çıkarları geliyor. Başkan Bush yönetimindeki bazı çevrelere göre, 'terör' Sünni, şiddetse 'Şii'. Dolayısıyla, tarafların güç kaybetmesi ve Amerikan çıkarlarını hedef almaktan alıkoyulması için, oklarını birbirilerine çevirmelerine yol açacak bir ortamın yaratılması ABD'ye faydalı olacaktır. Bu noktada, Sünnilerle Şiiler arasında düşmanlık yaratma projesi, askeri araçlarla (Irak ve Afganistan'ın işgali, İsrail'in Lübnan'daki savaşı) veya siyaset ve medya aracılığıyla (İslam'ı karalama kampanyaları ve Müslümanlara karşı dini ve etnik ayrımcılık) gerçekleştirilemeyen stratejik hedefi hayata geçirecek.

İsrail'in İran'ın nükleer projesini ele alış tarzı da Şiilerle Sünniler arasında gerginlik çıkarma konusunda etkin rol oynuyor. İsrail İran'ın nükleer dosyasını stratejik güvenliği için tehlikeli görüyor. İran'la Arap ülkeleri arasında anlayış, güven ve eşgüdüm yokluğu sebebiyle Araplar da proje yüzünden endişelendiği için, çatışmanın Araplarla?İran, dolayısıyla Sünnilerle Şiiler arasında çıkmasından korkuluyor.

Mezhep ayrılığı derinleşiyor
Arap ve İranlı kurumların mezhepleri yakınlaştırma çabaları da sekteye uğruyor. Bu başarısızlık, Irak'ta her gün yüzlerce kişinin canını alan mezhep katliamlarıyla aynı zamana denk geliyor. Aynı zamanda, Sudan ve Suriye gibi bazı Arap ülkelerindeki Sünni toplumlarının mali desteklerle Şiileştirilmesini amaçlayan çalışmalara dair haberler sızıyor. Burada, İsrail'in Pakistan'dan Fas'a kadar her etnik grubun ve mezhebin kendine ait siyasi bir oluşuma sahip olması temelinde bölge haritasını yeniden çizme amaçlı projesini hatırlatmak faydalı. İşe Lübnan'dan başlayan İsrail, 1950'lerden bu yana bu projenin hayata geçirilmesine çalışıyor. Projenin işaretleri Sudan'ın güneyinde, Kuzey Irak'ta, hatta Cezayir çevrelerinde ve Fas'ın güneyinde görülüyor. Bu proje, halen İsrail'in stratejik güvenliğinin temeli sayılıyor. Halihazırdaki ABD yönetiminin de bu projeyi öncekilerden daha fazla desteklediği açık. Irak'taki savaş şu ana kadar, mezhep kavgasının ve etnik fitnenin patlak vermesine yol açtı.
İsrail'in bu projesi, Arap ve İslam ülkelerini mezhep ayrımcılığı ve ırkçılık kanalıyla organları kesilmiş cesetlere çeviriyor. Farslar (Safeviler) ve Türkler (Osmanlılar), Arap toprakları üzerinde savaşırken ortada İsrail, yani ortak düşman yoktu. Üstünlük ve toprak için savaşılıyordu. Fakat şimdi İsrail'in varlığı ve onun tehlikeli projesiyle birlikte İranlılar, Türkler ve Araplardan varlıklarını ve geleceklerini savunmaları isteniyor. Ve, bu ortak düşmanın tehlikesini idrak etmezlerse kendilerini başını İsrail'in çektiği büyük fitne bataklığı içinde bulacaklar.

Muhammed el Semmak (eski Lübnan milletvekili) / Birleşik Arap Emirlikleri gazetesi İttihad,
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100