07 Temmuz 2005 Perşembe 00:00
271 Okunma
Türklerin coğrafyası terörün coğrafyası

Bursa'da bir okula İstiklâl Marşı ile AB bayrağı çekmek terörün dik alâsıdır. Fikri terördür, zihin terörüdür, beyni devşirilmiş aydın terörüdür. Sessiz kalıp tepki gösterilmemesi, yahut sıralı âmirler ve sorumlularca ses çıkarılmaması da ayıba aynen ortak olmak, onaylamaktır.
Çünkü AB teröristtir.
İnanmayan Türk Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt'ın sözlerini okusun: Orgeneral Büyükanıt, Savunma ve Havacılık Dergisi'nde yer alan açıklamasında; PKK terör örgütünün, silahlı eylemlerine paralel olarak insan hakları kisvesi altındaki taleplerinin ülke bütünlüğünü tehdit ettiğine dikkati çekti ve "Maalesef bu girişimler, gerek yurt içinde bazı kesimlerden, gerekse AB üyesi bazı ülkelerden hak ettiği tepkileri almamakta, buna mukabil adeta desteklenmektedir" dedi..
Terörle mücadelede başarı için uluslararası işbirliğinin önemine dikkati çeken Orgeneral Büyükanıt, terör örgütünün karışık ortamdan yararlanarak Irak'ın kuzeyinde aradığı siyasal desteği bulduğunu, bazı komşu ülkelerle Avrupa ülkelerinden sağladığı yardımlarla barınma, silah, mühimmat, eğitim, tedavi, seyahat ve eleman temini gibi ihtiyaçlarını karşıladığını da dile getirdi.
ABD de teröristtir.
Bush'un vurgusu
İnanmayan Bush'un şu sözlerini okusun:
Bush: AFRİKA'NIN DEĞİL ABD'NİN ÇIKARI ÖNDE GELİR. (Anadolu Ajansı. 4 Temmuz 2005) Londra...
ABD Başkanı George Bush, Afrika'daki açlık ve yoksulluğun giderilmesiyle küresel ısınmanın önlenmesi gibi önemli konuların ele alınacağı G8 zirvesinde, her şeyden önce ülkesinin çıkarlarını korumayı sürdüreceğini bildirdi. The Guardian'ın haberinde, İskoçya'nın Gleneagles kentinde çarşamba günü başlayacak G8 zirvesinde katılacak Bush'un "Ben o zirveye, İngiltere Başbakanı Tony Blair'ı iyi ya da kötü göstermeye değil, kendi ülkem için en iyisi olacağını düşündüğüm bir gündemle gidiyorum" dediği belirtildi. ITV'ye de konuşan Bush, zirve sırasında, iklim değişiklikleriyle ilgili Kyoto tarzı bir anlaşmaya destek vermesinin söz konusu olmadığını vurguladı ve ülkesinin küresel ısınmayla mücadele konusunda yeni teknolojilerin bulunmasında istekliği olduğunu da yineledi.
Erdoğan'ın bağlandığı merkezler
Peki Recep Tayyip'in AB ve ABD ile ilgili olarak son söylediği sözleri hatırlıyor musunuz;
1. "Büyük Ortadoğu Projesi ve Kuzey Afrika inisiyatifi çerçevesinde her türlü yardım ve katkıya hazırız.'' (Haziran 2005. Türk bayrağının yakıldığı Lübnan gezisinde)
2. "AB sürecine sıkı sıkıya bağlıyız''. (The Economist. Mayıs 2005)
Şimdi Türkiye'nin, bölgesinde tamamen bağımsız olarak kendi milli hedeflerine ulaşmak için kendi milli siyasetini yürüttüğünü söyleyebilir misiniz?
MGSB neden
çıkmıyor?
Güldürmeyin Allah Aşkına insanı. Madem öyle, MGSB neden bir türlü MGK'da görüşülemiyor? Neden bir türlü MGK'nın asker ve sivil kanadı fikir?görüş birliğine varamıyor? Bir çok meslektaşımın aksine ben Yasemin Çongar'ın iyi ki vâr olduğunu ve iyi ki Amerika'da oturduğunu düşünüyorum. Ülkemize gelen Amerikan Elçileri Müstemleke Valiliği, Sömürge Komiserliği yaptıklarına göre onun asli görevini yapacak ve Amerikan görüşlerini, duygu ve düşüncelerini birinci elden bize aktaracak bir kaynağa mutlaka ihtiyacımız olduğu gerçeğini siz de teslim etmiyor musunuz? Biz 4 Temmuz Süleymaniye çuvalının ikinci yıldönümünde kanlı gözyaşlarımızı içimize akıtmaya çalışırken bakın o ne yazıyor:
"Bir süre önce, Quantico Deniz Piyadeleri Üssü'nde Irak konulu bir toplantının tek Türk konuşmacısıydım ve bu 'güven eksikliğini' orta ve alt rütbeli ABD'li askerler arasında bizzat gözledim. Özellikle Irak'ta fiilen görev yapmış ABD'li subaylardan gelen bazı sorular öyle "öfkeli" idi ve Türkiye'nin adeta "ABD'nin Irak'ta başarısızlığını isteyen bir ülke" gibi algılandığını gösteriyordu ki, toplantının moderatörü "subayların 'duygusal' üslubu" nedeniyle benden özür diledi. Açıkçası, Irak'ta zorlanan ABD ordusu bünyesinde 1 Mart tezkeresini, Türk özel kuvvetlerinin K. Irak'taki bazı etkinliklerini ve yakın zamana dek İncirlik'in kullanımında yaşanan sıkıntıları "aklından çıkarmayan" subaylar da var. Washington'da birçok analistin paylaştığı izlenim, Irak çelişkisinin ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) bünyesinde Türkiye'ye tepki yarattığı, buna karşın Avrupa Komutanlığı'nın (EUCOM) TSK'ya bakışının çok daha olumlu olduğu yönünde.
Bununla birlikte Washington'daki yetkililer, TSK'dan görmeye alışkın oldukları "kurumsal üslup birliğini" ve "yakın müttefik tavrını" yansıtmayan bazı çıkışlardan yakınıyorlar. Örneğin, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hurşit Tolon'un Aralık 2004'te, Musul'da beş Türk güvenlik görevlisinin şehit düşmesine ilişkin olarak, Iraklı Kürtlerin yanı sıra ABD'yi de itham eden açıklaması unutulmadı.''
O zaman, çok yaşa Tolunoğlu Hurşit Paşa?
"Washington'daki sivil ve askeri yetkililer, Orgeneral Özkök ile Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ'un ikili ilişkilere "olumlu" katkısını her fırsatta vurguluyorlar. Her iki generalin son dönemde gerek Türk?Amerikan ilişkilerine sahip çıkan, gerekse Irak, İran ve Suriye'de ortak vizyon ve çıkarlara işaret eden açıklamaları, Ankara ile Washington arasındaki siyasi diyaloğun "karşılıklı monoloğa dönüşebildiği" günlerde, ilişkileri bir bakıma kurtardı.''
Yâni Türkiye?ABD ilişkilerinde siyasi ilişkiler ''monolog'', ama Irak, İran ve Suriye konularında askeri ilişkiler ise ''diyalog''?
Fakat bu; Edelman'ın giderayak söylediği ''üç?dört yıldızlı generaller tamam sıra alt kademelerde'' sözü kadar büyük bir rezalettir kıymetli okuyucu. Buna da uygun cevabın verilmesi için ille de yeni bir milli gün kokteyli mi bekleyeceğiz?
Yâni Türk ordusu Irak, İran ve Suriye konularında ABD ile ortak nokta arayışı içinde, öyle mi? MGK'nın "son Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç Türk stratejisine Avrasya ufkunu getirdiği için suç mu işlemişti o zaman? Devam ediyor Çongar;
ABD'nin TSK'ye bakışı
"Irak, ABD ile TSK arasındaki ilişkiyi zaman zaman zorlarken, Türk askerinin Afganistan'daki rolü Washington'da takdir konusu.Türkiye'nin buradaki çokuluslu güce (ISAF) komuta etmesini değerlendiren bir ABD'li yetkili, "ISAF gibi çok parçalı bir gücün komutanlığı kolay değil. Bu göreve iki kez talip olan ve başarıyla götüren Türkiye'ye müteşekkiriz" diyor. İkili askeri ilişkiler esasen Irak'ta darbe yedi; düzelebileceği asıl yer de yine Irak. Bunun önemli ayağı, Türkiye'nin PKK konusundaki beklentilerinin karşılanmaya başlaması olacaktır. PKK tehdidini yeniden hissetmeye başlayan Türkiye, ABD'nin K. Irak'ta PKK'ya karşı topyekun bir harekata girişmeden de yapabileceği somut girişimleri artık görmek istiyor. Öte yandan, TSK ile ABD ordusu arasındaki kapsamlı PKK diyaloğunu, genel olarak Irak konusuna da yayabilmek artık şart. Bunun bir yolu, son dönemde çalışmaları aksayan Yüksek Düzeyli Savunma Grubu'nun düzenli biçimde toplanmaya başlaması. Bir başka yol, iki ülke askeri yetkililerinin Irak konusunda resmi gündemin de dışına çıkıp her türlü senaryoyu konuşabilecekleri daha rahat diyalog ortamlarının oluşturulması. Washington'da AKP'ye güvenin sarsılması, ABD'nin hükümetin "düğmesine basıp" TSK'ya "siyasi rol" biçen senaryolara kayacağı türünden yorumlara yol açabildi. ABD, TSK'nın üst kademesinin nüfuzunu ikili ilişkilere sahip çıkarak kullanmasından memnun olur, ama bu, Türk askerinin siyaset yapmasını istediği anlamına gelmez.Tam tersine Bush yönetimi, Türkiye'nin AB yoluna devam etmesini, ve türban ya da cumhurbaşkanlığı tartışmaları olsun, artan terör tehdidi olsun hiçbir gerekçeyle normal sivil demokratik sürecin sekteye uğramamasını istiyor. Bundan birkaç ay önce, ABD'nin NATO'da komutanlık da yapmış emekli bir generalinin, Türkiye'yi ziyaret edecek olan bir sivil dostuna ilettiği tavsiye notuyla bitiriyorum: "Hilmi Özkök'le mutlaka görüşmelisin. Ordunun siyaset dışı kalması gereğine yürekten inanan bir Türk generalidir."
Tabii Amerika Türkiye'nin Afganistan, hâttâ Irak gibi ülkelerde ve o ülkelerin Türk olmayan bölgelerinde her gün daha çok asker bulundurmasını ister. Daha çok Türk askeri bulunmalıdır ki, daha az Amerikan askeri ölsün. Emekli NATO generalinin Türkiye'yi ziyaret edecek sivil dostuna ilettiği tavsiye notunun bir benzerini, Akepe'nin seçimi kazanıp da Recep Tayyip'in daha milletvekili olmadığı dönemden; "Beni Özkök'le görüştürün'' şekliyle hatırlamıyor muyuz..
Öyle anlaşılıyor ki, "Hâmili kart yakinimdir'' dönemleri yeniden başlıyor ve bu sefer ''çok uluslu'' olarak. Terör, coğrafya, Genelkurmay deyince söz kaçınılmaz olarak Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özkök'e gelecek.
Sayın Bay Özkök Eğitim?Doktrin Komutanlığı'nda gerçekleştirilen Uluslararası İpek Yolu?2005 General/Amiral Semineri'nde çok önemli bir konuşma yaptı.
Küresel aktör kavramı
Herhangi bir küresel aktör için kriz bölgelerinden uzak kalmanın artık bir seçenek olarak düşünülemeyeceğini vurgulayan Sayın Bay Özkök, "dünyadaki giderek artan etkileşim ve değişen tehditler göz önüne alındığında küresel bir aktör için en iyisinin, etkin bir politika izleme konusunda en iyi coğrafi konumu edinmek" olduğunu söyledi. Sayın Bay Özkök, "Günümüzde bütün küresel aktörler, bu bölgelere mümkün olduğunca yakın olmaya ve hatta bu bölgeler içinde yer almaya çalışıyor" dedi. NATO'nun bu durumun bilincinde olduğunu ifade eden Sayın Bay Özkök, ittifakın, İstanbul Zirvesi'nde Kafkaslar ve Orta Asya'nın stratejik öneme sahip bölgelerine odaklanma kararı aldığını anımsattı ve NATO'nun bu çerçevede, bölge ülkelerine mevcut ve gelecekteki işbirliği programlarını uygulamada öncelik tanıyacağını, eğitim ve öğretim olanakları sağlayarak bu ortakların özel ihtiyaçlarını gidermek için çalışacağını ve reform çabalarını destekleyeceğini belirtti.
Türkiye'nin, ittifakın doğu sınırında ve bu bölgenin yanı başında yer aldığına, bölge ülkeleriyle tarihi ve kültürel bağlarına işaret eden Sayın Bay Özkök, Türkiye'nin bu konumunun NATO'nun bölgede belirlediği hedeflere ulaşılmasında önemli bir araç olduğunu vurguladı.
Sayın Bay Özkök, Türkiye'nin Kore Savaşı'ndan bu yana uluslararası alandaki barış girişimlerine ve çokuluslu güçlere katılımlarından örnekler verdi. NATO'nun, Avrupa?Atlantik Konseyi ve Barış için Ortaklık bünyesindeki ilişkiler sayesinde başarılı bir şekilde genişlediğini dile getirdi ve "Barış İçin Ortaklığın önemi daha önce hiç olmadığı kadar fazladır. Gelecekte olacakları etkin bir biçimde yönetmek amacıyla ortaklık ilişkilerimizi yeniden düzenlemek için elimizden gelen her şeyi yapmalıyız" dedikten sonra bunun özellikle Orta Asya ve Kafkasya için geçerli olduğunu belirterek, Türkiye'nin, stratejik öneme sahip bu bölgeye yoğunlaşılması fikrini desteklediğini bildirdi.
Burada da yepyeni bir stratejik buluşa tanıklık ediyorsun ey okuyucu..
Ülkelerin politikalarını; (asker sayısı, kapsamı, gücü, niteliği dahil) ait olduğu coğrafya belirler.
Bu; stratejinin temel doktrinidir.
Fakat şimdi Sayın Bay Özkök ne diyor;
1. Küresel aktör, kriz bölgelerinden uzak kalamaz.
2. Küresel bir aktör için en iyisi etkin bir politika izleme konusunda en iyi coğrafi konumu edinmektir.
Yâni kıymetli okuyucu Sayın Bay Özkök burada arabayı atın önüne koyuyor, etkin politika izlemek için en iyi coğrafi konuma ulaş diyor.
Ve ekliyor; küresel aktör kriz bölgelerinden uzak kalamaz.
Coğrafya dediğiniz şey "değiştirilebilir'' bir faktör değildir.
Türkiye bu coğrafyadadır, siyaset gereklerini bu coğrafyaya göre şekillendirmek durumundadır.
Ama eğer Türkiye örneğin Avustralya'nın güneyinde olsaydı tamamen başka nitelikte politika uygulayacak, belki hiç asker bulundurmasına bile gerek olmayacaktı.
"Küresel aktör'' ne demektir?
Türkiye kendini küresel aktör mü zannediyor?
Türkiye küresel aktör müdür, küresel piyon mudur?
"Etkin politika için kendi coğrafyasının dışına taşıp en iyi coğrafi konuma ulaşmak'', emperyalizmdir. Tek kutuplu çağımızda ise bunun adı Paxamericana'dır. Bush ne diyor, "Her şey Amerika için''.
Biz "Her şey Türkiye için'' demeye başladığımız; yâni ''AB sürecine sıkı sıkıya bağlıyız'' yahut ''BOP çerçevesinde her türlü yardıma hazırız'' demediğimiz; yâni başkasının türküsünü çağırmadığımız zaman?
Ancak o zaman küresel aktör oluruz, bir. İki; ve ancak o zaman kendi aktörlerimizin rol alacağı senaryolar için kendi öz inisiyatifimizle Irak, Afganistan, Kosova gibi uzak coğrafyalarda küresel oyunlar sahneleyebiliriz.
Kendimiz yaparız. Aslında BOP veya GOKAG denilen şeyin Ankara'dan Fas'a kadar batısı eski İmparatorluk; Moğolistan'a kadar doğusu ise Türk coğrafyasıdır. Siyasette de aynı kural geçerlidir. Sen yoksan, boş bırakırsan başkası doldurur. Şimdi bütün bunlardan sonra bana kimse "Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi'' denilen şeyin bu ülke için gerekli olduğunu anlatmasın. Gerekli ise bu merkez, önce PKK ile mükemmelen mücadele etsin.
Yoksa Büyükanıt ta o lafı söylemesin. TMMM var ise PKK olmamalıdır. Yok olmalıdır. Yok benim değil, senin Ladin?Zarkavi gibi uyduruk?sanal teröristlerin için kuruluyorsa Ankara'da değil, başka yerde olmalıdır bu "mükemmel'' merkez. Hem biz kanırta kanırta PKK'nın köküne kibrit suyu ektiğimiz zaman kendi imkanlarımızdan başka imkan ve "dost ve müttefik'' generallerin rol aldığı TMMM'ler mi vardı?
Yoksa TMMM'ler 11 Eylül'ün mü gereğidir. "Türkiye Türklerindir'' lafı sadece bir gazetenin logosunun üstünde yer alan anlamsız bir söz gibi kalmamalıdır.  Ama önce Türkiye, Türkiye olmalıdır. Türkiye gibi vâr olmalı, Türk gibi yaşamalıdır.
Başkasının coğrafyasını değil, kendi coğrafyasını süpürmelidir.
Dikkat edin, yazının başlığı ''Türkiye Coğrafyası''değil.
"Türklerin Coğrafyası?''
 Ne diyordu hazret; ''Bu böyle biline''?

~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100