30 Temmuz 2005 Cumartesi 00:00
342 Okunma
Üç cumhuriyet, üç telli kurşun
Geçen yüzyılın başındaki 1913?23 zaman dilimi, yüz sene sonra BOP diye adlandırılacak olan ve Kafkaslardan?Balkanlara uzanan geniş bir coğrafyada yeni Türk devletlerinin doğumuna tanıklık eden kutlu bir devredir. Tarihte "İlk Türk Cumhuriyeti"ni kurmuş olma şerefi konusunda Batı Trakya Türkleri ile Azerbaycan Türkleri arasındaki tatlı rekabette taraf olmamayı seçerek olayları kronolojik sırayla inceleyelim:
1) 12 Eylül 1913'te Batı Trakya Türklerini Yunan?Bulgar bıçağı ve kucağına bırakmak istemeyen Teşkilatı Mahsusa, Enver Paşa'nın emri ve Süleyman Askeri ile Eşref Sencer Kuşcubaşının çalışmalarıyla "Garbi Trakya Müstakil Hükümeti"ni kurar.
Bayrağın anlamı
Yeni Devletin bayrağı ay yıldızlı ve yeşil, beyaz renklerde idi. Siyah matemi, yeşil Müslümanlığı, beyaz ise aydınlık günleri temsil etmekteydi. Türkçe ve Fransızca yayın yapan bağımsız anlamına gelen 'independant' isimli bir gazete çıkarılmış, Süleyman Askeri Bey tarafından Batı Trakya için milli bir marş bile kaleme alınmıştır. Yunan ve Bulgar posta pulları geçersiz sayılmış ve yeni hükümet tarafından yeni pullar bastırılmıştır. Batı Trakya'nın Bulgarlara karşı savunulması amacıyla savunma planları yapılmış ve askeri kuvvetler buna göre tertiplenmiştir. İstanbul'dan Eylül sonlarında 3.000 tüfek ve 500 sandık mermi getirilmiş, Ekim ayında ise devlet bütçesi hazırlanmıştır. Devletin asker sayısı 30.000 kadardı.
Başkent Gümülcine idi.
Neticede Bulgarlar, zayıf duruma düşmüş olan askeri kuvvetleri ile Batı Trakya'yı alamayacaklarını değerlendirdiklerinden, Osmanlı Devleti ile siyasi ortam oluştuktan sonra anlaşma yoluna gittiler ve 29 Eylül 1913'de, Osmanlı ? Bulgar heyetleri arasında İstanbul Anlaşma'sı imzalandı. Buna göre bütün Batı Trakya Bulgarlara bırakıldı.
Kötü günler başlıyor
Osmanlı Hükümetinin, İstanbul Anlaşma'sıyla Batı Trakya'yı bırakması, Batı Trakya'da şok tesiri yaptı. Batı Trakya Hükümetinin başındakileri ve halkı, Bulgarlara karşı silahlı mukavemetten vazgeçirmek ve teskin etmek üzere, anlaşmanın yapıcılarından olan Albay Cemal (Bahriye Nazırı Cemal Paşa) Ekim 1913 başlarında, İstanbul'dan Dedeağaç, Gümülcine ve İskeçe'ye giderek Bulgarların kan akıtmadan Batı Trakya'yı işgal etmelerini sağlamaya muvaffak oldu. Ekim 1913 ortalarında başlayan Bulgar işgali, olaysız, 30 Ekim 1913'de sona erdi. Batı Trakya Müstakil Hükümeti de 25 Ekim 1913'de kendini feshetti. Hükümet ileri gelenleri ile, subaylar ve birlikler İstanbul'a döndüler. Mevcut silah ve cephane, ileride yine Batı Trakya davası için kullanılmak ümidiyle saklandı. Bu; ilk Cumhuriyet ve 55 günlük yavrunun başına kendi ellerimizle sıktığımız ilk kurşundur.
Azerilerin kurduğu Cumhuriyet
2) Bundan tam beş sene sonra, İmparatorluğun öteki ucunda Kafkaslarda 28 Mayıs 1918 tarihinde Çarlık Rusyası'ndan bağımsızlıklarını kazanmış olan vilayetlerin birleştirilmesi ile "Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti" kurulur ve Cumhurbaşkanlığı'na da Mehmet Emin Resulzade getirilir. Osmanlı İmparatorluğu yeni Azerbaycan Devletini derhal tanır. Bu dönemde yeni Azerbaycan Devleti bir taraftan iç karışıklıklarla uğraşırken, diğer taraftan da Rusya, Ermenistan ve İran'ın saldırıları karşısında direnmeye çalışır ve Osmanlı Devleti'nden yardım ister. Bu dönem aynı zamanda Batılı Devletlerin Azerbaycan'ın zengin petrol kaynaklarını keşfetme dönemine rastladığından Azerbaycan'daki Türk unsurunu ortadan kaldırmak için Ermenistan, Rusya ve İran'ın yanında 'müttefik' Alman ve İngilizler de Türklere karşı cephe almışlardır. Şark Orduları ve İslâm Ordularının bu zaman aralığında Enver Paşa'nın talimatıyla ve Halil ve Nuri Paşalar komutasında yaptığı hizmetler Azerbaycan'da hala dillere destandır. 1918'de Bakü İngiliz?Rus ve Ermenilerin elinde olduğundan Gence 'geçici başkent' yapılır.
Halil Paşa 15 Eylül 1918'de Baku'ye girer ve şehri Resulzade'ye teslim edip çekilir. 30 Ekim 1918 Mondros Mütarekesini imzalayınca da 15'inci madde uyarınca 1914 sınırlarına çekilmek zorunda kalır.
Bir kurşun daha
Azerbaycan'ın bu bağımsızlığı ancak 23 ay devam eder. 1920 yılında 27 Nisan'ı 28 Nisan'a bağlayan gece Sovyet Kızılordu'sunun Azerbaycan'ı işgali ile de bağımsız Azerbaycan Devleti sona erer.
Bu da 23 aylık ikinci bebeğe sıkılan ikinci kurşundur.
KKTC'ye de kurşun sıkılıyor
3) 1974'te Türk Ordusu, ilk iki örnekteki gibi bu sefer Kıbrıs'taki soydaşlarının can ve mal güvenliğini sağlamak için adaya müdahale eder. 15 Kasım 1983'te de Kıbrıs'ta bir başka Türk Cumhuriyeti kurulur, KKTC.
Bu devlet Türkiye'de 2002 senesinde AKEPE işbaşına gelene kadar hayatiyetini devam ettirir. Ondan sonra ise 'komaya' girer.. Hayatiyetini ancak yaşam destek ünitesine bağlı olarak bitkisel bir tarzda devam ettirir. Başında otopsi için adli tabip kılığında bekleyen AB/ABD/AKEPE'nin 'fişi çekeceği' günü bekler. 20 Temmuz'un 31'inci yıldönümünde Kıbrıs'a giden TC Dışişleri Bakanı Gül KKTC hükümet yetkilileri ile görüşerek; "Türkiye'yi AİHM nezdinde sıkıntıya sokan KKTC Anayasası'nın 159'uncu maddesinin" değiştirilmesini ister. KKTC Meclisi hemen ertesi günü 'gizli' olarak toplanır ve 5 saat bunu görüşür.
159'uncu madde "Kuzeyde kalan Rum mallarının kamulaştırılmasını" öngörmektedir. 159'uncu maddenin kaldırılması, 1974'den bu yana devletin vatandaşlarına verdiği tapuların iptali demektir.
Yâni bir anlamda 1974'ün iptali demektir.
 Boşu boşuna bir savaş yapmışız demektir.
 AİHM'ye ayıp olacak diye Rum malları 'korunacaksa' KKTC Meclisi'nin de, halen bulunduğu Dianellos Sigara Fabrikasını eski sahibine teslim etmesi gerekecektir. Bildiğim kadarıyla Başbakanlık ve bakanlıkların binaları da Rum malı araziye inşa edilmişlerdir.
Yâni bırakın vatandaşı, maddenin iptali ile ''devlet'' kendine başka yer aramak zorunda kalacaktır.
Bu da 22 yaşındaki üçüncü delikanlıya sıkılan üçüncü kurşundur.
Ha bu arada bir 'Cumhuriyet' daha var. Dünkü Bakanlar Kurulu Toplantısından sonra sözcü Çiçek'in açıklamasına göre Kurul, terörle mücadele konusunda askerin Başbuğ'un ağzından önerdiği yeni kuruluşa sıcak bakmamış. Hâle bak.. Asker 'müttefiklerle' dış terör konusunda anlaşıp 'Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi' kuruyor, ama kendi hükümetiyle iç terör konusunda anlaşamıyor, kamuoyu önünde 'tartışıyor'.  Yâni kıymetli okuyucu 82 yaşındaki son Cumhuriyet'in halini sual edecek olursan?
O da kendi bacağına kurşun sıkmıyor ama?.
Pimi çekilmiş el bombasının üstünde oturup 5'e kadar içinden sayıyor.
 5'ten sonra ne olacak diye merak ediyor.
~|~
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100