Bu haber kez okundu.

Uygun adım, marş!
Hüseyin Mümtaz Giresun Işık Gazetesi'ndeki yazısında, Atlantik ötesinden gelen emirle sahnelenen tiyatronun ulusalcı cepheyi nasıl hedef aldığını ve  içerideki işbirlikçilerin ne tür hesaplar içinde olduklarını irdelemiş ~|~ Her şey acemi birliğinde yaptırılan yanaşık düzen eğitimindeki gibi büyük bir düzen içinde ve "uygun adım" yürüyor.
Emir büyük yerden, okyanus ötesinden veriliyor ve aynen uygulanıyor.
 "Stratejik ortak" Amerika, bağrında beslediği Fethullah aracılığı ile son günlerde Türkiye'nin gündemine daha fazla ve doğrudan müdahil oluyor.
Emir komuta zinciri eksiksiz uygulanıyor.
Asıl taarruz ve oyalama taarruzu, zaman içinde gelişen yeni durum ve şartlara göre AB ve ABD arasında el değiştiriyor.
 "Esas oğlan" bir ABD oluyor, bir AB.
Savaş halinin kaçınılmaz yazgısıdır. Cephede asıl düşmanla savaşırken bir de cephe gerisinde işbirlikçiler ve bozguncularla uğraşmak durumunda kalırsınız.
Ve bütün bunlar olurken, normal zamanlarda baş üstünde tutulan değerlerin nasıl çarpıtıldığını, nasıl ayaklar altına alındığını hayretler içinde seyredersiniz.
Başlar ayak, ayaklar baş olur.
Fethullah alçak profil göstermekten vazgeçip cephe taarruzuna geçti.
Önce ATV'de Şeyh İdrisi Bitlisi ile Yavuz zamanında varıldığı söylenilen anlaşmayı gündeme getirdi.
Araştırırsanız, anlaşma denilen şeyin bir Türk soykırımı olduğunu göreceksiniz.
Şimdi de Yeni Aktüel'de "Ulusalcılar Sancı Oluşturuyor!" manşeti ile takdim edilen yazıda şunları söylüyor:
 "Tarih boyunca milletimizi dışarıya doğru açılmış, yürümüş. Şimdi önünüzde daha geniş, kapsamlı ve kompleks bir süreç var. Dolayısıyla direnç noktaları daha fazla sancı oluşturabilir. AB sürecinde son günlerde yaşanan kavga ve tartışmalara bir bakıverin. Ölseler bir araya gelmeyecek kimseler ulusal cephe adı altında suni bir kitlesel dalga oluşturmaya çalışıyor. Kimlikleri, söylemleri, hassasiyet ve dünya görüşleri bu derece farklı, üstelik birbirleriyle hiçbir diyalog geliştirme niyet ve isteği olmayan insanlar muvakkaten bir araya geliyor. Gerçekten her söz ve hareketleri suni ve iğreti duruyor. Elbette daha derinde milletin ruhunu ve temel dinamiklerini örselemeye yönelik çabalar da vardır. Bunların kolay kolay pes edeceğini sanmıyorum. Onlar her türlü açıklığın ve şeffaflığın karşısında. Toplum ve siyaset ilişkileri şeffaflaştıkça belki de deşifre olmaktan korkuyorlar. Türkiye büyük bir ülke. İradeli, azimli ve kararlı olursa sancıları aşar. Sancısız bir gelişme beklememeli. Milli ve bölgesel menfaatlerimizin korunması önemli ama kimin nerede, niçin ve hangi gayeyle durduğuna iyi bakmalı. Suni ya da iç menfaat ilişkileri er geç kendini mutlaka ele verir. Ulusal cephe adı altında oluşturulmaya çalışılan dalganın sınırları belli değil. Hedefi, niyeti ve çağrı yaptığı hassasiyetleri farklı farklıdır. Kemiksiz, kimliksiz ve hedefsiz bir dalga. Her açıdan manipülatif bir organizasyon olduğu belli. Ama sancılar olacaktır. Kararlı, sabırlı ve samimi olmalı. Bu milletin irfanı, vicdanı ve sağduyusu bunları aşabilecek genişlik ve derinlikte.".
Anlaşılıyor ki Fethullah, AB yanlısı ve AB karşıtlarını affetmiyor
Peki Erdoğan ne diyordu?
 "Milliyetçilik havasında gezip de afra tafra atıyorsunuz"..
Sol söylemle ulusalcıların, sağ söylemle de milliyetçilerin beraberce; işgalciler ve onların yerli işbirlikçilerine karşı cephe oluşturmalarının suç olduğunu, ayıplanacak bir şey olduğunu ben burada görüyorum.
IIımlı İslâmın, Yeşil Kuşak'ın, BOP'un, "Atatürk resimlerini indirin" önerilerinin arkasında yatan hep aynı şeydir kıymetli okuyucu..,
Gelinen süreçte STÖ'lerin; "basın dördüncü güç" derler ya kulak asmayın, yasama?yargı ve yürütmenin yanında dördüncü bir güç olarak yer aldığı görülmektedir.
Eskiden dernek ve vakıfların yabancı dernek ve vakıflarla işbirliği yapmaları, para alıp vermeleri yasaktı.
 "Yasa değişikliği" ile şimdi serbesttir.
Bilumum Alman vakıfları ile cümle Soros çocukları şimdi istedikleri gibi Türkiye'de at koşturmaktadır.
 "Gelinen süreç"ten kastımız ve yaşadığımız bütün olumsuzlukların, onca melanetin nedeni, İlerleme Raporlarıdır, Uyum Belgeleridir, Çerçeve Belgedir, Avrupa Birliğidir.
Yayınlandığında bayram ilan ettiğimiz AB 6 Ekim İlerleme Raporu'nda ne diyordu? (Sonuç ve Öneriler 7'inci Madde)
 "Üçüncü sacayağı ise, AB üyesi ülkeler ile Türkiye halklarını bir araya getirmek için güçlendirilmiş siyasi ve kültürel diyalog geliştirilmesine dayanmakta. Bu diyalogda sivil toplum en önemli rolü üstlenmeli ve bunun düzenlemesi de AB tarafından yapılmalı. Komisyon bu diyaloğun nasıl desteklenmesi gerektiğine ilişkin teklifler sunacak."
Şaşırmayın? AB'nin muhatabı artık; a) Türkiye halkları ve b) STÖ'lerdir, devletin kurumları değil.
Yurtiçindeki yeni örgütlenme de buna göre şekillenmektedir artık.
Yabancılar gelince önce Diyarbakır'a gitmekte, Ankara'ya uğramadan önce tercihan İstanbul'da STÖ'lerle görüşmekte, onların dilek ve önerilerine göre rapor yazmakta ve Türkiye'nin önüne koymaktadırlar.
Onun için AB pazarlıkları devlet kurumlarında değil parti genel merkezlerinde yürütülmektedir.
Referandum sürecinde KKTC'nin varlığına kibrit suyunu bu vakıf ve dernekler dökmüştür.
Sıra şimdi Türkiye'dedir.
 "Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı"nın da durumu, duruşu ve konumu bu yeni süreç içinde dikkatle gözden geçirilmelidir.
Ahmet Hakan'ın, bu vakfın bir iftarına katıldı diye haddinin sınırlarını zorlayarak pazarlamaya çalıştığı "Çılgın Türk" tiplemesindeki zoraki uyumsuzluk ile; Pamuk'un "Engel Akepe değil, ordu'dur" ve "Çılgın Türkler mazlum edebiyatıdır" saptaması ve Almanya'da ödül alırken söylediği "Bu törende Türk devletinin yetkilileri yoksa benim için şereftir" lâfı da ayni açıdan değerlendirilmelidir.
 "Diş kirası"nı bizim bildiğimiz davete icabet edenler değil, davet sahipleri verir.
AB'nin Türkiye'yi sömürgeleştirme politikası karşısında işgalciler ve işbirlikçilerin; tehlike karşısında birleşen sağ?sol bütün milliyetçi?ulusalcılara karşı tavır almasını da zaten bekliyordum.
 "Kızılelma koalisyonu" imiş..
Gocunacağımızı, üzüleceğimizi mi zannediyorsunuz?
 "Kızılelma"; gelinen bu son noktada son dört yüz yıldır batı ile ilişkilerinde hep hayal kırıklığına uğrayan, istiskal edilen Türklerin yeni bir takım arayışlar içine girmesine verilen isimdir.
Türk'ten, Türk'ün sağ?sol demeden birleşmesinden korkmaktadırlar.
Fena halde ürkmektedirler.
En büyük kâbusları, Türk'ün kendi gücünün ve çıkarlarının bilincine varmasıdır.
İşte bu çerçevede ve çerçeve belgenin ışığında" kıytırık bir takım vakıfları anlıyorum da TESUD'a ne olduğunu anlamıyorum.
TESUD, (Türkiye Emekli Subaylar Derneği) Başkanı Rıza Küçükoğlu zaman Gazetesi'ne demeç vermiş.
Neden Zaman'a? Başka gazete mi yoktu, yoksa o gazete ile gönül bağları mı var?
Aynı fikri kaynaktan mı besleniyorlar?
Bakın TESUD ve Emekli General Genel Başkan'ın açıklamaları ile ilgili olarak Zaman'ın yaptığı haber nasıl..
 "Emekli subaylar AB sürecine destek için lobi yapacak.
Türkiye Emekli Subaylar Derneği (TESUD), Avrupa Birliği üyelik sürecine katkıda bulunmak için harekete geçiyor. İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa gibi büyük illerde devam edecek konferans ve seminerlere konuşmacı olarak davet edilen isimler arasında Türkiye'nin AB üyeliğine destek verenler ve karşı olanlar da var. TESUD Genel Başkanı emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, Zaman'a yaptığı açıklamada "Amacımız, Türk ordusunun AB karşıtı olmadığını kanıtlamak. AB kriterlerine en yakın kurumun TSK olduğunu göstermek istiyoruz." dedi. Küçükoğlu, Avrupalı meslektaşlarına Türk ordusunun demokrasiye müdahale etmeyen, çağdaş ve ilerici olduğunu göstermek istediklerini söyledi. Bu amaçla İstanbul'da uluslararası bir organizasyon düzenlemeye karar verdiklerini kaydeden Küçükoğlu, bu konuda Başbakanlık'a talepte bulunduklarını ifade etti. Küçükoğlu, TESUD'un da CIOR üyesi olduğunu, yaklaşık 160 ülkeye ait derneğin bu konfederasyon içinde yer aldığını söyledi. 2006 Mayıs ayında Avrupalı emekli subayları İstanbul'a davet edip gezdireceklerini anlatan Küçükoğlu, Türkiye'nin AB üyeliğini desteklemek için 2008'de uluslararası bir organizasyon hazırlayacaklarını kaydetti.
Dernek olarak Türkiye'nin AB üyeliğini desteklediklerini anlatan TESUD Başkanı Küçükoğlu, yurtiçinde yapacakları faaliyetler konusunda da bilgi verdi. Emekli Tümgeneral Küçükoğlu, 14 Kasım'da Ankara'da tertip edilecek konferansta Türkiye?AB ilişkilerini masaya yatıracaklarını ifade etti. TESUD'un genel başkanlığına bu yıl seçilen emekli Tümgeneral Rıza Küçükoğlu, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren ve iki hafta önce vefat eden eski Genelkurmay Başkanı Nurettin Ersin'in özel kalem müdürlüğünü yapmıştı. " (19.10.2005 Mehmet Baki. ZAMAN. Ankara)
Ne diyor Küçükoğlu:
 "Amacımız, Türk ordusunun AB karşıtı olmadığını kanıtlamak. AB kriterlerine en yakın kurumun TSK olduğunu göstermek istiyoruz."
Nasıl yapacaklarmış bunu:
 "Avrupalı meslektaşlarına Türk ordusunun demokrasiye müdahale etmeyen, çağdaş ve ilerici olduğunu göstererek"?
Anlaşılan o ki TESUD da Avrupalıların gönül ve zihinlerini fethetmek için Gül'ün direktifleri doğrultusunda panel ve sempozyumlarla büyük bir kültürel devrim gerçekleştirmek yolunda..
?
Anlaşılan o ki TESUD'un başında "En hakiki mürşid'in Avrupa" olduğunu zanneden; uygun adım Brüksel'e yürüyüş komutu veren bir idare var.
Bilmiyorum Genel Merkezleri'ndeki duvarda da "Ne Mutlu AB'liyim diyene!" mi yazıyor?
Peki ama 83 yıl önce, 31 Temmuz 1920 tarihinde, Afyonkarahisar Kolordu Dairesi'nde Atatürk'ün subaylara hitaben yaptığı şu konuşma neden yer almaz?
 "Arkadaşlar! İngilizler ve yardımcıları milletimizin bağımsızlığını imhaya karar vermişlerdir. Milletler bağımsızlıklarını hiç kimsenin lütuf ve atıfetine borçlu değildir. Hiç kimse kimseye, hiçbir millet diğer millete hürriyet ve bağımsızlık vermez. Milletlerde tabiaten ve yaratılıştan mevcut olan bu hak, milletlerce kuvvetle, mücadele ile mahfuz bulundurulur. Kuvveti olmayan, dolayısıyla mücadele edemeyen bir millet, mahkûm ve esir vaziyettedir. Böyle bir milletin bağımsızlığı gasp olunur. Dünyada hayat için, insanca yaşamak için bağımsızlık lazımdır. Bağımsızlık sahibi olmak için kuvvet sahibi olmak ve bunun için mevcudiyetini ispat etmek icap eder. Kuvvet ordudur. Ordunun hayat ve saadet kaynağı, bağımsızlığı takdir eden milletin, kuvvetin lüzumuna olan vicdani imanıdır. İngilizler, milletimizi bağımsızlıktan mahrum etmek için, pek tabii olarak evvela onu ordudan mahrum etmek çarelerine giriştiler. Mütareke şartlarının tatbikatı ile silahlarımızı, cephanelerimizi, bütün müdafaa vasıtalarımızı elimizden almaya çalıştılar. Sonra kumandanlarımıza ve subaylarımıza tecavüze ve taarruza başladılar. Askerlik izzetinefsini yok etmeye gayret ettiler. Ordumuzu tamamen lağvederek, milleti, bağımsızlığını muhafaza için muhtaç olduğu dayanak noktasından mahrum etmeye teşebbüs ettiler. Bir taraftan da müdafaasız, ordusuz bıraktıklarını zannettikleri milletin de izzetinefsine, her türlü haklarına ve mukaddesatına taarruzla milleti alçaklığa, boyun eğmeye alıştırmak planını takip ettiler ve ediyorlar. Herhalde ordu, düşmanlarımızın birinci taarruz hedefi oldu. Orduyu imha etmek için mutlaka subayı mahvetmek, aşağılamak lazımdır. Buna da teşebbüs ettiler. Bundan sonra milleti koyun sürüsü gibi boğazlamakta engeller ve müşkülat kalmaz. Bu hakikat karşısında ve içinde bulunduğumuz vaziyete göre subaylar heyetimize düşen vazifenin mahiyeti, ehemmiyeti ve kıymeti kendiliğinden meydana çıkar. Milletimiz hür ve bağımsız yaşamak huzuruna tam bir iman ile kani olmuş ve buna kati azim ile karar vermiştir. Zaman zaman şurada burada üzüntü verici karaktersizliklerin görülmüş olması hiçbir vakit milletimizin genel kanaatine, hakiki imanına sekte vurmamıştır ve vuramayacaktır. Dolayısıyla kuvvetin, ordunun vücudu için lazım olduğunu söylediğim kaynak ?ki milletin vicdani imanıdır? mevcuttur. Ordu ise, arkadaşlar, ancak subaylar heyeti sayesinde vücut bulunur. Malum bir askeri hakikat, felsefi hakikattir; "ordunun ruhu subaylardadır" O halde subaylarımız, düşmanlarımız tarafından yıkılmak istenilen ordumuzu tamir edecek ve canlandıracak ve ordu ve milletimizin bağımsızlığını muhafaza edecektir. Millet, bağımsızlığının muhafazasından ibaret olan hayati gayesinin teminini ordudan, ordunun ruhunu teşkil eden subaylardan bekler. İşte subayların subayların yüce olan vazifesi budur. Allah göstermesin milletin bağımsızlığı ihlal edilirse bunun vebali subaylara ait olacaktır. Subaylar, izah ettiğim yüce, mukaddes ve bütün açılardan üzerlerine düşen vazife itibariyle, bütün mevcudiyetleriyle ve bütün dikkat ve felsefeleriyle, giriştiğimiz bağımsızlık mücadelesinde birinci derecede faal ve fedakâr olmak mecburiyetindedirler. Şahsi ve hususi itibariyle de subaylar, fedakârlar sınıflarının en önünde bulunmak mecburiyetindedirler. Çünkü düşmanlarımız herkesten önce onları öldürürler. Onları aşağılar ve hor görürler. Hayatında bir an olsa bile subaylık yapmış, subaylık izzetinefsini, şerefini duymuş, ölümü küçümsemiş bir insan, hayatta iken, düşmanın tasarladığı ve reva gördüğü bu muamelelere katlanamaz. Onun yaşamak için bir çaresi vardır; Şerefini korumak! Halbuki düşmanlarımızın da kastettiği, o şerefi ayaklar altına almaktır. Dolayısıyla subay için "ya istiklal, ya ölüm" vardır. Fakat arkadaşlar ölmeyeceğiz, bağımsızlığımızı muhafaza ederek yaşayacağız ve milletimizi daima bağımsız görmekle bahtiyar olacağız!"
Bir laf bu kadar mı açık söylenir?
Ve kapı gibi imzalı?mühürlü bu "emir" dururken başka yerlerden emir?talimat?direktif almanın hiç âlemi var mıdır?
Ve bütün bunlar olurken iki gazete haberi..
1."Askeri personel kanunundaki reform ve çağdaşlaşma hazırlıkları son safhaya varmış; uzman çavuşa generallik yolu açılırken subayların hepsi albay olamayacakmış."
Ne güzel.. Yorum yapmaya gerek yok.. Çünkü yorumun kendisi zaten haberin içinde: Uzman çavuş general olacak ama subaylar biraz "zor"albay olacak.
2. Kuş gribi hakkında, sağlık bakanlığı sitesinde bile olmayan en kapsamlı değerlendirme nerede yer alıyormuş?
Genelkurmay'ın sitesinde..
Yâni ey millet; millet İstanbul?Samsun arasında yine tarifeli Bandırma Vapuru seferleri konulmasını beklerken..
Millet "Bandırma Vapuru olmak" için birbirini ezerken..
Emekli subaylarımız kapsamlı bir "public relations" harekâtı ile AB yolunda AB'nin gönlünü ve kalbini fethetmeye hazırlanıyor..
Ve kuş gribi ile uğraşıyorlar.?.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100