Bu haber kez okundu.

Vali butona basıyor

Ben yakın geçmişte, karşıladığı bakan basının sorularını yanıtlarken yağmurdan ıslanmasın diye ona şemsiye tutan Trabzon Valileri gördüğüm için; ne Bingöl'de "En büyük yolsuzluklara burada rastladım'' diyen genç ve onurlu kaymakama, "Ama kardeşim?.'' diye hitabetmekte mahzur görmeyen milletvekiline de, Gümüşhane'de Milli Piyango çekilişinin butonuna basan valiye de hiç şaşırmadım.
Mülki idare amirleri giderek sosyal ve protokoler görevlere daha fazla ağırlık vermeye başladılar. Bakan, vekil karşılama, uğurlama; hele tek parti iktidarlarında zorunlu ve öncelikli görevler arasında..
Bir de kırmızı plakalarını göstermek için her hafta sonu "seçim çevrelerine" seçmenleriyle bütünleşmeye giden Meclis İdare Âmirleri'ni..
İki tarafı yalçın dağlarla çevrili Gümüşhane'in il merkezinde en çukura inşa edilmiş stadyumda halkı toplamış, festivale konukluk ediyor ve butona basıyor vali bey..
Festivalde ne
işiniz var?
Sonra aynı saatlerde Torul Askerlik Şubesi teröristlerce basılıp bir şehit verilince de Gümüşhane'nin çok dağlık bir bölge olduğunu hatırlatarak diyor ki; "Gündüz dağlarda barınan terör örgütü mensupları, gece şehre gelerek eylem yapıyorlar. Takviye güvenlik güçleriyle bölgede geniş çaplı operasyonlar sürüyor". Bir hafta önce de yine il merkezinde bulunan Otobüs Terminalindeki polis noktasına saldırılmamış mıydı?
O zaman, madem böyle bir istihbaratınız da var ve teröristin attığı adımı biliyorsunuz; neden dağlarda eşkıya peşinde değilsiniz de festivalde butonlarla uğraşıyorsunuz beyefendi?
Vakti nişanlılığınızda ikramiye çıkan Tayyare Piyangosu muhabbetine giriyorsunuz?
Halbuki sadece daha iki gün önce ekranlara düşen ajans haberi şöyleydi:
"Genelkurmay Başkanlığı'nın '2004 Terör Değerlendirme' raporunda yer alan bilgilere göre, bölücü terör örgütü PKK iki grubunu, Tokat ve Sivas üzerinden Giresun ve Gümüşhane kırsalına sızdırdı. İki ayrı grup halinde toplam 10 teröristin bölgeye sızdığı bilgileri üzerine güvenlik güçleri istihbarat faaliyetlerini artırdı. Terör örgütünün Karadeniz'e yeniden sızma planındaki güzergah değişikliği ise anlamlı bulundu.
Daha önceki yıllarda Tokat ve Sivas üzerinden Ordu'ya sızan teröristlerin her seferinde yakalanması ve öldürülmesi, terör örgütünü güzergah değişikliği yapmaya yönelttiği belirtiliyor. İlk olarak 1997 yılında kırsal kesimde terör hareketleri gözlenen Ordu'da, Kemal Yazıcıoğlu'nun vali olarak atanmasıyla dengeler değişti.
Bölgeye sızan 'Sarı İbrahim' kod adlı Mahmut Topbaş adlı teröristin başını çektiği 12 kişilik grup çıkan çatışmalarda öldürülürken, gruptan sadece Mahmut Topbaş kurtuldu. 1998 yılında ise PKK'nın paravan örgütü olan Türkiye Devrim Partisi (TDP), Resul Kocatürk başkanlığında bölgeye 9 kişilik yeni bir ekip gönderdi. Güvenlik güçlerinin ısrarlı istihbarat ve takipleri sonucu örgütten 3 kişi çıkan çatışmalarda öldürüldü, 3 kişi sağ yakalandı, diğer 3 kişi ise bölgeyi terk ederek izini kaybettirdi.
2000?2002 yılları arasında gerek PKK, gerekse DHKP/C'nin bölgeye sızdırmak istediği gruplar il sınırından içeri girdikten bir süre sonra kaçarak ilden uzaklaştı. 30 yıl emniyet camiasında terörle mücadele alanında başarılı çalışmalarıyla tanınan ve terör örgütlerinin korkulu rüyası olan Vali Kemal Yazıcıoğlu'nun ilde göreve başlamasından sonra Ordu sınırlarından içeriye giren her terör grubu ya yok edildi ya da çareyi kaçmakta buldu. Ordu kırsalında barınamayacağını anlayan ve sürekli güvenlik güçleriyle karşılaşan teröristler bir daha bölgeye yaklaşamazken, Ordu 7 yıldır terör hareketlerine maruz kalmadı.
Ortadoğu bölgesindeki son siyasi gelişmeler sonucu terör örgütü yeniden bölgeye sızma çabasına girdi. Ancak terör örgütünün bu kez güzergah değişikliği yaparak eskisi gibi Tokat ve Sivas üzerinden Ordu'ya değil, Giresun ve Gümüşhane kırsalına iki ayrı grup gönderdiği belirlendi. Ordu Valisi Kemal Yazıcıoğlu ise bu durumu normal karşıladığını söyledi. Ordu sınırları içerisinden içeri giren her kuşun dahi izlendiğini belirten ve bu konuda iddialı konuşan Vali Kemal Yazıcıoğlu, "8 yıl önce Ordu'ya geldiğimin ilk günü 'Benim olduğum yerde terör barınamaz' dedim. 8 yıl sonra yine aynı şeyi söylüyorum, ben Ordu'da olduğum müddetçe terör buraya giremeyecektir. Girse de dersini alacaktır. Bunu biz ispat ettik, gerekirse yine ispat ederiz. Terör örgütünün güzergah değişikliği yapması bizim bu ispatımızı ortaya koymaktadır. Kaldı ki, Giresun'a da Gümüşhane'ye de gelseler yine orada derslerini alacaklardır. Terör Karadeniz'de barınamaz" dedi.
Denize ne kaldı?
Gümüşhane şehir merkezi ve Torul'dan sonra Şebinkarahisar'da da GSM Operatörünün arıza yapan vericisine giden araç "mayına çarpıyor''.
Karahisar, Torul'dan sonra denize ne kaldı ki?
Hatta mısınız Sayın Giresun ve Gümüşhane Valileri, sesimi duyuyor musunuz? Sizlerden de Ordu Valisi gibi 'kaya gibi lâf'' ve icraat bekliyoruz. Terör aldı başını gidiyor kıymetli okuyucu..
Trenler devriliyor, yol kesilip asker, belediye başkanları kaçırılıyor.
Pusu kuruluyor, mayın patlatılıyor. Bölüklere roketatarla saldırılıyor.
Tunceli Valisi Mustafa Erkal konut teslimi törenine katılmak üzere Dedeağaç köyüne gidemiyor, konvoy geri dönüyor.
2005 yılında, Cumhuriyet'in 82'inci yılında Cumhuriyet'in Valisi, Cumhuriyet'in köyüne gidemiyor. Sonra da kalkıp Kara Kuvvetleri Komutanı; "Terör 1999 seviyesinde fakat biz terörle mücadele açısından AB Uyum Yasaları yüzünden 1999'dan gerideyiz'' deyince ortalık ayağa kalkıyor. Devletin çatısında da teröre isim takılmasında ve algılamada zorluk ve farklılıklar olduğunu düşünüyorum.
İngiliz Polisi "şüphelinin kafasına ateş edilecek'' kararı alıyor, kafasına ateş edilerek kim vurduya giden Brezilya'lı genç için; "üzgünüz ama öyle olması gerekiyordu'' diyor; ama bizde asker başbakanlıkta bir terör takip merkezi kurulmasını halkın önünde istiyor, hükümet sözcüsü yine halkın önünde gerek yok diyor. Meclis, iktidar ve muhalefeti ile RTÜK üye seçimi için tatili bırakıp koşa koşa toplanıyor, ama eşkiyanın denize inmeye çalıştığı, valilerin sorumluluk sahalarındaki köylere gidemediği bir ortamda terör için, Kıbrıs ek protokolü için toplanmıyor.
Şehit aileleri atanmış ve seçilmişleri protesto ediyor. Maçlarda tribünlere "Askerimizi geri verin, bizi dağa çıkarmayın'' pankartları açılıyor.
Terörle ilgili toplantı yapılmıyor, karar alınmıyor, açıklama yapılmıyor.
 Genelkurmay Başkanı "Terörün tarifi politikacılara bırakılmamalı, uluslar arası bir bilim kurulu oluşturulup uluslar arası bir tarifte karar kılınmalı. Birinin terörist dediğine öbürü özgürlük savaşçısı diyor'' diyor.
Fark nerede?
Sayın Özkök?. Bundan tam 33 yıl önce bize ders veren hocamız öyle uluslar arası yabancı bir bilim adamı filan değildi. Delikanlı bir Piyade Binbaşısı idi. Bize şöyle öğretmişti; "Mukavemetçi ile terörist arasında fark yoktur, fark sizin durduğunuz noktada, olaya bakış açınızdadır''.
Konuyu da çok basit bir örnekle açıklamıştı, "Kıbrıs Türk Mücahidi bana göre mukavemetçidir, özgürlük savaşçısıdır; fakat Rum'a, Yunan'a göre teröristtir''. Emir verin herhangi bir sınıf okulunun yedek subay temel kurs ders notlarını getirsinler... Öyle yazar.
Ecevit'in teröriste 'gerilla', devlet güvenlik güçlerine de 'kontrgerilla' dediği dönemleri ise hiç hatırlamayın.  Demek Ecevit'in kafası Vahdettin örneğinde olduğu gibi sadece şimdi değil, o zamanlarda da karışıkmış..
Takacağınız isim, bakış açınıza, taraf olduğunuz duruma göre değişir.
"Demirci Akıncıları''na, "Topal Osman Müfrezesi''ne terörist diyebilir misiniz? Ama Yunanlıya karşı öyleydiler. İRA İrlandalı'ya göre vatansever, İngiliz'e göre teröristti. Bask gerillası Basklıya göre vatansever, İspanyol'a göre terörist. Peki siz Irak'ta Amerikan işgal kuvvetlerine karşı her gün direnenlere ne isim takıyorsunuz? Amerikalılar terörist diyor da?
Pendik'teki İstanbul Tersanesi Komutanlığı'nda, gemi denize indirme, gemi teslim ve ilk kaynak törenleri ile Kurtarma ve Sualtı Komutanlığı ve Deniz Astsubay Meslek Yüksek Okulu Komutanlığı Öğrenci Alayı'na sancak verme törenlerinde bir konuşma yapan Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hilmi Özkök, karşı karşıya olunan askeri, politik konjonktür ve Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafi ortamın, Türk Deniz Kuvvetleri'nin, Anadolu yarımadasını çevreleyen 3 denizde de gerektiğinde aynı anda varlık göstermesini dikte ettiğini söylemiş.
Çok kısa bir süre önce de başka bir toplantıda "artık Türkiye'ye çevre ülkelerden tehdit olmadığını, tehdit'in küresel terör olduğunu'' söylemişti.
Şimdi benim kafam karıştı.
Türk deniz kuvvetleri madem üç denizde aynı anda varlık gösterecek?.
Küresel teröristlere karşı mı?
"Karşı karşıya bulunulan askeri, politik konjonktür ve Türkiye'nin içinde bulunduğu coğrafi ortam''? Akdeniz'de Kıbrıs'ın teslimini,
Ege'de Yunan tezlerinin kabulünü, Boğazlarda Montrö'nün tartışmaya açılmasını; Karadeniz'de "kıyıdaş olmayan'' Amerikan gemilerinin istediği zaman istediği kadar bulunmasını mı öngörüyor?
Hem zaten AB üyesi olunca her tarafımız dost olmayacak mı?
Deniz kuvvetlerine ne gerek var? Yalnız gene de bir karar verin..
Küresel teröre karşı müttefiklerle Terörle Mücadele Mükemmeliyet Merkezi kurmak için anlaşmak iyidir ama?
Türkiye'yi tehdit eden teröre karşı Terör Takip merkezi'nin başbakanlıkta kurulması konusunda başbakanlıkla anlaşamamak pek de iyi değildir..

~|~
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100