Bu haber kez okundu.

Vatandaşın tepkisi hükümete

Bazı illerde meydana gelen olayların ısrarla yanlış tahlil edildiğine dikkat çeken BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, bu olayların, gerçek gündemler yerine ülkemizi sun'î gündemlerle oyalayan siyasî iktidara halkın bir tepkisi olduğunu söyledi

Hastalık teşhis edilmeli
"Trabzon'da cereyan eden son olaylarda esasen ortaya bir netice çıkıyor. Burada suçlu aramak, bilhassa siyasilerin 'filancı bu işi organize ediyor, filancı bu işin tezgahlamasının şu noktasındadır, o sebepten de bu hadiseler ortaya çıkıyor' tarzında yorumlaması yerine, 'bir hastalık var. bu hastalığın teşhisi gerekiyor'; bunu yapması lazım. Bunu yapmıyor, olayı kapatmaya çalışıyorlar. İşte 'Bu işi şu organize edebilir, filancı organize edebilir' diyorlar. Güzel de sen, şeytana bütün kapıları kapat bakalım, o zaman o şeytan senin vücut ülkene nasıl girecek?"

Millet bir mesaj verdi
"Esasen bayrak hadisesinde millet bir mesaj verdi. 'Senin bez parçası gördüğün o mukaddes değer benim için canımın feda edildiği değerdir. Orada benim milletimin kanı, inandığı Peygamberi, Allah'ı var. Kafana akıl koy' mesajını verdi. Siviliyle verdi, askeriyle verdi. Farklı bir yerde ikinci bir hadise çıkıyor. Neden sen birinci nükseden hadiseden örnek alarak çözüm aramıyorsun da fail arama sevdasına koşuyorsun? Yok burada, 'milliyetçilik akımı bilmem ne olmuş da, şövenizme kaymış da... Senin yaptığın tiyatro." 
Mersin'de ayyıldızlı Türk bayrağının ayaklar altında çiğnenmesinin ardından Türkiye adeta çalkalanıyor. Çeşitli illerde birtakım olaylar zuhur ediyor. Başta iktidar olmak üzere "aydın" kisvesi altında bu milletin ruh köküne yabancı birtakım isimler, olayların mahiyetini ya yanlış algılıyor, tanımlıyor, ya da bilerek?isteyerek saptırmaya çalışıyor. İşte böyle bir konjonktürde BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, son zamanlarda ülkemizin gündemine iyice yerleşen bu olayların gerçek fotoğrafını kamuoyunun dikkatlerine sunuyor.

~|~ Ahmet Erimhan'ın sorularına verdiği cevaplarda olayların mahiyetini anlatan Prof. Dr. Haydar Baş'ın açıklamalarına BTP Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Berk de yorumlarıyla katkıda bulunuyor.
n Hocam, Türkiye yaklaşık iki haftadan bu tarafa, Mersin'de bir bayrak çiğnemenin ardından başlayan bir tartışmayı yaşıyor. Bir taraftan bayraklar evlerimizi süslerken bir taraftan da buna karşı bir değerlendirme yapılıyor. Derken sonra Trabzon'da bir süreç yaşandı. Burada vatandaşın refleks tepkisini Türkiye'nin nasıl okuması gerekiyor? Çünkü genel olarak olaylarla ilişkin bir tek yanlı okuma söz konusu. Bir farklı bakış açısıyla meselenin esasını okumak ve Türkiye'nin geleceğine katkı yapmak açısından bu temel tartışmaları acaba nasıl yerli yerine oturtmamız gerekiyor?
Prof. Dr. Haydar Baş? Trabzon'da cereyan eden son olaylarda esasen ortaya bir netice çıkıyor. Burada suçlu aramak, bilhassa siyasilerin "filancı bu işi organize ediyor, filancı bu işin tezgahlamasının şu noktasındadır, o sebepten de bu hadiseler ortaya çıkıyor" tarzında yorumlaması yerine, "bir hastalık var. bu hastalığın teşhisi gerekiyor"; bunu yapması lazım. Bunu yapmıyor, olayı kapatmaya çalışıyorlar. İşte "Bu işi şu organize edebilir, filancı organize edebilir" diyorlar. Güzel de sen, şeytana bütün kapıları kapat bakalım, o zaman o şeytan senin vücut ülkene nasıl girecek? Yani iktidar, olayın özüne vakıf olarak meseleye çözüm getirmesi, halkın beklentilerini karşılaması gereken politik sahaya girmesi gerekirken tam aksine gazetecisini, televizyoncusunu konuşturuyor, olayı kapatmaya çalışıyor. Futbolda bir ver?kaç vardır. Bunlar, şimdi bu oyunu oynuyorlar.
Millet iktidara mesaj verdi
Esasen bayrak hadisesinde millet bir mesaj verdi. "Senin bez parçası gördüğün o mukaddes değer benim için canımın feda edildiği değerdir. Orada benim milletimin kanı, inandığı Peygamberi, Allah'ı var. Kafana akıl koy" mesajını verdi. Siviliyle verdi, askeriyle verdi. Farklı bir yerde ikinci bir hadise çıkıyor. Neden sen birinci nükseden hadiseden örnek alarak çözüm aramıyorsun da fail arama sevdasına koşuyorsun? Yok burada, "milliyetçilik akımı bilmem ne olmuş da, şövenizme kaymış da..." Senin yaptığın tiyatro. Aslında milletin geldiği bir nokta var. "Ben seni bunun için mi seçtim? Ben sana % 34 oy verdim. Mahalli seçimlerde % 44 ile bunu teyid ettim, destekledim. Bunu ben babama vermedim, sana verdim. Ben sana bu kadar itimat ettim. Ben sana teslim oldum, senin yaptığın işe bak. Sen, Kıbrıs'ı gidip Rum'a teslim ediyorsun. Türkiye'yi Avrupa'ya teslim ediyorsun. Ben bayrağıma sahibim; benim bayrağımı gönderden indiriyorsun, Avrupa'nınkini oraya çıkartıyorsun. Senin kafanı kırarım" diyor. Mesaj bu! "Ben bir elim yağda, bir elim balda olarak senin beni bakacağına inanırken, sen, ahırımdaki inekten bile vergi aldın. Nedir senden çektiğim?" Mesaj bu! Bu mesaj hükümetedir. "Yanlış yapıyorsun. Kendine gel. Aklını başına al" mesajıdır bu. Büyüme 9,9'muş! "Benim tabağımda bu görünmedi. Tenceremde, mutfağımda bu yok. Esnafımda, işçimde, memurumda, ormancımda, denizcimde yok. Ekonominin neresi büyüdü? Sen benimle dalga mı geçiyorsun?" diyor millet.
"Aklını başına devşir" uyarısı
Aslında biz, taa başından, bu arkadaşların yaptığı icraatları ifade ederken, "çok yanlış gidiyorsunuz. Böyle giderseniz sonunda bir Molla Kasım gelir, sizi hesaba çeker" dedik. Şimdi millet, Molla Kasım oldu. Bunu böyle değerlendirecekler. "Yok! Şövenizme kaydı, bilmem şuna kaydı" ile olmaz. Yani millet aidiyet duygusunu mu kaybetsin? "Sen Çanakkale'yi bir tiyatro olarak görüyorsun. 257 bin insanımız şehit düştü, orada şüheda rütbesini elde etti. Şehitlik makamına yükseldi. Sen geliyorsun, Anzakla beni bir tutuyorsun. Tiyatrocunu, sanatkârını, gazetecini konuşturuyorsun, orada benim mânâmı yok ediyorsun." Milletin cevabı bu. "Kendine gel. Aklını başına devşir" diyor. Aydınlar toplanmış da bildiri yayınlamışlar! Nasıl aydın bu? Milletine sahip çıkmaz. Milletinin acısından haberi yoktur. Açlığından, çıplaklığından haberi yoktur. Milletine sahip çıkıp kendisini yönetenleri yönlendirmesi gerekirken milletin kafasına vuracak! Hatırlarsanız İmparatorluğun inkırazı döneminde mütareke basını da aynısını yapıyordu. Merhum Mustafa Kemal Atatürk'e de bunlar az mı yaptı? Kuvay?ı Milliye harekâtında merhum, Anadolu'yu gezerken gittiği yerlere telgraflar çekiliyor, "takip edin, yakalayın" emri veriliyordu. Allah selametini versin! Bizim Ata Selçuk Hocamızın babası da Kuvay?ı Milliye'de merhum Mustafa Kemal Atatürk'ün sekreteriydi, yardımcısıydı. O anlatıyor. "Bizim kaderimiz galiba oraya doğru gidiyor" diyor. Biz adamlara yol gösteriyoruz. Elimizi öpüp, "Allah razı olsun! Bizi senelerce evvel uyardınız" demesi lazım gelen adamlar, farklı farklı kulvarlara kaymaya çalışıyorlar.
Tepki, siyasetin kendisinedir
Kısaca bu tepki halkın oradaki çocuklara olan tepkisi değildir. Üç tane PKK'lı imiş, dört tane bilmem ne imiş; bunlar sembolik bir şeydir. Bu tepki, bizzat siyasetin kendisinedir. Sayın Başbakanımızı severim. Buradan ona bir kardeş gibi sesleniyorum: Yanlış yapıyor. O yanlışları yapa yapa öyle bir noktaya geliyor ki artık geldiği kaderin izharı onun iflasının belki de alameti ve işareti olma noktasına gidiyor. Henüz her şey bitmiş değil. Çark etsin. Milletine dönsün. Milletin sevgisiyle buluşsun. Sandıkta onu kucaklayanı bugün o kucaklasın. Bak o zaman ülke nasıl güllük gülistanlık oluyor. Hayat berkemal oluyor. Başkasının dolmuşuna binmesinler. Eğer "Siz kim oluyorsunuz?" derlerse biz, kenara çekiliriz, milletin şamarı onları ıslah etmesini bilir. Bu, milletin cevabıdır. Başka bir şey değildir.
n Yani bunu böyle okumak lazım.
Prof. Dr. Haydar Baş? Bunu böyle okumak lazım.
Burada sayın Trabzon Emniyet Müdürünü de kutluyoruz. Çünkü Trabzonlunun ruhunu çok iyi kavramıştır. Zaten tertemiz bir insan olmasa netice de belki böyle olmazdı. Ama bir de olaya şu mantıkla bakmak lazım: Eğer o gençler linç edilmek istenseydi bana göre olabilirdi. Orada aslında iktidara ikaz var. "Aklını başına al. Bizim maksadımız bu çocukları dövmek, kılını incitmek değil, senin ders almandır. Tedbirini al!" demektir. Yoksa "o öyle olmuş, bu böyle olmuş" ile hiçbir neticenin ortaya çıkması mümkün olamaz.
Zararın neresinden dönülürse kârdır
n Bu, aslında şimdiye kadar yapılmayan bir değerlendirme de değil mi?
Prof. Dr. Haydar Baş? Milletin can emniyeti, mal emniyeti tehlikeye giriyor. Din ve vicdan emniyeti tehlikeye giriyor. Öyle bir prosedür, öyle bir anlayış, öyle bir hukuki zemin ortaya çıkıyor ki "AB'ye gireceğiz" gerekçesiyle milletin en vazgeçilmez mukaddesleri ile oynanmaya başlandı. Sen, bu ülkede kalkıyorsun, bir sürü kilise evi açıyorsun. "Biz, hür, demokratik, laik bir ülkeyiz" diyorsun. Sana "olma" diyen yok ki. Ama sen, bana, kilise evi açtığın mahallede bir tane Hıristiyan göster de ondan sonra "bunun için ben bunu açtım" gerekçene ben inanayım. Bir tane Hıristiyanın olmadığı mahalleye sen kilise evi açıyorsun. Kime ne yapmak istiyorsun? Ne mesaj vermek istiyorsun? Yani "Hıristiyan olduk" mu demek istiyorsun? Sana, seve seve, "Benim inancımı koruyacak. Başımın örtüsüne sahip çıkacak. Çoluk?çocuğumu rahatça okutacak" diye güvenen vatandaş senin bu halini gördükten sonra niye tepkisini koymasın? Bu millet enayi mi? Elbette tepkisini koyacak. Derslerini almaları lazım. Kendilerini düzeltmeleri lazım. Bunu yaparlarsa, zararın neresinden dönersen kârdır. İnşaallah dönerler.
Milletin isyanı AB gündemine
n Sizin bu çizdiğiniz fotoğraf önemli ve anlamlı bir fotoğraf. Bunun altını doldurmak anlamında İbrahim Berk'le birkaç noktanın altını çizebiliriz. Vatandaşın tepkisi niye? Hükümete olduğunu biliyoruz ama hükümetin hangi icraatları tepki alıyor? Başbakan iki hafta kadar evvel, "Başörtüsü konusunda biz vatandaşa söz vermedik" dedi. AİHM, Apo'nun yeniden yargılanmasına ilişkin bir karar aldı ve bu kararı hükümet ciddi ciddi tartışıyor. Aslında TCK'nın bekletilmesinde Apo'nun yeniden yargılanmasının önünün açılması çabalarının olduğu ve bunun hükümet içinde ciddi bir tartışma yarattığı medyaya sızmış durumda. Ermenistan sınır kapısı açıldı, açılıyor ve soykırım iddiaları ciddi olarak gündemde. Ege ile ilişkin de"savaş sebebi saymaktan vazgeçmeliyiz" diyen bir Meclis Başkanı var. Bu fotoğraf hakkında ne dersiniz?
İbrahim Berk? Hocam ifade etti. Gerçekten burada vatandaşın üç?beş eylemciye verdiği tepkiden ziyade milletin bir sahipsizlik duygusuna son 2?2,5 yıldır itilmiş olması ve milletimize verilen sözlerin aksine ekonomide milletin tamamına hizmet götürme mantığından çok borçları büyüterek, sıcak paraya hizmet ederek, döviz?faiz?borsa üçgeninde çoğu da yabancı olan bir mutlu azınlığa hizmet etmesi dolayısıyla bu, iktidara bir tepkiydi, diye düşünüyorum.
Büyüyen şeylere bakıyorsunuz, borçlar büyümüş. Vatandaş bunu görüyor. Büyüyenlere bakıyorsunuz, yabancı sermaye sahipleri döviz cinsinden parayı bozdurup, Türkiye'de bir senede iktidara borç verdikleri zaman % 50 net gelir elde etmişler; düşük kur ve yüksek faizle... İthalat patlamış, sonuçta yerli üretim çökmüş ve biz, tabir?i caizse yabancı sermayeye vergi ödemişiz. Dışarıdaki sanayii finanse etmişiz. İşsizlik büyümüş.
Prof. Dr. Haydar Baş? Tarım çökmüş. Vatandaş 4 liraya buğdayını mal ediyor, 3 liraya satamıyor. Müşteri bulamıyor. Sen kalkıyorsun, bu vatandaşın mamulüne pazar bulmak yerine elindeki pazarını alıyorsun. Buğdayı ithal ediyorsun, onu piyasadan çıkartıyorsun. Sen kimin başbakanısın, kimin kabinesisin, kime hizmet ediyorsun?
İbrahim Berk? Çiftçi toprağını satıp geçinir noktaya mahkum edilmiş. Hırsızlık, kap?kaç olayları büyümüş. Topladığınız zaman ekonomide sorunlar büyümüş, her tarafta kriz yaşanıyor. Diğer alana geçiyorsunuz. Milletin mağduriyetini giderme vaadiyle geldin. Azınlıklara ilişkin ve yabancıların Türkiye'deki temsilcilerinin önünü açan uygulamalara imza attın. İş geldi, geldi, nerede ise sözde Ermeni soykırımı olayını adeta bir suçluluk duygusuyla Meclis'te ele alıyoruz. Bugüne kadar Türkiye'nin böyle bir ihtiyacı yoktu. AB gündemine aslında milletin isyanı var. Maalesef bugün en yetkili mevkideki insanlar, işte o Yunanistan'a şirin gözükmek için "ona gerek yok, buna gerek yok" diyenler, AB aşkından söz ediyorlar. Yani bir Avrupa fanatizmine, milliyetçiliğine karşı Türk milliyetçiliği haklı olarak bir nefs?i müdafaa tarzında ortaya çıkıyor. Vatanına sahip çıkıyor. Papa'nın ölümü bahanesiyle adeta bu millete yeni bir din ithal edilmeye çalışılıyor. Toplum, bütün bunları topluyor, topluyor, bir noktada da patlıyor.
Tabiî burada toplumun haklı tepkisini, milletimizin haklı tepkisini belki de provoke edip farklı kulvarlara çekmek isteyenler olacaktır. Bunun bile iktidarın gerçeği görmesini engellemek dışında bir sonuca varması mümkün değil. Çünkü toplum gerçekten yanlış gördüğü şeye tepki koymak istiyor.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100