16 Ekim 2005 Pazar 00:00
214 Okunma
Vatanın bağrı ve hançer
Hüseyin Mümtaz Giresun Işık gazetesinde AB ve Akepe'den kurtuluşun yolunun Kıbrıs'tan geçtiğini vurguluyor ve ekliyor: Kıbrıs'ta dik durmalı, milli bir duruş sergilemeli! ~|~ Vatanseverler;
Cumhuriyetçiler;
Devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünden yana olanlar;
Türkler, Türkçüler ve Atatürkçüler..
Hayatının bir evresinde şu veya bu vesile ile bir kere "Barışta ve savaşta, karada, denizde ve havada, her zaman ve her yerde, milletine ve Cumhuriyetine doğruluk ve muhabbetle hizmet ve kanunlara ve nizamlara ve amirlerine itaat edeceğine ve askerliğin namusunu, Türk Sancağı'nın şanını canından aziz bilip icabında vatan, Cumhuriyet ve vazife uğruna seve seve hayatını feda edeceğine namusu üzerine" and içenler?
Sıkılmayın, üzülmeyin, telaşlanmayın, şaşırmayın..
Atatürk'ten nasıl vazgeçilir, vatanın toprakları nasıl parsel parsel Yahudilere, Araplara, Ermenilere satılır diye derin düşüncelere dalıp, işin kaynağını, nedenini, niçinini araştırmaya kalkışmayın.
Kerameti kendinden menkul cemaat ehli eğer hem şeyh, derviş ve mensup geçinip hem de üç buçuk Arap doları uğruna Sakalı Şerif'i bile açık arttırmaya çıkarıyorsa?
Her şeyi yapar..
Size düşen, uyanık olup, yukarıdaki yeminin gereğini yerine getirmektir.
Anlaşılıyor ki "Çerçeve Belgesi"; şişede durduğu gibi durmayacak ve demlendikçe insanı çarpıp sarhoş edecek, ayaklarını yerden kesecek.
Mahut belgede Kıbrıs'ın; Kör Agop'un meyhanesinde Karen Fogg ve hempaları tarafından kurulan uluslar arası işret masasının en can alıcı muhabbeti olduğu görülmektedir.
Kürdün çalıp çingenenin oynadığı bu Kumkapı akşamında cümle AB nuhiplerinin huzurunu, ağızlarının tadını kaçıran, midelerini bulandıran küçük sinek; işkembe çorbası kılığında servis edilen Çerçeve Belgesi'nin içindeki Kıbrıs'tır..
Çünkü artık, bütün uğraşlara rağmen mızrak çuvala sığamaz bir hâl almıştır.
Çünkü Türkiye'nin başındaki bu AB belâsından ve yine başındaki Akepe'den kurtulmasının tek yolunun dönüp dolaşıp Kıbrıs'a bağlı olduğu her geçen gün daha iyi anlaşılmaktadır.
Denktaş daha Cumhurbaşkanı iken ve Akepe iktidarının ilk günleri yaşanmakta iken 6 Mart 2003 günü Ankara'ya resmi bir ziyaret yapar.
Erdoğan'a şu soruyu sorar:
 "Yâni biz bu plâna evet dersek Türkiye'nin AB'ye alınacağı garanti mi?"
Cevap şudur:
 "Çözüm olursa kesinlikle AB'ye üye olacağız diye bir garanti yok, ama kesin olan şu ki Kıbrıs çözülmediği sürece Türkiye AB'ye üye olamaz."
Yâni muhayyel bir rüya uğruna Kıbrıs peşkeş çekilmektedir.
İşte bunun için Kıbrıs Akepe fikriyatında her şeyden öne geçmiş, "mutlaka çözülmesi?verilmesi" gereken safraların başına yazılmıştır.
Ve işte bunun için gene Rauf Denktaş'la uğraşmaya başladılar, farkında mısınız?
Rauf Beyi öteden beri sevmezler.. Sorumlu ve yetkili makamdan uzaklaştırmak için "Amerika'nın talimatı ile" her şeyi yapmışlardır.
Ben atlamışım, dostum İsmet Kotak geçen gün hatırlattı; Çerçeve Belge'nin kabulünün ertesi günü NTV'de Murat Akgün'e Erdoğan şunları söylemiş:
 "24 Nisan'da da referandum yapılacağından ABD Başkanı Bush beni aradı ve Kıbrıs Türk Halkının buna 'evet' demesini istedi. Rumların 'hayır' demeleri halinde sorumluluğun onlarda olacağını işaret etti. Buna bakarak biz de KKTC'de 'evet' çıkartmak için çeşitli yollarla çalıştık!.."
Bu ne büyük, ne kadar ağırlığı olan ve asla taşıyamayacakları bir ağırlıktır farkında mısınız?
Rauf Bey'in biz Cumhurbaşkanlığından ayrılmasından sonra Kıbrıs'ta çizmeleri giyeceğini bekliyorduk..
Halâ da bekliyoruz..
Ama o Kıbrıs'ta çizme yerine ayağına demir çarık giyip, demir âsa ile Anadolu'yu karışlıyor.
 "Çerçeve belgeye bakıldığında kimsenin Türkiye'ye tam üyelik vaadedildiğini söyleyemeyeceğini" kaydeden Rauf Denktaş, "dolaşım hakkından, patrikhaneye özerklik verilmesine kadar pek çok konunun yer aldığını" ileri sürüyor.
 "Pek yakında atılacak adımlarla Türkiye ya Kıbrıs'tan vazgeçmiş addedilecek, veya Kıbrıs'a sahip çıkılacaktır. Kıbrıs'ın gerçek sahibi Türk ulusudur. En önemli sorun, AB ile Ek Protokol'ün TBMM tarafından onaylanması veya onaylamaması sorunudur. Ek Protokol onaylandığı takdirde, hangi şart altında olursa olsun, Kıbrıs gider. AB'nin dayatması bu noktadadır" diyor.
Denktaş'ı sevmemektedirler.
Çünkü Denktaş ile tercümansız, Egemen Bağış veya Cüneyt Zapsu'nun çevirmenliğine ihtiyaç olmadan Türkçe konuşmaktadırlar.
Diğer uluslararası görüşmelerde olduğu gibi Denktaş ile görüşmelerinde de tanık ve tutanak yoktur ama Denktaş'ın bizatihi kendisi tanıktır ve kazanımlarını Türk milleti ile paylaşmaktan zevk almaktadır.
Referandumdan önce Lefkoşa'da yürütülen son BM pazarlıkları sırasında her oturumdan sonra Akepe'nin istememesine rağmen çıkıp basına konuşulanları aktarması ile aslında Denktaş bir büyük oyunu bozamasa bile tarihe not düşmüş, kimin ne mal olduğunu gözler önüne sermiştir.
Yüzlerce zikzaktan sonra daha evvelce "Önce çözüm sonra limanlar" diyen Erdoğan şimdi bir adım daha gerileyerek "Önce izolasyonlar sonra limanlar" noktasına gelmiştir.
Bu bir danışıklı döğüştür.
Kısıtlı bir takım oylamalarla Türk tarafının ağzına bir parmak bal çalınacak, AB ile kapalı kapılar ardında varılan gizli bir takım mutabakatalra sonucu "Tamam izolasyonlar kalktı" havası verilecek ve limanlar açılıp Rum devleti adanın tek temsilcisi olarak "tanınacaktır".
İşte bunun için Denktaş ısrarla; "En önemli sorun, AB ile Ek Protokol'ün TBMM tarafından onaylanması veya onaylamaması sorunudur. Ek Protokol onaylandığı takdirde, hangi şart altında olursa olsun, Kıbrıs gider. AB'nin dayatması bu noktadadır" demektedir.
O böyle deyince de Erdoğan partisinin iftar yemeğinde "Geçmişten bugüne kuru sıkı yürüyenler, olaya farklı yaklaşıyorlar, yaklaştıkça da batıyorlar. KKTC halkı bu yaklaşımları elinin tersi ile itmiştir. Halkın iradesine saygı duymuyorlar. Yüzde 65'lik bir oranı siz kabul etmiyorsunuz. Saygı duyacaksınız" diyebilmektedir.
Bakın Balbay ne diyor:
 "17 Aralık 2004'te ilan edilmiş olan 3 Ekim sürecinin yeniden ilan edilmesiyle elde edilen zaferin üzerinden bir hafta geçti. Bu zaman dilimi içinde Türkiye adına hareket eden AB aktörlerinin dikkat çeken 3 tavrı oldu: 1? Doğruları söylemediler. 2? Gerçekleri çarpıttılar. 3? Bilgi sakladılar."
Kapalı kapılar ardında "varılan mutabakatı" Olli Rehn açık etti; Erdoğan'ın Murat Akgün'e "timingini ayarlayacağız. Acele yok, gerek de yok" dediğinin ertesi günü "Ek protokolün Mecliste onayı için hükümetten teminat aldım" dedi.
Bush'un talimatı ile referandumda KKTC'den evet çıkması için çalışılıyor; Rehn hükümetten teminat alıyor.
Madem zurnanın zart dediği yer Kıbrıs ey millet;
Kıbrıs'ta dik durmalı, milli bir duruş sergilemeli ve "re'sen emekli" edilmiş bile olsa Rauf Bey'in dediklerine kulak kabartmalıdır.
Hem AB'den, hem Akepe'den kurtuluşun yolu Kıbrıs'tan geçmektedir.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100