Bu haber kez okundu.

Vergisiz Türkiye
BTP'nin Şehitleri Anma ve Katılım programında konuşan Prof. Dr. Haydar BAŞ, Türk ekonomisinin 'Emisyon-Proje-Üretim' formulüyle 'Borç-Faiz-Vergi' cenderesinden kurtaracağını söyledi

Kuvay?ı Milliye'nin Türk siyasi hayatına kazandırdığı Bağımsız Türkiye Partisi'nin İstanbul İl Başkanlığının tertip ettiği "Şehitleri Anma ve Katılım Töreni" programına, Kuvay?ı Milliye Hareketinin mimarı Prof. Dr. Haydar Baş da katıldı. Gaziantep'ten sonra burada da yaptığı tarihi özellik taşıyan konuşmasında Prof. Dr. Haydar Baş, daha önce miting meydanlarında milyonlara hitaben seslendirdiği Türkiye'nin içinde bulunduğu krizden de öte çöküşten 24 saatte nasıl kurtarılabileceğine dair fikir, görüş ve projelerinden bir demet sundu.

DÜNÜN VAHİM MANZARASI BUGÜN DE AYNEN TECELLİ ETMİŞ DURUMDA

İstanbul Eresin Oteli'ndeki programa izdiham derecesinde katılım gösteren şehit aile ve yakınlarına, "Şühedanın kanı ile yoğrulmuş aziz vatanın şehit evlatları, şehit aileleri" hitabıyla "hoşgeldiniz" di~|~yerek ve "Allah için, vatan için, millet için Hakk'ın rahmetine kavuşan şehitlerimizin ruhu şad olsun! Allah rahmet eylesin!" duasıyla konuşmasına başlayan Prof. Dr. Haydar Baş, sözlerine merhum Atatürk'ün, 6 Mart 1922'de söylediği şu sözlerle devam etti:

"Bu düşüşün çıkış noktası korku ile acz ile başlamıştır. Türkiye'nin fikir adamları adeta kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki, 'Biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal de yoktur.' Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. Onlar, bizi idare etsin, diyorlardı." Merhum Atatürk'ün ortaya koyduğu şekliyle dünün bu manzarasının bugün de aynen tecelli ettiğini belirten Prof. Dr. Haydar Baş, "Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir, milli devlettir. İki, tam bağımsızdır. Üç, ulusal egemenlik kurallarıyla tezyin edilmiştir. Bu devletin hayatına kasteden kim olursa olsun milli devlete, bağımsızlığa ve egemenliğe kastetmiş hükmündedir. Bu vekil de olabilir, bakan da olabilir, başbakan da olabilir, Cumhurbaşkanı da olabilir. Böyle bir dönem yaşandığı zaman, Atatürk'ün ifadesiyle memleketin dahili ve haricinde bedhahlar var demektir. Yani memleket ve millet azim bir tehlike ile kuşatılmış manası ortadadır ki millet olarak el ele verip gönül gönüle bu vahim manzaradan kurtulmamız şarttır ve de farzdır" dedi.

VERGİLERİ FAİZE, RANTİYEYE AKTARMA OYUNU

"Bizler, miting meydanlarında Türkiye'nin ekonomik meselelerinin 24 saatte çözülebileceğini, Türkiye'deki enflasyonun maliyet enflasyonu olduğunu, talep enflasyonu olmadığını söylediğimiz zaman bize gülüp geçtiler. Ama, aradan şu kadar zaman geçti; oturup IMF ile birlikte 'bu bir talep enflasyonu değil maliyet enflasyonudur' demeye başladılar. Şimdi insanın hatırına 'Sizin aklınız başınıza hep böyle bir sene sonra mı gelecek?' sorusu geliyor. Sadece enflasyon değil bütün konularda hiç bir şeyi doğru dürüst tespit etmediklerini, gaflet içerisinde bir tarz yürüttüklerini maalesef görüyoruz" şeklinde konuşan Prof. Dr. Haydar Baş, Türkiye'nin ekonomik kriz meselesinin 24 saatte nasıl halledilebileceğine dair projelerinden birini, dinleyenlerin aklı ile tespit gönlü ile tasdik edecek tarzda ifade etti. Türkiye'deki para dolaşımındaki akıl almaz çarpıklığı da ortaya koyan Prof. Dr. Haydar Baş, bu konuda şunları söyledi:

"Dünyada bütün devletlerin bir milli gelirleri vardır. Bazı ülkelerde, bu milli gelirlerin asgari % 30'u tedavülde para olarak dolaşır. Bu rakam İngiltere'de % 35'tir. İngiltere'nin milli gelirini 1 katrilyon olarak kabul edersek 350 trilyon doları banknot olarak dolaşımdadır. Almanya'da bu oran % 34'dür. Fransa böyledir. Amerika'da ise milli gelirin % 100 tamamının üzerinde bir para dolaşımdadır. Yalnız bu paranın % 35'i ABD'nin dahilinde, % 65'i de dünya ülkelerinde dolaşır. Yani ABD, parasını, senin benim emeğimin karşılığı olarak kullanmakta, dünya insanlığının sırtına binmektedir. Bizim milli gelirimizin ise % 2'si para olarak dolaşmaktadır. Arada bu kadar korkunç bir fark vardır. İşte bu farkı aldığımız borçlarla kapatıyoruz. Aldığımız bu kredi borçların faizi yılda 45?50 katrilyon TL civarındadır. Yani Türkiye Cumhiriyeti Devletinin borç aldığı paranın faiz borcu yılda 45?50 katrilyondur. Peki biz bu borcu ne ile kapatmamız lazım sorusunu sorduğumuz zaman devleti idare eden siyasi irade, 'Biz ekonomiyi çok iyi biliyoruz. Bu işin de altından çıkarız. Bizim vatandaşımız vefakardır, cefakardır. Onun sırtından vergi ile bu borcu öderiz' diyor. Demek ki devlet olarak vatandaştan topladığımız vergiler, dolaşımda olması gereken paranın yerine borç aldığımız paranın faizlerine gidiyor. Bizim vergilerimiz haydan gelen huya gider misali hiç bir işe yaramıyor. Faizcilerin, rantiyecilerin cebine gidiyor."

GAFLET VE DALALETTEN ÖTE DURUM

Böyle bir yaklaşım sergileyen idarenin millete açık olarak getirdiği faturaların ödenmesi esasen hiç ama hiç mümkün olmadığı, mevcut durumun "Türk maliyesi zarar etti" ifadeleriyle tanımlanamayacağı tespitinde bulunan Prof. Dr. Haydar Baş, meselenin vahim boyutunu şöyle ortaya koydu: "Türkiye ekonomik olarak çökertilmiştir, batırılmıştır. Bu gaflet ve dalalet de değildir. Bu, bana kalırsa, çok daha farklı bir yön ve yöntemdir. Ama bende bunun hesabını kuvay?ı milliye ruhunda olanların tamamının soracağı inancı ve kanaati vardır."

VERGİNİN TÜMDEN KALKACAĞI EMSALSİZ MODEL

Vahamet derecesindeki boyutuna rağmen mevcut problemlerin hallinin çok kolay olduğunu söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, mevcut ekonomik kabulleri alt üst eden, bu ekonomik kabullerin kuramcılarının kimliğini deşifre eden ve vergi denilen olguya bugüne kadar rastlanmadık bir tarif getiren konuşmasına şöyle devam etti:

"Mesela bizim 35 milyar dolar civarında kuyudata girmeyen gelirimiz vardır. Milli gelirimizi 100 katrilyon kabul eder, kayda girmeyen 35 katrilyonu da eklersek 135 katrilyon eder. Biz tedavülde olması gereken miktara çıkacak şekilde emisyonu genişlettiğimiz zaman memleketimizde para kıtlığı değil herkesin adeta para içinde yüzdüğü bir dönem ve devrin başlayacağı muhakkak ve de mukadderdir." "Maliye, sigorta vergileri almak gibi uygulamalar da aslında yine rant kesimine faiz verilmek için liberal, faizci sistemin bir gereğidir. Yani 5?10, bilemedin bin insanın cebi şişsin diye işçinin, memurun cebindeki para alınır, o tarafa aktarılır. Adam Smith ve Keynes ya bunlar tarafından kiralanmış veyahut da yetiştirilmiş birer uzmandır. Bunları çok iyi bilmek lazımdır. Peki biz bunları nasıl imha, yok edeceğiz? Hakkımız olan mevduatı, yani parayı basmak, vatandaşımıza faizsiz kredi vermek suretiyle, neyin üretimini vadetmişse onu yerine getirmesi şartıyla bir tek kuruş faiz almadan kredi vermek suretiyle piyasada canlılık ve hareket vücuda gelecek, hiç kimsenin üretim ve iş derdi olmayacaktır. İşçi ve memur, bizim projelerimize göre vergi veren sınıf olmayacaktır. 100 milyar geliri olan vatandaşlardan vergi almak söz konusu olmayacaktır. Kaldı ki bu ilk yıllara münhasırdır. Bir kaç yıl sonra ise Antep'te ifade ettiğim gibi gerek Sabancı'nın gerekse Koç'un vergi vermediği bir dönem başlayacaktır. Yani Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nde vergi veren kimse olmayacaktır. 'Devlet ne ile geçinecek?' derseniz, işte büyük devlet adamının da işi bunu sağlamaktır, bu kaynağı bulmaktır."

TOPYEKÜN İNSANLIĞIN BAYRAM EDEBİLMESİNİN ŞARTI

Prof. Dr. Haydar Baş, konuşmasının son bülümünde de, büyük devlet, ordu, Türk milletinin özellikleri ve Türkiye'nin geleceği hakkında şu tarihi cümleleri sıraladı:

"Burnunun dibini göremeyen insanların büyük devlet olma vasfı taşıması hiç mümkün değildir. Kaldı ki Türk milleti çok büyük bir millettir. Bu büyük millete küçültülmüş bir devlet değil dünya, hatta kainat kadar büyüklükte devlet lazımdır. Peki neden küçük devlet olsun isteniyor? Büyük devlete gelip kafalarını çarparlar da ondan isteniyor. Neden 'Orduyu küçültün' deniliyor. Kafalarını ona çarpıyorlar da ondan deniliyor. Küçülecek ki kendisine yol bulsun. Benim ordum dünyanın en güçlü, en büyük ordusu olacaktır. Bugün dünyada zulüm, haksızlık, yalan, kan davası, rüşvet varsa bu milletin silahlı kuvvetlerinin tasarrufu kendi hudutlarından çıkamadığı için vardır. Bizim Japon sınırlarından Viyana kapılarına kadar at koşturduğumuz dönemlerde dünyada adalet, fazilet, iffet, merhamet, şefkat, kısaca insanlık hakimdi. Eğer dünya bugün insan haklarını bekliyorsa, 'zulme son verelim, adalet gelsin' diyorsa, merhametli şefkatli bir dünya, adil bir ortam, fazilette yarışan bir insanlık istiyorsa, istiyorsak, Bağımsız Türkiye'nin mutlaka evvela kendi içinde iktidar olması, sonra kendi bölgesinde iktidar olması ve sonra da Türk milletinin bütün dünyada iktidar olması lazımdır." "Biz Avrupa'ya iki sene, Amerika'ya üç sene verdik. Dördüncü sene Türkiye Cumhuriyeti Devleti milletiyle, siviliyle, askeriyle dünyanın bir numarası olacaktır. O zaman kan davaları bitecek, zulme son verilecek, insanlık, topyekün bütün insanlık bayram edecektir. Bayram edeceğiz inşaallah!"
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100