Bu haber kez okundu.

Ya reform ya da çöküş
Brüksel zirvesi Avrupa'nın önündeki keskin tercihi de ortaya koydu: ya "Eski tas eski hamam devam edeceğiz" ya da Fransa ve Hollanda'daki
'Hayır' sonuçlarının ışığında, "Önceliklerimizi ve politikalarımızı temelinden tekrar düşüneceğiz."
Elbette Avrupa karşıtları mevcut krizi Avrupa'dan çark etmek ve onu zayıf, etkisiz bir serbest ticaret bölgesine dönüştürmek için kullanmak istiyor. Şuna derinden inanıyorum: 20. yüzyılın kıtasal iç savaşlar sorununu çözen bir Avrupa, 21. asrın birçok zorlu meselesini de çözer; Avrupa fikrini daha cazip kılmayı başaramadığımız sürece, ilerici politikalar da büyük ölçüde zayıflar.
Avrupa'nın önemi
Avrupa olmaksızın, küreselleşen dünyada çıplak yürüyeceğiz. Avrupa ekonomik olduğu kadar siyasi bir proje. Avrupa'nın modernleştiricileri için mesele, siyaseti doğru anlamak. Elbette bütçe konusunda anlaşma sağlanmasını isterdim. Avrupa'nın dünya gözündeki güçlü imajı, AB Anayasası'nın kaderiyle zaten zedelenmiş durumda. Kavramı çıplak manasıyla ele alanlar, şu an AB'nin bir daha işleyip işlemeyeceğini merak ediyor; zira AB ne bir hukuka ne de bir bütçeye sahipmiş gibi görünüyor. Aslında her iki gelişme de, örgütün işleyişi üzerinde hemen etki etmeyecek. Bu, zirvenin çok önemli bir olay olmadığı anlamına gelmiyor elbette.
Avrupa projesini etkileyen unsurlar
Bugün Avrupa projesi, her beladan dolayı yabancıları suçlayan sağın popülizminin, yanı sıra küreselleşmeye, 'Anglo?Sakson' liberalizmine, iş kayıplarına ve 'yerinden edilmeye' yönelik korkulardan beslenen sol popülizmin saldırısı altında. AB politikaları açık oldukça, Avrupa'daki çoğunluğu bu aşırı uçlara karşı seferber etmek de mümkün hale gelecek.
Yol ayrımına gelindi
Avrupa hayati bir yol ayrımında. Birinci yol ekonomik çöküşe, tercih ettiğimiz yaşam biçimini sağlayan araçların kaybına gidiyor. Diğer yolda ise, bizi tekrar dünya piyasalarında rekabet edebilir kılacak meşakkatli ekonomik reformlar duruyor. Bu reformların bir amacı var: Amaç, Avrupa'yı Amerikanlaştırmak değil, gelecek kuşaklar için Avrupa toplum modelini sürdürülebilir hale getirmek. İşin özü şu: Sosyal adalet üzerine inşa edilen ekonomik reform için yeni bir Avrupa konsensüsüne ihtiyacımız var.
Geçmişte küreselleşmenin kaçınılmazlığını vurgulama eğilimindeydik, alternatifi olmadığını söylüyorduk. Şimdi meseleyi şöyle ortaya koymamız gerekiyor: Sosyal adalet ile küreselleşmeyi evlendirebiliriz; Avrupa'da, 'kazananlar' ile 'kaybedenler' arasındaki uçurumu derinleştirmek yerine daraltan bir tarzda pazarlar açabilir ve ekonomik reformları ilerletebiliriz.
Avrupa'nın sosyal bir boyutu da var. İnşa ettiğimiz 'sosyal' Avrupa ileriye bakmalıydı, geçmişe saplanıp kalmamalıydı, savunmacı ve korumacı olmamalıydı. Belirleyici yönelimi, değişimi verimsiz bir biçimde bloke etme çabası yerine, fırsatları çoğaltarak güvenlik sağlamak olmalıydı. Eski Avrupa sosyal modeli, işlerin korunması üzerine inşa edilmişti. Fakat bugün bu düzenlemelerin birçoğu sosyal adalete zarar veriyor; işsizleri emek piyasasından dışlayan bir içerideki? dışarıdaki ayrımını güçlendiriyor.
~|~
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100