Bu haber kez okundu.

Yabancılar Türkiye'yi böyle ele geçiriyor
Meliha Okur, yabancı şirketlerin Türk bankalarını ve şirketlerini bir çırpıda nasıl yuttuklarını yazıyor ~|~

Küresel slogan belli: "Ya büyürsün, ya da yok olursun!" O yüzden küresel dünyada birleşme ve satın alma fırtınası esiyor. Rekabetin dozu arttı. Şirketler, maraton koşucusu gibi, durmadan koşuyor. Abartmıyoruz, kelepir fiyatına satılık şirketler kapanın elinde kalıyor.
İşte, bankacılık sistemi.
Trilyon dolarlar birleşme ve satın almalar için kullanılıyor. Son iki yıldır Türkiye'de bu küresel modayı yakaladı...

Lider yatırım bankaları, sermaye piyasasında "tabela" fiyatına aracı kurum satın aldı. Borsada işlem yapan 104 aracı kurumun 20'si artık yabancı. Türkiye'nin özel bankalarında çoğunluk yabancılara geçti. Yabancılar, tıkır tıkır bankaları yönetiyor.

Bankalar gitti, gidiyor!
Bankacılıkta bir dönem kapanıyor! Yepyeni dönem başlıyor!
Açık açık söyleyelim. Yabancıların yönetimde olması geçmişte çok tartıştığımız holding bankacılığı döneminin bittiğini simgeliyor. Bankacılık sistemindeki yönetim ve karar alma süreçlerinin değiştiğini gösteriyor.
Daha ne olsun!
Sakın, "Adam sen de! Bu da değişim mi? Falan filan demeyin."
İnanın bize, bu küresel devrim...
Niye mi?
Kısaca geçen hafta dünya borsalarında yaşanan dalgalanmayı bir hatırlayın.
Hepimizin yüreği ağzına geldi. Eh, Türkiye, çok farklı bir ülke. Borç yükü fazla, bol sıcak parası var, dolar kuru aşırı değerli, yüksek reel faiziyle dünya rekortmeni. Üstüne üstlük yapısal problemlerini de düzenli olarak öteliyor. Ülke, değirmenin suyunu hep taşıma suyla döndürmeye çalışıyor. Açıkçası 20 yıldır borç parayla caka atıp duruyoruz.
Hal böyle olunca Türkiye'ye gelip onca para bağlamış yabancı bankaların yöneticileri ne yapıyor? Öyle ya, ofislerinde oturup, ekranlardan dünyaya izlerken, sakin sakin sakin sıcak kahvelerini mi yudumluyorlar? Yoksa limon gibi sıkılıyorlar mı?
Hepimiz biliyoruz ki, global şirketler, "küresel düşünür, yerel davranır." Yerel özellikler çok önemlidir.

Endişelenmiyor da değiller!
Bizim merak ettiğimiz bu soruya yanıtı, Dexia Grup CEO'su Axel Miller, "Türkiye'ye geldikten sonra gördük ki, AB'nin Türkiye'ye ihtiyacı var" şeklinde veriyor.
Kolay mı?
Dexia'nın genç CEO'su tam da küresel dalganın ortasında bir uçak dolusu yatırımcı, analist ve 50 gazeteciyi Türkiye'ye getirmiş, Dexia?Denizbank ortaklığının finansal sonuçlarını açıklıyor. Dexia'nın dünya toplantısı sürerken Türk borsasında satış var ve İMKB yüzde 4.5 değer kaybediyor.
Satış dalgası sert...
Dexia yöneticileri kaygılı!!!
Anlamaya çalışıyorlar. Hiç vakit kaybetmiyorlar. Adile Sultan Sarayı'ndaki davette bir anda eski Devlet Bakanı ve Denizbank'ın bağımsız yönetim kurulu üyesi Ayfer Yılmaz'ın etrafını çeviriyorlar.
Yılmaz, aynı zamanda eski Hazine Müsteşarı. 1994 krizini yaşamış. 3 aylık bonoya yüzde 50 faiz kararı veren kadro içinde yer almış. Türkiye'yi iyi biliyor. Dünyayı izliyor. O yüzden kaygıyla soru soranlara, "Korkmayın, bu ülkeye alışın, birşey olmaz" diyor.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100