Bu haber kez okundu.

YEGANE REÇETE

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Baş, liberal ekonomi sisteminin sadece Türkiye'de değil ABD'de, Avrupa'da, hatta Japonya'da bile ekonomiyi tıkanma noktasına taşıdığını vurguladı. Baş, "Bu tıkanıklığı aşacak olan tek sistem Millî Ekonomi Modeli'dir" dedi.

-Tıkanıklığı aşmanın anahtarı

BTP Genel Başkanı Prof. Dr. Haydar Baş, liberal ekonomi sisteminin hep güçlüyü düşündüğüne işaret ederek, bunun için onun tarafına yontarak maalesef bugün ekonomiyi tıkanma noktasına taşıdığını dile getirdi. BTP Lideri, liberal sistemin vergi anlayışından emisyona, oradan paraya getirdiği tanıma kadar bütün unsurlarında sakatlıklar olduğunu vurguladı. Baş, şunları söyledi: "Bugün maalesef İslam dünyasında da, Avrupa'da da, ABD'de de uygulanan sistem serbest pazar sistemidir. Bu tıkanıklığı aşacak olan tek sistem hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki Millî Ekonomi Modeli'dir."

-Reçeteden bir örnek

Prof. Dr. Baş, Türkiye'nin karşılaştığı ekonomik sıkıntılardan kurtulmanın reçetesini de şöyle verdi: "Biz sosyal devlet anlayışıyla tüketici sınıfın güçlenmesinden yana olan bir politikanın hayata geçmesi tarafıyız. Devlet bu sınıftan ne nispette elini kaldırırsa, üzerinde yük olmazsa, vergi yükü ile üzerine gitmezse ekonomi o oranda düzelir. Tüketici sınıf dediğimiz memurdan, işçiden, orman köylüsünden, tarım ve hayvancılıkla meşgul olan insanlardan alınan vergi oranı en az % 35'tir. Bu fakir kesimden alınan para ile bir şeyler yapılmaya çalışılıyor. Halbuki biz bu kadar yükü, yani vatandaştan alınan bu %35?40'lık yükü tamamen kaldırmamız lazımdır." Muhterem Hocam, vergi olayı Türkiye'de en çok gündemde olan konulardan birisi. Ve vergi hep vergi artışları, vergide enteresan uygulamalar ile gündeme geliyor. Özellikle vergilerin habire arttırılması konusunda sizin görüşünüz nedir? Prof. Dr. Haydar Baş? Vergi konusunda bizim Millî Ekonomi Modelimizle liberal ekonomi arasında mukayesesi mümkün olmayacak derecede büyük farklar var. Liberal ekonomi mantığına göre zengin daha zengin olurken fakir daha da fakir hale getirilir. Sistem, bu anlayış üzerine bina edilmiştir. ~|~ Onun için kurumlar vergisinden düşüş bir iktisadî kural olarak kabul ediliyor. Yani, zengin kesimin vergisi aşağıya çekiliyor, 100 milyarın üstünde geliri olan insanların vergisinde %5 indirim söz konusu oluyor. Ama bizim ifademizle halk kesiminin, tüketici kesimin vergisine dokunulmadığı gibi bazı hususlarda da arttırılıyor. Bu, aslında liberal ekonominin olmazsa olmaz şartlarından bir tanesidir. Çünkü zenginin daha zengin olabilmesi için vergi yükünün zenginin değil, fakirin sırtına yüklenmesi lazımdır. Bugün de yapılan ameliye budur.

Tıkanıklığı aşmanın anahtarı

Bizim tezimize, Millî Ekonomi tezine gelince durum tamamen farklıdır. Biz, "100 milyarın altında geliri olan sınıftan vergi alınmayacak" diyoruz. Kazanan insandan, zengin insandan vergi alınacak. 100 milyarın üzerinde geliri olanlardan vergi alınacak. Burada mantık olarak ortaya koyduğumuz bir husus var. Üretimin de artabilmesi için toplumda mutlak surette tüketimin devreye girmesi lazım. Tüketimi devreye koymadıktan sonra istediğiniz kadar kıymetli mamul imal edin, bir değeri yoktur. Liberal sistem hep güçlüyü düşündüğü için onun tarafına yontarak maalesef bugün ekonomiyi tıkanma noktasına taşımıştır. Sadece Türkiye'de değil, dünyanın en güçlü ülkelerinde, ABD'de, Avrupa'da, hatta Japonya'da bile ekonomide tıkanma vardır. Bu, sadece vergiden kaynaklanan bir husus da değildir. Olayın bütününde aksaklık var. İşte biz sosyal devlet anlayışıyla tüketici sınıfın güçlenmesinden yana olan bir politikanın hayata geçmesi tarafıyız. Tüketici sınıf ne kadar güçlendirilirse, bu sınıftan devlet ne nispette elini kaldırırsa, üzerinde yük olmazsa, vergi yükü ile üzerine gitmezse ekonomi o oranda düzelir. Tüketici sınıf dediğimiz memurdan, işçiden, orman köylüsünden, tarım ve hayvancılıkla meşgul olan insanlardan alınan vergi oranı en az % 35'tir. Bu fakir kesimden alınan para ile bir şeyler yapılmaya çalışılıyor. Halbuki biz bu kadar yükü, yani vatandaştan alınan bu %35?40'lık yükü tamamen kaldırmamız lazımdır. Eğer onu bu vergi yükünden kurtarırsak alım gücü o nispette artar. Dün, 100 lira ile pazara giden vatandaş bugün 140 lira ile gider. Çünkü devleti ona 40 lirayı hibe etmiştir. Hibe ettiği para ile o vatandaş pazarda alışverişini yapacaktır. Olay sadece de bununla sınırlı kalmıyor. Ona faizsiz tüketici kredileri veriyorsunuz. Hatta proje karşılığı gerekirse teşvik kredisi veriyorsunuz. Kendisi üretim durumuna geçiyor. Böylece o insan 1 kazanırken 3?5 kazanma durumuna geliyor. Vergi yükünden de muaf olduğu için hakikaten orta sınıfın, memur, işçi, tarım kesiminin, hayvancılıkla uğraşan sınıfın cebinde hayli miktarda para oluyor. O insan pazara gittiğinde tüketim vazifesini en mükemmel şekilde yapıyor. Zaten ona düşen de imal edilen mamulleri tüketmektir. Bunu bihakkın eda ettiği zaman, imal eden insan kendine pazar bulduğu için, malını pazarladığı için hem kaliteli hem daha fazla imal etme durumuna gelecektir. Vatandaş dün pazara gittiğinde 1 kg pirinç alırken bu sefer 2 kg alacak. 1 çift çorap alırken 4 çift alacak. 1 gömlek alırken 3 gömlek alacak. Yılda 1 takım elbise eskitirken bunu 3?4'e çıkartacak. Bütün bunlar her ne kadar tüketim sınıfının harcamaları olarak görülüyorsa da devlet vergiden muaf tuttuğu ve de faizsiz kredilerle onu desteklediği, o da üretime katkıda bulunduğu için hem geliri tam iyi oluyor hem de tüketimini tam layıkıyla yapıyor. Böylece üreten, malını arz eden sınıfa fevkalade bir müşteri oluyor. Devlet de ihtiyacı olan parayı o memur, işçi sınıfından, orman köylüsünden vs. almıyor. Kimden alıyor? O fazladan para kazanan insandan, 100 milyarın üzerinde geliri olandan o vergiyi alıyor.

n Yani vergi tahsilatında artış oluyor, değil mi?

Prof. Dr. Haydar Baş? Tabiî, tabiî. Dün ondan 5 lira alırken şimdi 25 lira alıyor. Çünkü dün 1 çift çorap satıyordu, bugün 5 çift çorap satıyor. Satışı 1'e 5 arttı. Kısaca bu sistemde hem halkın refahı, hem de üretenin refahı sağlanıyor. Onun için buna acilen dönülmesi ve bu Millî Ekonomi sisteminin hayata geçirilmesi lazımdır. Sadece Türkiye'de değil, Avrupa'da da, ABD'de, Afrika'da da, İslam ülkelerinde de mutlaka hayata geçirilmesi lazım ki ekonomi tıkanıklığının önüne bütün dünya geçebilmiş olsun. Bugün maalesef İslam dünyasında da, Avrupa'da da, ABD'de de uygulanan sistem serbest pazar sistemidir. Bu tıkanıklığı aşacak olan tek sistem hiç kimsenin kuşkusu olmasın ki Millî Ekonomi Modeli'dir. Bunu yapacak proje, plan da bizlerde hazırdır. Kimse tereddüt etmeden buna gönül versin, bu istikamette çalışmalarını yoğunlaştırsın, diyorum.

GSMH emisyon bağlantısı

n Hocam, emisyon hacmi ile GSMH arasında belli bir oran olması gerektiğini siz bir kural haline getirdiniz. Bütün dünyanın önüne bunu bir teori olarak da koydunuz. Şu anda bu, bütün dünyada kabul görüyor. Bu, Türkiye'de çok farklı kesimler tarafından ifade edilmeye başlandı. Daha önce Merkez Bankası Başkanı Süreyya Serdengeçti'nin bu konuda açıklamaları vardı. Şimdi de işadamları dernekleri tarafından bu ifade ediliyor. GESİAD başkanı da, Milli Ekonomi Modeli kitabındaki ile motomot şekilde bundan bahsediyor.

Prof. Dr. Haydar Baş? İsmimizi veriyor mu?

n Vermiyor.

Prof. Dr. Haydar Baş? O zaman hırsızlık yapıyor. İlmin bir haysiyeti, fikrin bir namusu var. Ona uymak lazım.

n Kapitalist anlayışta böyle bir tez yoktur. Emisyon hacminin GSMH arasındaki bağlantıyı kuram haline getiren sizsiniz. Bu teziniz çok çeşitli kesimler tarafından ifade edilmesine rağmen isminiz zikredilmiyor. Çok net bir bilim hırsızlığı yapılıyor. Neden dersiniz?

Prof. Dr. Haydar Baş? Esasen GSMH ile emisyon arasında ciddi bir bağ vardır. Ülke ekonomistleri bu bağı göremezse ülkelerine faydalı olma yerine zararlı olma durumuna da düşebilirler. GESİAD'ın sayın başkanını bu görüşü benimsediği için tebrik ediyorum. Ancak kaynağını söylemediği için de onu ayıktırmak istiyorum. Kaynak, tamamen Millî Ekonomi Modeli'ne aittir. Liberal ekonomide zaten böyle bir kural yoktur. Bu Millî Ekonomi'nin kuralıdır ve bu kural da bize aittir. Binaenaleyh adresi mutlaka göstermeleri lazımdır. Yüce milletimizden bunu saklamaları da ayrıca büyük bir yanlıştır.

Para basmak şart

Her zaman verdiğim misali burada da vermek istiyorum. Siz, bağınıza 10 kg buğday ekiyorsunuz. Kabul edelim ki buna mukabil 1 milyar lira para harcıyorsunuz. YTL ile bin YTL. Bu 10 kg'dan istihsal ettiğiniz netice 150 kg olsun. 10 kg buğday ektiniz, karşılığında 150 kg buğday aldınız. Ekerken bin lira para harcadınız. Aldığınız buğdayın 140 kg'ının para olarak karşılığı yok, 10 kg'ının karşılığı var. İşte iktisat kuralı olarak ülkeyi idare eden siyaset, ekonomistler, ne nispette para basılması gerektiğini hesap ederek parayı basmak zorundadırlar. Şayet bunu yapmazsanız, üretip durduğunuz halde emisyonunuzu genişletmezseniz o takdirde piyasada korkunç bir para darlığı olur. Malınız elinizde çok olduğu halde işin içinden çıkamazsınız. O bakımdan, GSMH ile emisyon arasındaki oranı iktisatçılar ortaya koyup gerekli olan parayı basmak lazım. Yani devletin senyoraj hakkını kullanması lazım. İşte Türkiye'de 20 yıldan bu yana bu yapılmıyor. Ekonominin tıkanma noktasına gelmesinin sebeplerinden başta geleni budur. Bunun yerine siz "Yabancı ülkelerden para alayım, olması gereken parayı piyasaya süreyim" diyorsunuz. Tedavülde olan para senin paran değil. "Ama Türk Lirası var" diyorsun. Peki bu neyin karşılığı? Aldığın dövizin karşılığı Türk Lirası basıyorsun. Bu senin paran değil ki. Bizim anlatmaya çalıştığımız, bizim GSMH'ımıza karşılık emisyonu genişletmek, para olarak piyasaya sürmek ve piyasadaki para darlığını aşmak, kimseye bir kuruş borçlanmadan başkaların da yardım edebilecek seviyeye ulaşmaktır. Biz, senelerden beri bunu anlatmaya çalışılıyoruz. Bunun olması kaçınılmazdır. Bu olmadığı takdirde Türkiye'de para darlığını aşmak mümkün değildir. Az evvel ifade ettiğimiz gibi de Almanya da artık bu sonucu yaşamak zorundaki bir dönemdedir. Onlar ayıkırlarsa bu işten kurtulurlar. Ayıkmazlarsa, yani global sermaye sahipleri onların da boynuna vururlarsa, "paranızı basamazsınız" telkinatı yapılırsa onların işi de çok zordadır, Türkiye'nin de işi çok zordadır.

n Hocam, arttırdığımız emisyonu de sosyal devlet projesi çerçevesinde vergi almadığımız halka aktarıyoruz değil mi?

Prof. Dr. Haydar Baş? Tabiî. Siz emisyonu arttırırken malın karşılığında olması gereken parayı devreye koyuyorsunuz. Yani vatandaşa lütufta bulunmuyorsunuz. Devlet olarak yapmanız gereken vazifeyi yapıyorsunuz. Sosyal devlet projesi ile bunun ilgisi yok. Bu ayrı konu. Yani "biz parayı bastık da, elimizde fazla para var, millete dağıtalım" değil. O, sosyal devlet projesinin bir gereğidir. Ne? Vatandaşı korumak, ev hanımlarına yardım etmek, çocuklara çocuk maaşı vermek, yaşlıları emekli maaşına bağlamak, sakatları, şehit yakınlarını hayat garantisine bağlamak; bu, Millî Ekonomi Modeli'nin bir ayağıdır. Bu da başka bir ayağı. Bunların hepsi bir bütündür. Bunların tamamının devreye girmesi lazım ki istenilen netice istihsal edilebilsin. n
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100