08 Ocak 2003 Çarşamba 00:00
225 Okunma
Yemliha Bozkurt:
Fen ve teknikte ilerlemeyi hedef alan Japonlar, Avrupa ve Amerika ülkelerine öğrenciler gönderdiler. Japon öğrenciler, branşları ile ilgili dallarda en üst seviyede bilgi ve teknikleri öğrenmeden ülkelerine dönmeyecekler, gerekirse harakiri yapacaklardı. İşte bu sayede kısa zamanda Batıdaki ilerlemeyi yakaladılar.

Osmanlı Devleti de, 19. yüzyıl başlarından itibaren Avusturya ve Fransa'ya öğrenciler gönderdi. Fakat bu çocukları başı boş bıraktı. Bunlar, içkiyi ve dansı öğrendiler; Batı musıkisine hayran kaldılar. Oysa ki, Avrupalılar daha 15. yüzyıl ortalarına yani, İstanbul'un fethine kadar barbarlığın en alt seviyesinde idiler ve ilimden, fenden, matematik ve musikiden haberleri yoktu. Daha sonraki asırlarda yetişen Bethooven, Schubert, Schopen, Mozart gibi müzisyenler çok sesliliğe geçerken, Türklerin musiki sanatından yararlanmışlardı.

Osmanlı talebeleri batılının ve orada cereyan eden fikirlerin de tesirinde kalarak Paris, Londra gibi muhtelif merkezlerde gazeteler çıkardılar, Os~|~manlı'ya ve saltanata cephe aldılar. Bu hal, 20. yüzyıl başlarına kadar devam etti. Sonunda İttihat ve Terakki Fırkası'nı kurdular, Osmanlı İmparatorluğu'nun münhezim (bozguna uğramış) ve münhedim (yıkılmış) olmasına sebebiyet verdiler.

Genç Türkiye Cumhuriyeti 1938 yılına kadar en itibarlı devresini yaşadı. Ulu Önder Atatürk'ün ölümünü müteakip onun mirasını devralanlar, Kemalist çizgiden yavaş yavaş uzaklaştılar. Bunlar, çoğunluğu itibariyle ile çıkarcı, dalkavuk ve art niyetli kişilerdi. Materyalist, Marxist ve Leninist olduklarını maharetle kamufle etmesini bildiler. Çünkü, Atatürk'ün Bolşevizm ve Komünizm konularında Ethem Nejat ve Mustafa Suphi'ye, hatta Nazım Hikmet'e karşı sergilediği davranışlar, cümlenin malûmu idi.

"Milli Eğitim"e çöreklenenler, eğitimi sol istikamete saptırdılar. Bunlara göre, insan bir malzeme, eğitim de kalkınmaya yönelten bir vasıta idi. Ancak işçi sınıfı iktidara gelmeden kalkınma sağlanamazdı. Bunun için de sınıflar arası çatışmayı hızlandırmak gerekirdi. Böylece devrim yani ihtilal gerçekleşecek ve düzen değişecekti...

Türkiye'de sınıf yoktu. Halkın büyük çoğunluğu da sol çizgiyi benimsemedi. Çünkü ülke insanı dinine bağlı idi. Ne var ki, gerek normal eğitim müesseselerinde, gerekse yabancı kolej ve üniversitelerde tahsil görenler, milli hüviyet ve şahsiyetlerinden derece derece uzaklaşarak dejenere bir kültüre sahip oldular. Ancak "Aydın(?)" görüntüyü temsil ettiklerinden, memleketin kaderine el koydular.

Millet ortada... Aydın ya sağda ya solda... Öyle bir aydın sınıf ki, dili yok, basireti yok, felsefesi yok, sanatı yok, düşüncesi yok.. Ecnebi kültürlere ve fikirlere hamal.

Aydın, çok yönlü okuyan, kıyas yapabilen, temyiz ve tefrik kabiliyetine sahip insan demektir. Milletine ait olmayan fikir ve ideolojilere militan olmuş kişiler, o milletin aydınları olabilir mi? Milletinin değer motiflerine, düşünce yapısına ve kültür dokusuna Avrupalı gözüyle bakanlar Türk milletinin aydınları olabilir mi? Demek ki olabiliyormuş.

Mebzul (bol) yeraltı ve yerüstü zenginliklerine sahip bir vatan parçası üzerinde halk açlık sınırına gelmişse, sebep bu aydınlar güruhudur.

Bu aydın güruhu millete tepeden bakıyorsa, manevi değerlere inanmıyorsa, hâlâ yabancılara uşaklık etme eğilimindeyse halk yığınları ile bunlar arasında uçurumlar olmaz da ne olur?..

Aydın Efendiler... Halkla kutuplaşmayın.. yaklaşın. Halkı iyi okuyun ve anlayın. Siz onlardan bir parçasınız. Kendinize gelin.. Birazcık hüsn?ü niyet yeter.. Buyurun Erdem Sofrası'na...
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100