Bu haber kez okundu.

Zaman'ı dikkatli okuyun!
Zaman'dan Abdülhamit Bilici 26 Mayıs 2006 tarihli yazısını bu cümle ile bitiriyor: "Zaman'ı dikkatli okumak lazım". Bu söze sonuna kadar katılıyorum. A.KARACA'nın yazısı ~|~






               
                Katılıyorum: Zaman'ı dikkatli okumak lazım

Zaman gazetesinden Abdülhamit Bilici 26 Mayıs 2006 tarihli yazısını bu cümle ile bitiriyor: "Zaman'ı dikkatli okumak lazım".
Sayın yazarın bu teklifine sonuna kadar katılıyorum. Türk medyasında dikkatle, hem de büyük bir dikkatle okunması gereken gazetelerin başında gelmektedir Zaman.
Neden?

Bu sorunun cevabını; herhangi bir yorum katmadan ilgili gazeteden yapacağımız alıntılarda bulacaksınız. Buyurun:
"ADL: Amerikan mafyasının ilişkiler bürosu gibidir... Kurdukları Deniz Aşırı Yatırımcılar Servisi adlı şirketle milletlerarası silah ve uyuşturucu kaçakçılığı, kirli para aklama gibi işleri yürütmektedir... ADL tam mesai ile çalışan gizli istihbarat memurlarının bir kısmını Amerikan hükümeti Adalet Bakanlığına bağlı özel soruşturmalar ofisinde (OSI), bir kısmını da İsrail otoriteleriyle Telaviv'de çalıştırmaktadır... İsrail devleti kurulduğundan beri ADL, İsrail gizli servisi MOSSAD ile hususi ilişkilerini daima sürdürmüş, İsrail mafyasıyla yakın bağlantılar kurmuştur..." (Zaman, 20 Kasım 1992).

"Fethullah Gülen'in başlattığı diyalog çabaları sürüyor. Gülen, dün İstanbul'da Amerikan Yahudi Örgütleri Başkanları Konferansı (AYOBK) Heyeti'ni kabul etti. 3 günlük bir ziyaret için Türkiye'de bulunan Yahudi Liderler Heyeti, Ankara'da en üst düzeyde kabul görmüş ve Başbakan Mesut Yılmaz, Genelkurmay II. Başkanı Orgeneral Çevik Bir, TBMM Başkanı Hikmet Çetin, Dışişleri Bakanı İsmail Cem tarafından kabul edilmişti...
ABD'nin en etkin lobisine sahip 55 Yahudi örgütünü temsilen Türkiye'de bulunan 59 kişilik AYOBK Heyeti, Fethullah Gülen'in Türkiye'deki ve yurtdışındaki çabalarını önümüzdeki yüzyılın 'barış' asrı olması açısından önemsediklerini ve söz konusu projeye büyük ilgi duyduklarını belirttiler.
Fethullah Gülen ise ülkeler arasında sınırların kalktığı bir dönemde semavi dinlerin temsilcilerine büyük görev düştüğünü ve uzlaşı hoşgörü temellerinde önümüzdeki günlerin barış içerisinde geçeceğine inandığını söyledi" (Zaman, 10 Mart 1998).

"... Yaşar Kemal ve Orhan Pamuk iki dev yazarımız; söylediklerine katılırız veya katılmayız, doğru buluruz veya bulmayız ama aykırı fikirlerini çekinmeden ifade ederek, özgürlüğü yerleştirme mücadelesine büyük katkı yapıyorlar. Büyük yazarlarımıza, kenarda oturup, herkesin kabul edebileceği şeyler söyleyerek, üstü kapalı konuşarak idare etmek varken, özgürlük mücadelesine omuz verdikleri için de teşekkür borçluyuz" (Zaman, Şahin Alpay, 27 Ekim 2005).

"... Ülkemizde demokrasi ve ekonomik istikrarın elele yürümesinden rahatsız olan çevreler, çok marifetliler. Çünkü aynı anda iki ipte oynayabiliyorlar. Bir yandan 'vatan elden gidiyor' diyerek milleti Avrupa ve ABD'ye karşı kışkırtıyorlar. Millet, bu propaganda ve yalancı milliyetçiliklere prim vermeyince de öfkeden çıldırıyor ve başka bir ipte oynamaya başlıyorlar. Karanlık hedefleri için gayrimeşru yollar aramaya koyuluyorlar. Dışarıdan onaysız gayrimeşru yöntemlerin işe yaramayacağını bildiklerinden, yalancıktan milliyetçiler, Batı ile işbirliğiyle suçladıkları hükümete karşı, Batı'da dost arayışına çıkarlar. Bulurlar da. Sonra kulisler başlar, lobiler bulunur, haberler, köşe yazıları servis edilir..." (Zaman, Abdülhamit Binici, 26 Mayıs 2006).

"... AİHM kararı, Türkiye'nin önüne birçok teknik seçenek çıkaran bir yaklaşımı tercih ederek, gerçekte Türkiye'yi kollamıştır. Eğer istenseydi, yargılamanın tekrarını özellikle vurgulayan bir ifade kullanılabilirdi. AİHM'nin böyle bir dil kullanması ise şaşırtıcı olmazdı; çünkü Öcalan davası açıkça adil yargıyı ihlal eden yönlere sahipti. Askerî bir yargıcın varlığından iddianamenin sanık avukatlarına geç verilmesine; savunma süresinin kısıtlı tutulmasından sanığın avukatlarıyla görüşmesinin engellenmesine birçok husus, bu davanın 'adil yargı' kriterlerinin dışında olduğunu göstermekte. Diğer bir deyişle Öcalan davası, uluslararası hukuki dille söylendiğinde, 'bağımsız ve tarafsız' olduğu kuşkulu bir mahkemede, sanığa 'kötü muamele' edilerek gerçekleşmiştir" (Zaman, Etyen Mahcupyan, 20 Mayıs 2005).

Görüldüğü gibi, Zaman'ı dikkatli okumamızı gerektiren bir çok sebep var...
Fetullah Gülen'in şu cümlesini bir yere not edebilirsiniz: "Derken Amerika'dan ölseler bir araya gelmeyecek kimseler, ulusal cephe adı altında suni bir kitlesel dalga oluşturmaya çalışıyor. Ulusal cephe adı altında oluşturulmaya çalışılan dalganın sınırları belli değil. Kemiksiz, kimliksiz ve hedefsiz bir dalga. Her açıdan manipülatif bir organizasyon olduğu belli. Ama sancılar olacaktır. Bunlar aşılacaktır."

AZİZ KARACA /azizkaraca@yenimesaj.com.tr

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100