13 Ağustos 2001 Pazartesi 00:00
609 Okunma
Zillet ile izzet bulunmaz
Doğu, Güneydoğu, Orta Anadolu, Marmara ve Karadeniz'den sonra Ege'de 4 bini aşkın İzmirli ile buluşan kuvayı milliye kadrosu, Türkiye'nin geleceğini güven altına alan aydınlık bir tablonun oluşmasına daha vesile oldu. Kadifekale'yi adeta bir güven kalesine dönüştüren İzmirliler ve kuvayı milliye kadrosu, ülkenin kurtuluşunun mandacılıkta, himayecilikte, borç üstüne borçta değil, milletin kendisinde ve kendi kaynaklarımızda olduğunun altını bir kez daha çizerek, "zillet ile izzet bulunmaz" dediler

Türkiye'nin tarihinde rastlanmadık şekilde karşı karşıya bulunduğu problemlerin ancak yerli ve milli bir duruş ortaya koymak, milletin örfünü, an'anesini, gelenekgöreneklerini, maneviyatını, maddi ve manevi bütün değerlerini esas almak, icazet içinse bizzat milletin kendisine başvurmak suretiyle kuvayı milliye ruhu ile donanmış bir kadro tarafından çözülebileceğini söyleyen kuvayı milliye kadrosunun Doğu, Güneydoğu Anadolu, Karadeniz, Marmara ve Orta Anadolu'dan sonraki durağı Ege böl~|~gesi oldu. İzmir'in meşhur Kadifekalesi'ni dolduran 4 bini aşkın sanayici, işadamı, esnaf, akademisyen İzmirli, ülkenin problemlerine gerçekçi, yerli ve milli çözümler üreten, "bu ülkenin meselelerini 24 saatte çözerim" diye haykıran Prof. Dr. Haydar Baş'ın mimarlığını, önderliğini yaptığı kuvayı milliye kadrosunun elemanlarını, tıpkı Gaziantep, Kilis, Malatya, Elazığ, Şanlıurfa, Kahramanmaraş, Bursa, İstanbul, Artvin, Trabzon, Rize, Gümüşhane, Ordu, Samsun, Aksaray, Konya, Kayseri'de olduğu gibi, ellerinde Türk bayrakları, "hoşgeldiniz" pankartları, mehter marşları, "üstad, üstad", "bu vatan bu millet sizi bekliyor" tezahüratları ile karşıladılar. Sevgi ve muhabbetle kucak açtılar. Bağırlarına bastılar. Eksiksiz bir ikram sofrası sundular. Bu kadronun elemanlarını ve özellikle mimarı Prof. Dr. Haydar Baş'ı daha yakından görmek, elini sıkmak, selamlaşmak ve "iş başa düştü" diyerek elini taşın altına soktuğu için de şükranlarını arzetmek için izdihama bile yol açacak tarzda birbirleriyle yarıştılar. Böyle tarihi bir buluşmanın hazzını, mutluluğunu yaşadılar. Bizzat yaşadıkları kriz ve problemlerin çözümünün zor ve hiç de uzakta olmadığını öğrenince de kaybettikleri kendilerine güveni yeniden tazelediler ve buluşma mekanı Kadifekale Park Tesislerini, "Üstad, Üstad", "Bu vatan bu millet seni bekliyor", "Bu vatan bizimdir, bizim kalacak" sloganlarıyla inim inim inlettiler. Bir dahaki buluşmada bu kadroyu ülkenin yönetiminde, mimarını da başbakan olarak görmek istediklerini, bunun için de ellerinden gelen desteği vermekten kaçınmayacaklarını yüksek sesle dile getirdiler.

Zillet ile izzet bulunmaz

Kuvayi milliye kadrosunun İzmirlilerle gerçekleştirdiği bu muhteşem ve tarihi buluşmada bir konuşma yapan Prof. Dr. Haydar Baş, ülkenin sınai, hukuki, siyasi, sosyal, ahlaki vs. birçok probleminin bulunduğunu, bu konuda ciltler dolusu kitaplar yazılabileceğini, saatlerce konuşulabileceğini ve fakat üzerinde durulması gereken asıl problemin, bütün problemlerin kaynağı insan unsuru olduğuna dikkat çekti.

İnsanımızın kendisini kaybettiğini, kendine itimadının kalmadığını, "Batıdan birileri gelsin, beni bu halden çekip çıkarsın. Avrupalısı, Amerikalısı bana yardım etsin" diye beklediğini söyleyen Prof. Dr. Haydar Baş, günümüz şartlarının, İstiklal Harbini doğuran şartları nasıl da andırdığını Atatürk'ün şu sözleri ile ifade etti:

"Günümüzün şartları merhum Atatürk dönemini nasıl da andırıyor. O, 6 Mart 1922'de diyor ki;

'Bu düşüşün çıkış noktası korku ile acz ile başlamıştır. Türkiye'nin fikir adamları kendi kendilerine hakaret ediyorlardı. Diyorlardı ki, biz adam değiliz ve olamayız. Kendi kendimize adam olmamıza ihtimal de yoktur. Bizim canımızı, tarihimizi, varlığımızı bize düşman olan, düşman olduğundan hiç şüphe edilmeyen Avrupalılara kayıtsız şartsız bırakmak istiyorlardı. Onlar bizi idare etsin, diyorlardı.'

Merhum Atatürk dönemi ile bugünü mukayese edersek zannım o ki arada zerre kadar fark yoktur. Bugünün kadroları, siyasileri aynı sözleri söylüyor mu, söylemiyor mu? O halde bu memlekete merhum Atatürk'ün izinden giden vatan evlatları lazımdır. Çünkü o günün şartlarında milis kuvvetleri bir araya gelmiş, kuvayı milliye ruhu istiklal mücadelesini başlatmış ve ülkeyi kurtarmıştır. Bugün de yapılacak olan iş bunun benzeri kuvvetlerin bir araya gelerek milli iradesini ortaya koymak, Batıcı güçlerin karşısında milli duruşunu teyid etmek, ispat etmektir. Belki çok noksanlarımız var ama insan kendi varlığını kaybettiği zaman başkalarının esiri olmaya mahkumdur. Zillet ile izzet bulunmaz. Şimdi maalesef organizasyon şeklinde tezahür eden siyasi anlayışlar önce zillet ehli olalım, sonra da izzet ehli oluruz, anlayışındalar. Zillet ile kesinlikle izzet bulunmaz. Hele Türk milleti için zilleti düşünmek çok büyük bir acziyettir. Büyük bir ihanettir. Büyük bir bühtandır. Bu milletin büyük olmasının karakteristik vasıflarından bir tanesi ve en önemlisi de düşecek olduğunu zannettiğiniz zaman bir de bakarsınız ki dimdik ayağa dikilmesidir. Bu, dünyada bir tek Türk milletinde vardır."

Enflasyonda dil oyunu

Mevcut ekonomik proğramla enflasyonu düşürmenin mümkün olmadığını İzmir'de yaptığı konuşmada da tekrarlayan Prof. Dr. Haydar Baş, pahalılık demek olan enflasyonu halka kendi dilinden anlatmadıklarını, anlamasınlar diye bu yola başvurduklarını belirterek, "Halk olarak anlarsak o zaman yanlışlarını görecek, 'sizin aldığınız tedbirlerle bu iş olmaz' diyeceğiz" dedi. Prof. Dr. Haydar Baş, Derviş'in devreye girmesiyle uygulanan ekonomik proğramın ise "Amerika'daki, Avrupa'daki güçlü ellerin, kapital sahiplerinin elini uzatarak Türk bankalarındaki, İzmirli işadamanının cebindeki parayı daha rahat alsın" uygulamasından başka bir şey olmadığını söyledi. Derviş ve Hükümetin aldığı tedbirlerin bu işe deva olamayacağı açıklamasında bulunan Prof. Dr. Baş, şunları söyledi: "Liberal ekonomik mantıkla, liberal ekonomiyi hayata geçiren ülkelere payanda olmakla bunu halletmek hiç mümkün değildir. Trabzon mitinginde söyledim. 'Gelsinler. Enflasyon işini 24 saatte halledelim' dedim. Olay bize mal olur diye hala yanımıza gelmediler. Diğer mitinglerde de söyledim. Yine gelmediler. Ama şimdi bir şartım var. Maliye'nin tamamını bize bırakacaklar, biz 24 saatte bu işi halledeceğiz. Enflasyonda talep ve maliyet olmak üzere iki ana mikrop vardır. Türkiye'deki enflasyon maliyetten kaynaklanıyor. Talepten değil. Ama talep enflasyonu reçetesi uygulanıyor. Maliye, sigorta vergileri, hammadde giderleri, enerji giderleri, banka kredi faizleri vs. mamul fiyatına yansıyan giderleri düşürmeden enflasyonu düşürmek mümkün değildir."

Batı 40 yıllık dost değil

Prof. Dr. Haydar Baş, enflasyonu yenmek için devletin güçlü olması lazım geldiğini belirterek, devleti küçültmenin bir tuzaktan ibaret olduğunun altını çizdi. Prof. Dr. Baş bu konuda şöyle dedi:

"Devlet, güçlü olma vasfını kaybettiği zaman çocuklara oyuncak olur. Devleti küçültelim diyorlar. Devleti küçültelim demek, 'kolluk kuvvetlerini azaltalım, TSK'nin gücünü azaltalım, eğitimi sağa sola dağıtalım' demektir. Amerika'da liberal bir mantık, aşırı bir özelleştirme varmış! Gel onu sen benim kulağımın arkasına anlat. Ben senelerce oranın sosyal, iktisadi, askeri hayatını inceliyorum. ABD'nin kamu giderlerinin bütçesindeki yeri % 40'dır. Türkiye'nin ise % 25'i. Biz daha çok devletçi imişiz, bizde kamu gideri % 25, onlar çok daha halkçı imiş, onlarda % 40. Bu kadar yalan olur mu? İngiltere'de bu % 45, Fransa'da % 40'dır. Batı dünyası sana bunu tavsiye ediyor, kendisi tersini yapıyor. Onun için batılı sana ne demişse mutlaka onun tersini yapacaksın. Çünkü o senin 40 yıllık dostun değildir. Batı ittifakı tarihin her döneminde Türk milletinin karşısında olmuştur. Bu ittifak, Türk milletini yok etmek için bina edilmiştir. Bunu göremez isek Allah korusun mahvolmaya mahkumuz, demektir. Onun için bir milli duruş olması lazımdır."

"Enflasyonun düşmesi için bu güçlü devletin vergileri azaltması lazımdır. Bir defa işçinin, çiftçinin vergi vermemesi lazımdır. Peki devlet nasıl ayakta duracak? Benim dediğim devlet ayakta durur. Ama onun dediği devlet ayakta duramaz. Bizim anlattığımız manada devleti güçlendirirsen o zaman işçiden, memurdan bir kuruş vergi almazsın. 100 milyar gelirin altında geliri olan esnaftan da bir tek kuruş vergi almayacaksın. Benim devletim bütün bunların altından çıkan devlettir. İradedir. Yoksa onun benden farkı olmaz."

"Bunlar çok basit mevzulardır. Fizikte kaldıraç kanunu vardır. Eğer siz ağırlığı merkeze yakın olarak koyarsanız çok kolay kaldırırsınız. Ama merkezden uzak bir yere yerleştirirseniz faraza 10 kg yükü 100 kg güçle kaldırmanız ancak mümkün olur. Onun için denge hesaplarını iyi yapmanız lazımdır."

Birlikte rahmet vardır

Bir ve beraber olmak şartıyla çözemeyecek hiçbir problemimizin bulunmadığını söyleyen Prof. Dr. Baş, bu birliğin argümanları hakkında şu bilgiyi aktardı:

"Birliğe çok ihtiyacımız var. Ben şövenist değilim. İçimizde Türk, Kürt, Çerkez, Arap kardeşlerimiz var. Bunlar hep başımızın tacıdır. Bütün bunların üzerinde bir Türk kültürü vardır. Bu bir üst kimliktir. Bu üst kimlik bizim benliğimizdir. Ben Laz da olsam benim, Çerkez de olsam benim, Arap da olsam benim, Kürt de olsam benim. Şu anda bizim örfümüz, adetimiz, geleneğimiz, Kürt kardeşimizinki ile ayrı mıdır? Ayrı değildir. Laz kardeşimizle, Arapla, Çerkesle ayrı mıdır? Kesinlikle ayrı değildir. Hepsi birdir. Onun için ben de bu millet birdir, diyorum. Zaten milletin böyle ayrı gayrı olma diye bir derdi yoktu. 'Biz Türküz' diyordu. Geçmişi ile, tarihi ile hepsi gurur duyuyordu. Ama birileri geldi bazı projelerini ortaya attı. Şimdi de birileri 'Türküm' demiyor da 'Türkiyeliyim' diyor. Bununla sen ne anlatmak istiyorsun. Yenilikçi akımın protokol sözleri bunlar. Türküm desen ne olur? Bu resmen 'ben şuyum, ben bu değilim' demenin açık alametidir. Bunun neticesinde ülke bölünme kavgasını başlatır. Biz Türk milletiyiz. Bunu da söylerken göğsümüzü gere gere söyleyeceğiz. Biz millet olarak tarihte adaleti, iffeti, namusu, adaleti, yardımı, hizmeti gaye edinmiş bir milletiz. Geçmişte hiç bir millet bizden zarar görmemiştir. Şimdi Ermenilerin propagandasına bakmayın. Türklerin zulüm yaptığını kimse iddia edemez. Böyle bir milletten olmak varken kalkıp sen 'ben buyum' diyorsun. Kapı komşusu olmak daha güzelmiş! Birbirlerine selam vereceklermiş! Senin dilini eşek arısı soksun. Bir aile olmak, bir bünye olmak, dirlik varken niçin ayrı olmak istiyorsun? Bunun ne faydası vardır. Birlikte rahmet, ayrılıkta azap vardır. Bir ve beraber olmak kayd ü şartıyla bizim çözemeyeceğimiz hiç bir problem yoktur." Prof. Dr. Haydar Baş, bu birliğin Leyla vü Mecnun örneğindeki gibi bir özellik taşıması gerektiğinin altını çizdi ve "bu kol İzmirlinin koludur" diyerek sözlerini bitirdi.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100