20 Şubat 2002 Çarşamba 00:00
223 Okunma
Zirvede yarışan ruhlar
Emre AKMAN

Cem'in özel çabaları ile gerçekleştirilen Avrupa Birliği?İslam Konferansı Örgütü'nün bir araya geldiği "Medeniyetler arası diyalog ve uyum" zirvesi öncesinde büyük gürültüler koptu.

Sanki bu zirve ile, dünyanın 11 Eylül 2001'den sonra girdiği "felaket çemberi"nden çıkacağı, ABD ve Avrupa'nın haçlı söyleminin yerini "diyalog ve uyum"a bırakacağı havası yaratıldı.

Birileri bu zirveyi İsmail Cem'in kimileri hilal, haç ve siyonist bayraklarla süslediği manşetlerle Fethullah Gülen'in zaferi, kimi zavallılar da Erbakan'ın zaferi olarak lanse etmeye çalıştılar.

Oysa yüzü aşkın doğulu ve batılı siyasetçinin liderlik, öncülük nutukları attıkları zirvenin gerçek senaristi sütre gerisinde kalmayı tercih etmişti.

Kölelere liderlik nutukları attıran gerçek senarist, Hitler'leştiğini sakınmadan söyleyen, yeni haçlı seferleri başlatan Amerika'ydı.

Evet, zirveye ne İstanbul ruhu, ne Cem ruhu, ne F. Gülen ruhu, ne de Erbakan ruhu demek doğru olurdu. Doğrusu ABD ruhuydu. Kucakla~|~şan bedenler Avrupa'ya, İslam ülkelerine aitti belki ama onların ortak ruhunu ABD oluşturuyordu.

Zaten siyasette sır tutamayan cin çocuk misali çok önemli sırları "her aferinden sonra" sızdıran İsmail Cem, ?birileri Avrupa ve İslam dünyasını Amerika'yı araya katmadan yüz yüze gelmesi çok önemli diye ahkâm kesmeye kalkıştığı anda? şöyle fısıldıyordu: "Amerika bize çok destek verdi."

Zirve, liderlerin birlikte çektirdikleri aile fotoğrafıydı. Derviş, Yılmaz, T. Erdoğan ve İ. Cem arasındaki kendini küresel efendilere beğendirme yarışında bu gösterişli çıkışla öne çıkan Cem, flaşlar patladıktan sonra "Amaç zaten bu fotoğrafı çekmekti" diyordu.

Kendisini tatmin için bu fotoğraf yeterli olsa bile zirvenin asıl amacı isminden belliydi. "Medeniyetler arası uyum."

ABD ve Avrupa 11 Eylül'den sonra adeta bir iş bölümüne gitmiş, iyi polis kötü polis rol dağılımı yapmıştı.

ABD gücünün yettiği farklı kültür ve uygarlıklar coğrafyasını şiddet yoluyla dönüştürecek, uyumlu hale getirecek.

Avrupa da iyi polis rolu oynayarak "bakın büyük abimiz sizi dövmeden, kendi rızanızla bizim uygarlığımıza uyumla hele gelin" mesajı verecekti.

Zirvede Alman Dışişleri Bakanı Fischer'in, "Müslümanlar, kadın anlayışları ve terör konusunda kendilerini sorgulamaya hazır mı?" diye sorgularken hiçbir "sözümona İslam ülkesi" Fischer'e şunu diyemedi: "Yahu biraz da siz kendinizi sorgulasanız. Terör terör diyorsunuz. Niçin bizi hedef alan kanlı terör örgütlerini terör listenize dahi almıyorsunuz? Bu terör hastalığının felsefesi de, ideolojisi de, finansman ve idaresi de Batı merkezli değil mi? İslam ile şiddeti özdeşleştiriyorsunuz. Gelin şu ikibin yıllık tarihi bir irdeleyelim. Yer yüzündeki kan ve gözyaşında İslam dünyasının mı Hıristiyan dünyasının mı dahli var?

İki dünya savaşında Bosna'da Kosova'da akan kanların sorumlusu kim?

Siz küresel medya ağlarınızla bu gerçekleri daha ne kadar ters yüz edebilirsiniz?

Birlikte yaşamak için hep biz mi kendimizi sorgulayacağız?

Bunu yapamadılar. Çünkü bunu yapmak demek "kölelikten efendiliğe terfi etmek" demektir.

Sömürülmekten zevk alacak kadar köleliği içselleştirmiş siyasî aktörlerden bunu beklemek onlara haksızlık olur değil mi?

Bu zirveye İ. Cem'in, F. Gülen'in, Yılmaz ve Derviş'in hatta son değişim atraksiyonlarından sonra Tayyip Erdoğan'ın sahip çıkmasını anlayabiliriz de Erbakan'ın dostlarının sahiplenmesine ne demeli?

Erbakan'ın ruhu diyenler bu mevzuya bir açıklık getirse iyi olur.

Ben Hoca'nın bu yaştan sonra Erdoğan ile "değişim" yarışına gireceğine inanmıyorum.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100