30 Eylül 2016 Cuma 15:08
847 Okunma
ABD TSK’yı cephede istiyor, Irak istemiyor

ABD'nin gündeminde Rakka ve Musul operasyonları var. Terör örgütü IŞİD'in merkezlerine bu ay içinde yapılması planlanan operasyonun ana amacı Kasım ayında yapılacak ABD başkanlık seçiminde Obama ile aynı partiden olan Demokrat Partili Hillary Clinton'a avantaj sağlamak.

ABD bu operasyonda Türk Silahlı Kuvvetleri'ni ve terör örgütü PYD - YPG'yi birlikte kullanmak istiyor. Bu konuda Ankara'ya dikkat çekici ziyaretler gerçekleşti. ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı Antony Blinken ve İngiltere Dışişleri Bakanı Boris Johnson Ankara'ya gelerek bu konuyu masaya yatırdı.

Irak, Türk askeri istemiyor

Kısa bir süre önce "PYD- YPG varsa biz yokuz" açıklamaları yapan Ankara'dan geri adım sinyalleri gelmeye başladı. Türkiye bir yandan operasyona zorlanırken bir yandan da 'buraya gelme' şeklinde tehdit ediliyor. Irak’ın Ankara Büyükelçisi Hişam El Alavi, "Musul'da Türk askeri istemiyoruz" dedi.

Türkiye'nin Başika kampındaki askeri varlığından duydukları rahatsızlığı tekrarlayan El Alavi, Türk askerinin Musul operasyonuna katılması konusunda, "Bunun Irak'ın veya bölgenin kesinlikle çıkarına olmayacağına inanıyoruz. Koalisyon tarafından verilecek bir hava desteğini memnuniyetle karşılarız. Dostlarımızın eğitim, istihbarat paylaşımı veya danışma konusunda verebileceği her şeyi memnuniyetle karşılarız, ama konu sahada askeri birliklere geldiğinde bunun bölgenin çıkarına olacağına inanmıyoruz" dedi.

Türkiye'ye Irak'tan bir uyarı da Başbakan Haydar İbadi'den geldi. Musul operasyonunun ‘güvenlik güçleri hazır olduğunda başlayacağını’ belirten İbadi, Türkiye Musul’u kurtarma operasyonuna katılmayacak.

Ankara’nın ülke içindeki güçlerini geri çekmesini talep ediyorum” dedi. İbadi geçtiğimiz hafta BM Genel Kurulu'nda yaptığı konuşmada da Türkiye'yi şikayet etmişti.

Konuşmasında Türkiye’nin Başika’daki askerlerinin IŞİD’le mücadeleyi engellediğini savunan İbadi, “Uluslararası toplumu Irak’ın egemenliğine destek vermeye ve saygı göstermeye çağırıyorum; Türkiye’den, Irak halkının reddetmesine rağmen Irak’ta bulundurduğu ve Musul’un özgürleştirilmesi yönündeki çabalara zarar veren güçlerini çekmesini istemeye çağırıyorum” demişti.

Türkiye işgalci konumuna düşebilir!

Türkiye, Suriye'de başlattığı Fırat Kalkanı Harekâtı’nı merkezi hükümetten izinsiz başlamıştı. Bu duruma tepki gösteren Suriye yönetimi Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Ban Ki-Moon ve BM Güvenlik Konseyi'ne bir mektup göndererek şikâyette bulunmuştu.

Rusya'dan da Türkiye'ye merkezi hükümetle ile koordinasyon içerisinde hareket edin mesajları gelmişti. Suriye’de yaşanan bu sıkıntının Musul'da da yaşanması durumunda Türkiye'nin daha büyük bir tepkilerle karşı karşıya kalabileceği ifade ediliyor.

Türkiye'yi daha önce Başika'daki askeri varlığından dolayı BM'ye şikâyet eden Irak'ın Musul operasyonuna TSK'nın illegal bir şekilde katılması durumunda yeniden harekete geçebileceği ifade ediliyor.

Böyle bir durumda Türkiye'yi operasyona zorlayan ABD'nin de Türkiye'yi yalnız bırakabileceği belirtiliyor. Böyle bir durumda ABD planları doğrultusunda katılacağı bir operasyon nedeniyle dünya nezdinde işgalci konumuna düşecek Türkiye, uluslar arası mahkemelerde de davalarla yüzyüze kalabilir.

Lozan tartışması maksatlı mı?

Türkiye Suriye'den sonra Irak batağına da çekilmek istenirken Ankara ABD'nin Musul ve Rakka operasyonuna katılma sinyalleri veriyor. Böyle bir ortamda gündem ise suni tartışmalarla meşgul ediliyor.

Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın başlattığı Lozan tartışmasının amacının da Irak ve Suriye konusunda atılacak adımlara kamuoyundan gelebilecek tepkileri başka bir yöne kanalize etmek olduğu yönünde değerlendirmeler yapılıyor.

Erdoğan'ın daha önce defalarca övgüyle bahsettiği Lozan'ı bu sefer yerden yere vurmasının gündem değiştirme amaçlı taktik bir hamle olduğu belirtiliyor.

Kurtulmuş’tan Suriye itirafı

Ankara'nın Suriye'de yaptığı hataları tekrarlaması durumunda Türkiye'nin yeni ve daha büyük sıkıntılarla başbaşa kalabileceği ifade ediliyor. Yeni bir mülteci akımı, Irak'tan gelecek yeni terörist saldırılar ve zaten kriz içerisinde olan ekonomiye gelecek yeni yükler bu sıkıntılardan sadece bir kaçı.

Hükümetin Suriye politikasında yaptığı yanlışlar Türkiye'nin başına büyük belalar açmıştı. Bu durum önceki gün Basın İlan Kurumu tarafından düzenlenen bir programda konuşan Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş tarafından şu şekilde itiraf edilmişti: "Maalesef Türkiye olarak da bizim tek başımıza orada bir çözüm üretme imkânımız yoktu, biz de kalıcı bir çözüm üretemedik. Dolayısıyla eğer Suriye'deki bu siyasi istikrarsızlık olmasaydı bugün DAEŞ diye bir örgüt olmayacaktı. Eğer Suriye'deki bu siyasi istikrarsızlık olmasaydı, Suriye'nin kuzeyinde neredeyse bölgenin tamamını kantonlar üzerinden ele geçirmiş olan PYD/YPG unsurları olmayacak, bugün Türkiye'de karşı karşıya kaldığımız hendek siyasetiyle, çukur siyasetiyle karşılaşılmayacak, birileri Türkiye'deki şehirleri işgal etme cesaretini ve niyetini kendinde bulamayacaktı. Suriye politikası bu şekilde bir çıkmaza girmiş olmasaydı İstanbul'da, Ankara'da, Gaziantep'te, Elazığ'da bombalar patlamayacaktı. Hatta Türkiye bölgedeki birtakım güçlerle, örneğin Rusya ile bir yıldır devam eden gerilimin içerisine girmeyecekti. Türkiye, İran ile birçok konuda anlaşmazlık yaşamayacaktı ve belki Fethullahçı Terör Örgütü, ortamın bu kadar rahat olduğunu görüp Türkiye'de bir darbe teşebbüsüne kalkışmayacaktı. Türkiye 3.5 milyon Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapıyor. 15 milyar dolara yakın para harcadı. Türkiye'nin bazı şehirlerinin sosyolojik yapısı değişti."



Son Güncelleme: 01.10.2016 13:13
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100