Bu haber kez okundu.

Bütün krizlerin müsebbibi kapitalizmdir

Bütün insanlık 250 yıldır dünyada uygulanan iktisat ilminin uygulamalarından çektiğini hiçbir şeyden çekmemiştir. Oysa biz insanlar olarak çok şey mi istedik. Hayır, biz Allah'ın sonsuz nimetlerle donattığı ve kulunun rızkına kefil olduğu bu dünyada, kimseye muhtaç olmayacak kadar aş ve iş istedik. İnsan olarak en doğal hakkımız olan onurlu yaşam hakkı, aslında her sosyal devletin anayasal güvencesi altında olmalıdır.

Maalesef dünyada uygulanan serbest piyasa ekonomileri, bırakın her bireye ekonomik bağımsızlık sağlamayı, insanlığı açlığa, sefalete, yoksulluğa,  yolsuzluğa, hırsızlığa, kan ve gözyaşına mahkûm etmiştir.

Bugün dünyanın içinden çıkamadığı, çözemediği sorunların başında; işsizlik, enflasyon, iç-dış borçlar, yoksulluk, gelir dağılımındaki adaletsizlik, küreselleşmenin zararları, gelişmiş ülkelerle gelişmekte olan ve geri kalmış ülkeler arasındaki makasın giderek açılması gelmektedir. Yapılan ampirik çalışmalar sonucunda, elimizde bulunan ekonomik dünya verileri analiz edildiğinde, sorunların kaynağının kapitalizm olduğu gerçeği ortaya çıkmaktadır. Bu veriler aynı zamanda kapitalizmin çözüm noktasında yetersizliğini ve başarısızlığını da ispat etmektedir.

Dünyada çıkan bütün küresel krizler, uygulanan ekonomi modellerinin kaçınılmaz bir neticesidir. Krizlerin doğurduğu her türlü faturayı, bireyler, hane halkları, emek ve üretim ortaya koyan reel sektör şirketleri ödemek zorunda kalmıştır. Her küresel krizden sonra insanlık biraz daha fakirleşmiş, şirketler iflas etmiş, işsizlik patlamış ve borçlar artmıştır.

Bu krizlerden kazananlar, parayı elinde bulunduran ve yöneten küresel güçler olmuştur. Çıkan veya çıkartılan her kriz, onların dünyayı tek merkezden idare etmek için geliştirdikleri küreselleşme projesine ve dünyayı yeniden dizayn etmelerine hizmet etmektedir.

Dünya kapitalizmin boyunduruğu altında

Küresel güçler, kendilerinin inşa ettiği kapitalizm ile bütün insanlığı ideallerine hizmet ettirmektedirler.

Örnek olarak 1873’de ABD’de çıkan ve dünyayı etkileyen ilk küresel kriz; Üretim fazlası, talep daralması nedeniyle meydana gelmiştir. Krizi fırsata çeviren küresel güçler ise batan bankaların, fabrika ve reel sektör şirketlerinin yeni sahipleri konumuna gelmiştir.

24 Ekim 1929 ABD’de baş gösteren ve kısa bir sürede bütün dünyayı etkisi altına alan Büyük Bunalım (Big Depression), kara Perşembe krizi olarak tarih kayıtlarında yerini aldı. Bu büyük kriz ABD borsanın dibe vurması nedeniyle meydana gelmiştir.

1926 yılında gayrimenkullerde, 1929 yılı başında ise otomobil sektöründe başlayan durgunluk ABD’de büyümeyi sekteye uğratmıştı. 1928’de ABD Merkez Bankası faiz oranlarını yükselterek piyasalara yeniden istikrar getirmek istediğinde, denizaşırı yatırımlarda kullanılan büyük meblağda sermaye, diğer ülkelerden çıkarak yerel holdingleri şişirmek için hızla Amerikan piyasasına geri döndü. Hisse senetlerinden başka finansal araç olmadığı için bu para Wall Street’e akmış, talep artışı beraberinde fiyat artışını tetiklemişti.

Borsa dünyasında çok doğru bir söz vardır “Borsada beklentiler satın alınır, gerçekler satılır” diye, tam da böyle oldu. Beklentiler öyle yükseldi ki 1,5 milyon borsa yatırımcısının 600 binini %10 faizle kredi alanlar oluşturuyordu. Amerikan borsası her an patlayacak balon gibi şişmişti. Kredi veren bankalar borsanın aşırı yükselmesi karşısında bir an kuşkuya düşünce açıl ödeme talimatında bulundular. Bunun üzerine yatırımcılar ödeme yapmak için ellerindeki kâğıtları satmaya başladılar.

Diğer taraftan Bank of England’ın iskonto oranlarını yükselterek Avrupa fonlarını kendine çekmesi de Wall Street’te satış dalgasının başlamasına neden oldu.

Borsa balonu patladı ve 22 günde sanayi endeksi %40 düştü. Yatırımcı bir haftada tam 300 milyar dolar kaybetti. Bu büyük ekonomik bunalım bütün dünyayı etkilemişti. Sayısı belli olmayan gizli kısmi işsizler bile hesaba katılmadan 1932’de Almanya’da faal nüfusun % 17.2’si, ABD’de 23.5’i, İngiltere’de % 13.1’i işsiz kalmıştı.

Topraklarını terk etmek zorunda kaldılar

Çoğu zaman çiftlik kirasını ve aldığı borcu ödeyemeyen çiftçiler topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. Çünkü tarımsal üretimdeki gerileme %60’ları bulmuştu. ABD’deki yersiz yurtsuz insanların sayısı 200.00’i aşmıştı. 1932 yılında New York Times gazetesi ailelere “ucuz kalori, protein, mineral, tuzlar ve gerekli vitaminleri elde etmek için ekmek ve sütle yetinmelerini” öğütlüyordu. Fakat ekmek ve süt elde etmek için de çalışmak zorunluydu. Oysa göğüslerine astıkları afişlere, “haftada 1 dolara çalışmaya hazırım” yazan işsizler bile iş bulmakta zorlanıyordu. 1929 krizinden en çok akılda kalan kareler ise kelli felli insanların geçinebilmek için elma satmaları, üç-beş kuruş için son derece onur kırıcı dans maratonlarına katılmak zorunda kalmaları ve binlerce işsizin belediyelerin verdiği bir tas çorba için sıraya girdikleri uzun kuyruklardı.

Bu krizden kazananlar yine finansı elinde bulunduran, krizlerden beslenen küresel güçler olmuştur. 1,5 milyon yatırımcı bir haftada 300 milyar dolar kaybederek iş hayatından silinirken, üç-beş küresel güç 300 milyar doların yeni sahibi olmuştu.

1973’de başlayan petrol krizi insanlığı aynı anda hem işsizliğe hem de pahalılığa (stagflasyon) mahkûm etmişti.

2007 tarihinde Amerika’da başlayan ve 2008’de bütün dünyaya yayılan finans krizi: Ev sahibi olmak için aldıkları kredileri geriye ödeyemeyen insanla evlerinden olmuş, verdikleri kredileri geriye toplayamayan bankalar ise batmıştır. Bankalara para satan küresel güçler bu krizin yine kazananı olmuştur.

Ekonomik durgunluğa (resesyon), enflasyona, işsizlik ve pahalılığın aynı anda yaşanmasına (stagflasyon) insanlığı mahkum eden kapitalizm; finans, döviz, reel sektör, petrol, bankacılık gibi bir çok krizlerin de müsebbibidir.

‘Küreselleşmenin alternatifi yok’ yalanı

Küresel hâkim güçler, bütün bunları insanlığa küreselleşmenin ne kadar iyi bir şey olduğu ve alternatifinin olmadığı masallarını anlatarak gerçekleştirdiler.

Günümüzde ekonomik açıdan küreselleşmeyi yöneten üç ana kurum, ABD'nin öncülüğünde kurulan IMF, Dünya Bankası (DB) ve Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ) gibi kuruluşlardır.

Yoksullukla mücadele için kurulmuş olan Dünya Bankası, küresel istikrarı korumak için kurulmuş olan IMF, uluslararası ticareti yönetmek için kurulmuş Dünya Ticaret Örgütü gibi kuruluşlar amaçlarının çok uzağında politikalar yürütmektedirler. Bu kuruluşların gayesi, amaçları belirlenen hedefleri gerçekleştirmekse, çok net olarak ortaya koyabiliriz ki bunlar başarısız olmuşlardır ve dünyadaki ekonomik sorunların baş müsebbibidirler.

Bugün zengin ile yoksul arasındaki uçurum daha da artmıştır. 1960 yılında dünyanın en zengin yüzde 20'si ile en yoksul yüzde 20'si arasındaki gelir uçurumu 1/30 iken bu oran 1990 yılında 1/60'a, 2000 yılında ise 1/75'e yükselmiştir. Son 10 yılda sanayileşmiş ülkelerdeki yüksek ücretliler grubunun gelirlerinde daha da artış yaşanırken, daha fazla sayıda aile sosyal güvenceden mahrum kalmış, ücretleri gerilemiş ve daha da yoksullaşmıştır. 

Küresel istikrarı korumak için kurulmuş olduğu iddia edilen IMF, kurulduğu günden bu tarafa yüzden fazla ülkede kriz çıkmıştır. Dünya Bankası yoksullukla mücadele yapmak için kurulmuş olduğu ifade edilmesine rağmen, bugün hala dünya nüfusunun yüzde 45'i günde 2 doların altında bir gelirle hayatlarını sürdürmektedir. Diğer taraftan zengin ve fakir ülkeler arasındaki makas açılmaya devam etmekte, fakir ülkeler giderek daha da fakirleşmekte, zengin ülkeler daha da zenginleşmektedir.

Kendilerinin kurduğu Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) gibi kuruluşların, dünyadaki yoksullukla ilgili yayınladığı bazı raporlar ve Dünya Bankası'nın, gelişmemiş ülkelerin daha da yoksullaştığıyla ilgili itirafları, bu kuruluşların başarısız olduklarını ortaya koymuştur. Aynı zamanda ulusal (milli) devletlere dayatılan küreselleşme masalının içyüzünün ne olduğu gerçeği de ortaya çıkmıştır.

Bu kuruluşlar, küresel güçlerin ülkeleri ekonomik olarak işgal etmek için kullandıkları vasıtalardan başka bir şey olmadığı anlaşılmıştır.

Örneğin Gana; 2006 yılında IMF tarafından ithal gıda maddeleri üzerindeki gümrük vergilerini kaldırmaya zorlandı. Sonuçta, Gana AB ülkelerinin iç pazarı olurken yerel çiftçiler açlığa mahkûm edildi.

Zambiya ise yine IMF tarafından 140 firmadan oluşan yerel hazır giyim sanayisini korumaya yönelik gümrük duvarlarını kaldırmaya zorlandı. Ülkeye ucuz ve kalitesiz tekstil ürünleri doluşunca Zambiya'da 8 firma hariç bütün firmalar kapandı, işsizlik patladı.

1990'lı yılların başında, IMF’nin kabul ettirdiği "yapısal ayarlama" programı uyarınca hububat ithalatına getirilen gümrük indirimi sonucunda Peru, yılda 40 milyar dolarlık destek alan Amerikan çiftçisinin pazarına dönüştürüldü. Perulu çiftçiler hububat üretiminden çıkmak zorunda kaldılar. Kokain üretiminin ana maddesi olan koka ekmeye mahkûm edildiler. (devamı yarın) 

(Bu metin, Harun Kayacı’nın, 9 Ekim’de İstanbul’da yapılan Milli ve Dini Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler Sempozyumu’nda yaptığı konuşmadır).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.