Bu haber kez okundu.

Diyalog, din kisveli işgal projesidir

Dinlerarası Diyalog, Papalık Konseyi Misyonu’nun bir parçası olduklarını 1998’de deklare eden FETÖ ve 27 Aralık öncesine kadar onlarla kol kola bu misyonu yürüten siyaset, Diyanet, cemaat ve cemiyetlerin yutturmaya çalıştıkları gibi, Müslümanlar ile diğer inanç sahipleri arasında tanışma, görüşme, konuşma ve beşeri münasebetler kurma değildir.

Dinlerarası Diyalog, Vatikan Din Devleti’nin resmi bir kurumudur.

Hedefi, sekreteryası, bütçesi, kurumları ve elemanları bulunan bir Papalık misyonudur.

Amerikan, Vatikan ve Haçlı dünyasının ortak ve son asrın en yaygın teo-politik küresel sömürge projesidir.

II. Vatikan Konsili’nde alınan kararlar gereği Papa VI. Paul, 19 Mayıs 1964’te Hıristiyan Olmayanlar Sekreteryası’nı (Secreteriat poun les non–Chrestiens) kurmuştur.

1988’de bu kurum, “PCID: The Pontifical Council For Interreligious Dialogue” adıyla yenilenmiştir…

Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin hiçbir ferdinin, hiçbir kurum veya cemiyetinin, Vatikan Din Devleti’nin Dinlerarası Diyalog kurumuna hizmet etmesi, onların memuru gibi çalışması yahut taşeronluk yapmasının, dinde, hukukta ve de geleneklerimizde yeri yoktur.

Bu bağlamda sempozyumumuzun da adı olan “Dini ve Milli Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler” adlı muhteşem eserin müellifi Prof. Dr. Haydar Baş Hocamız, ta 1997’li yıllardan bu yana, ülkemizdeki oryantalist akımlara ve Diyalog furyasına kapılanları uyarmaya, hakkı ve hakikati anlatmaya; dini bütünlüğümüzün hakikatte milli bütünlüğümüzün teminatı olduğunu haykırmaya devam etmiştir.

7 Şubat 1998’te yazdığı tarihi bir mektupla Fetullah Gülen’e doğruları hatırlatmış, yanlış istikametten sakındırmıştır.

Bu süreçte maalesef ülkemizdeki siyaset, cemiyet, cemaat ve STK’lar Gülen’in safında yer almış; FETÖ ile birlikte toplumun da batağa saplanmasını hızlandırmışlardır.

‘Papalık misyonunun bir parçası’

Bugün FETÖ lideri diye anılan Gülen, Vatikan eksenli ve Papa VI. Paul tarafından başlatılan diyalog misyonunu benimsediğini ve bu uğurda hizmete talip olduğunu bizzat Papa II. John Paul’a sunduğu o ünlü mektubunda şöyle belirtmiştir:

“Pek muhterem Papa cenapları, ... Papa 6. Paul Cenapları tarafından başlatılan ve devam etmekte olan Dinler arası Diyalog için Papalık Konseyi (PCID-The Pontifical Council For Interreligious Dialogue) misyonunun bir parçası olmak üzere burada bulunuyoruz. Bu misyonun tahakkuk edişini görmeyi arzu ediyoruz. En aciz bir şekilde hatta biraz cüretle, bu pek kıymetli hizmetinizi icra etme yolunda en mütevazı yardımlarımızı sunmak için size geldik...”

-M. Fethullah Gülen/Rabb’in aciz kulu/9 Şubat 1998- (Hocaefendi’den Papa’ya mektup, 10 Şubat 1998, Zaman Gazetesi; http://arsiv.aksiyon.com.tr/arsiv/167/).

Dünyada Vatikan arşivlerine girebilmiş nadir kimselerden biri olan ve 17/25 Aralık'tan bir ay önce 18 Kasım 2013’te vefat eden Aytunç Altındal, 21 Şubat 1998'de şunu açıklıyor:

Papa 2. John Paul, Vatikan'ın “gizli” hizmetinde çalışan ve fakat kendi ülkesinde kimliğini gizleyen başka dine mensup iki kişi şu anda Vatikan'da kardinal yapılmış bulunuyor. Fetullah Gülen’i işaret ediyor. (Papa’nın gizli kardinalleri, 23 Mayıs 1998, Yeni Şafak).

Yeni Mesaj gazetemizin Başyazarı Muharrem Bayraktar, 31 Temmuz 2004 günkü “O adam gizli kardinal mi?” başlıklı yazısıyla, Müslümanları ikaz ediyor.

Diyalog’un amacı; Müslümanları Hıristiyan yapmaktır

Gülen’in ziyaret ve biat ettiği Papa II. Jean Paul, 1991’de diyalogun hedefini "Redemptoris Missio/Kurtarıcı Misyon)" genelgesinde şöyle ilan etmiştir:

“Dinlerarası Diyalog, Papalık’ın, insanları Kilise’ye döndürme amaçlı misyonunun bir parçasıdır… Bu misyon aslında Mesih'i ve İncil'i bilmeyenlere ve diğer dinlere mensup olanlara yöneliktir.” (John Paul II, Redemptoris Missio, Libreria Editrice Vaticana, Roma–1991, s. 55; Redemptoris Missio, Encylical Letter of Pope John Paul II On the Permanent Validity of the Church’s Missionary Mandate December 7, 1990). Yani, Diyalog projesinde amaç, 1973’te Dinlerarası Diyalog Sekreterliğe getirilen Kardinal Rosanno’nın altını çizdiği üzere, insanları küresel çapta Hristiyanlaştırmak, kilisenin kapısına demirletmektir. (Rosanno, P., The Secretariat For Non–Cristian Religions From the Begginings to the Present Day: History, Ideas, Problems’, Bulletin XIV/2–3, Roma–1979, s. 90-92).

Nitekim Papa II. J. Paul, Gülen’in ziyaretinden bir yıl sonraki Noel konuşmasında Vatikan’ın-Papalık’ın hedefini ahmakların bile anlayacağı açıklıkta ortaya koymuştur:

“Birinci bin yılda Avrupa Hıristiyanlaştırıldı. İkinci bin yılda Amerika ve Afrika Hıristiyanlaştırıldı. Üçüncü bin yıl ise Asya’nın Hıristiyanlaştırılma zamanıdır!”

Vatikan’ın diyalog projesindeki küresel teo-politik hedefi ile Amerika ve İngiltere’nin küresel sömürü projesindeki hedefi ortaktır. Aynı madalyonun yüzleridir. Dinlerarası Diyalog, din kisveli işgal ve sömürü projesidir.

Hicaz-Mezopotamya, Mısır ve Anadolu sahasında görevli İngiliz istihbaratçısı, Huntington’ın 1990’larda seslendirdiği Medeniyetler Çatışması tezinin tohumlarını 1950’larda eken, Lozan ve Paris görüşmelerinde delege olan propagandist tarihçi Arnold Joseph Tonybee,  1960’larda, işgal ve sömürgeci güçlerin başı Amerika’ya şu çarpıcı tavsiyeyi yapmaktadır:

“Güney Müslümanlığı (Fas’tan Hicaz bölgesine) bizim için tehlike olmaktan çıkmıştır. Bir şeyh satın alır, hepsini yönetirsiniz. Bizim için Kuzey Müslümanlığı (İstanbul’dan Buhara’ya uzanan Türk bölgesi) tehlikelidir. Bunlar, ilim ve hikmetle barışıktır. Dolayısıyla her zaman Atatürk gibi bir asi çıkarabilir. Önlemi şimdiden alınmalıdır.”

Tonybee’ye göre, Amerika ve Haçlı için tehlikeli olan Türk bölgesindeki Kuzey Müslümanlığı, Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın Türk milletinin hamurkârı olduklarını hatırlattığı Ehl-i Beyt İslam’ı ve Horasan erenlerinin iman ve maneviyatıdır.

Bu bakımdan 3. bin yılda Dinlerarası Diyalog, Toynbee’nin “acil önlem alınmalı” ikazını da dikkate alarak Amerikan-Vatikan lobilerinin işte bu Türk hinterlandındaki Ehl-i Beyt İslam’ına yönelik aldıkları geniş çaplı önlem ve işgal projesidir.

Bu gerçeği böyle idrak etmeyenler, söz konusu projenin ahmak, gönüllü yahut bedelli elamanı olmaya mahkûmdur.

‘Dinlerarası Diyalog, Deccal fitnesidir’

Nitekim Dinler arası Diyalog fitnesi, Avrupa’daki gurbetçilerimizin gönül dünyalarından Türkiye’ye, Türki Cumhuriyetler’den Asya’ya uzanan geniş coğrafyada FETÖ ve onunla kol kola bugünlere gelen İslamcılar maharetiyle yutturulmuştur.

Dinlerarası Diyalog, Prof. Dr. Haydar Baş hocamızın deyimiyle, Müslümanlar eliyle yutturulan Deccal fitnesi ve zokasıdır.

Maalesef Türkiye ve İslam dünyasında Milli Görüş’ten FETÖ’ye, cemaatlerden tarikatlara, diyanetinden siyasetine, hacısından hocasına geniş ve yaygın kesimler, kıratlarına göre bu Diyalog fitnesinin taraftarı, tezgâhtarı yahut taşeronu oldular.

Aynı çevreler, Amerika ve Vatikan sözcülüğü yaparak, Türk-İslam mirasını, “tevhidin merkezi Ehl-i Beyt’tir” diye formülize eden Prof. Dr. Baş’ı da hedef tahtasına oturttular.

Özel planlı fitne ve diyalog tezgâhı Türkiye’de özenle açıldıktan sonra…

Kelime-i Tevhid’den Hz. Muhammed çıkartıldı.

Yegâne hak din olan İslam, sair muharref akideler ve inançlarla eşleştirildi.

Hz. Muhammed’in âlemlere rahmet olması askıya alınarak, Medine dönemindeki Hristiyanların seslendirdiği ve Kur’an’ın bâtıl ilan ettiği “İbrahimî dinler” adresi yeniden türetildi.

Gönüllerden, zirvesi Resûlullah olan Ehl-i Beyt İslam’ı çekildi gitti; Muaviye’nin saltanat dini, Vatikan İslam’ı, Amerikan İslam’ı, işgalcileri gül buketleriyle karşılayan Ilımlı İslam, kalplere ikame edildi.

İbrahimî din batılında buluşarak Hıristiyan ve Yahudilerle ittifak ve kardeşlik tesis edenler, Libya’dan Suriye’ye, Irak’tan Yemen’e uzanan gönül coğrafyamızda Ehl-i Beyt sevdalısı Müslümanlara ABD ve Haçlı safında yer alarak savaş açtılar. Amerika ve Avrupa’ya gönüllü eleman ve Haçlıya asker oldular.

Böylece ülkemiz, bölgemiz ve İslam dünyası kan gölüne döndü.

Bu savaş ve cehennemden kurtulmanın yolu, kendi medeniyetimize, birlik, kimlik ve hamurumuzun yoğuran Ehl-i Beyt İslam anlayışına dönmektir.

Yani Ehl-i Beyt soylu Gazi M. Kemal Atatürk’ün yok olmuş bir imparatorluğun küllerinden koca bir devlet ve Cumhuriyet çıkartan imanına ve Ehl-i Beyt İslam’ına tam çark etmektir.

Prof. Dr. Baş’ın hayatıyla, ilmiyle, irfanıyla yaşadığı ve yeşerttiği İslam da budur.

Milli ve dini bütünlüğümüzün sağlanması ve toplumsal kalp körlüğünün gitmesi de ancak bu Ehl-i Beyt İslam’ıyla mümkündür.

Yoksa ne Muaviye’nin saltanat dini, ne de Amerika ve Vatikan’ın Dinlerarası Diyalog mayalı Ilımlı İslam’ı kalpleri körlükten, ülke ve bölgemizi cehennemden kurtarmaz; daha beter eder.

 

(Gazeteci yazar Mehmet Emin Koç’un bu sunumu, İstanbul’da gerçekleşen Milli ve Dini Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler Sempozyumu’nda yapılmıştır).

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.