Bu haber kez okundu.

Dünya Milli Ekonomi Modeli’ne muhtaç
 (dünden devam…)
Başta bizim ülkemiz olmak üzere bu ve benzeri diğer bütün ülkeler, Dünya Bankası tarafından borçlandırılır, eş zamanlı olarak IMF’nin ekonomik istikrarın sağlanması hikâyeleriyle yaptırımlara maruz bırakılır. Süreç ülkelerin ekonomileri küresel güçlere teslim edilerek tamamlanmış olur. Bundan sonra sıra sırası gelen ülkeye gelmiştir.
Bir ülkenin, bir devletin ekonomisini çökertmek, işgal edip ele geçirmek için Dünya Bankası, IMF ve DTÖ’nün ayrı ayrı fonksiyonları vardır.
Dünya Bankası’nın borçlandırarak kontrol ettiği ülkeyi, borcunu ödeyemez duruma getirmesi onun başarısıdır. IMF’nin başarısı ise borcunu ödeyebilecek hiçbir değeri kalmayan ülkelere yaptırımlar uygulayarak o ülkenin işgalini sağlamaktır. Dünya Ticaret Örgütü ise küresel güçlerin uluslararası ticaretlerini istedikleri şekilde yapmalarını sağlamaktır. Bir ülkenin ekonomik olarak işgali bu kuruluşlar tarafından adım adım gerçekleştirilir:
Ulusal Devletlerin milli paralarını basma yetkisi engellenir. 
Milletin kendi aralarında kullandıkları, ceplerinde taşıdıkları milli para, alınan döviz borcu karşılığında basılarak piyasaya sürülmesi sağlanır.
Kendi paralarının, o ülkenin milli parası gibi iç piyasada serbestçe dolaşımı sağlanır.
Milli devletlerin veya şirketlerin ihtiyaç duyduğu finansı, küresel güçler tarafından kredi vererek karşılanır. Dolayısıyla yerli emek ve üretim karşılığında ihtiyaç duyulan finans borçlanarak elde edilmiş olur.
Özelleştirme özendirilip, önündeki tüm engelleri kaldırılarak küresel güçlerin o ülkenin en karlı şirketlerini satın alması sağlanır.
Yabancılar için toprak satın almak, gayrimenkul sahibi olmak ve madenleri işletmek için gerekli yasal düzenlemeler yaptırılır.
Küresel güçlerin Milli devletlerden kazandıkları serveti en imtiyazlı şekilde, en az,  mümkünse hiç vergi ödemeden yurtdışına transferinin yasal zemini hazırlanır.
Bütün bu adımlar gerçekleştikten sonra artık o ülke, küresel güçlerin yönettiği emperyalist devlet tarafından ekonomik olarak işgal edilmiştir. Böylelikle o devlet; İktidarları belirlemek, gerek duyduğunda cezalandırmak, terör çıkartarak toplumsal barışı bozmak, ekonomik kriz çıkartarak o ülkeyi kaosa sürükleyip bölüp parçalamak ne istiyorsa onu yapmak gücüne erişmiş olur. 

Milli Ekonomi Modeli’nde para

Kapitalizm bütün bunları paraya getirdiği tanımla ve parayı kontrol ederek gerçekleştirmektedir. 
Bu yüzden bütün dünya devletleri, Milli Ekonomi Modeli’nin getirdiği para tanımına muhtaçtır ve insanlık o paranın uygulanmasının hasretini çekmektedir. 
Milli Ekonomi Model’inde para bir sömürü veya manipülasyon aracı değildir. MEM’de para; Bazen emek ve üretimin karşılığı veya emeği ortaya çıkaracak tahrik unsuru olarak kaşımıza çıkar. Bazen de devletlerin senyoraj geliri olarak, potansiyel kaynaklarını açığa çıkaracak unsur olarak görürüz onu. Başka bir yerde karşımıza tüketimi en büyük kaynak yapacak unsur olarak da karşımıza çıkabilir.
Her bir bireyin ve devletlerin ekonomik bağımsızlıklarını kazanabilmelerini, devletlerin borçlanmadan büyüyebilmelerini, gelir dağılımında adaletin sağlanabilmesi için sosyal devlet projelerinin uygulana bilirliğini, tam istihdamın sağlanmasıyla işsizliğin tarih olmasını sağlayan Milli Ekonomi modelindeki para tanımı bir devrin kapanmasına yeni bir dönemin, yeni bir çağın doğmasına vesile olmuştur. 
MEM’deki Para tanımının daha iyi anlaşılması adına mevcut uygulamaları incelersek şunları görürüz. AB devletlerinin ortak paraya geçerek yerli emek ve üretimleri karşılığında kendi senyoraj gelirlerinden vazgeçmeleri, birliğe üye ülkelerin borçlanmasına, ekonomilerinin batmasına ve birliğin dağılmasına sebep olmuştur. Oysa Milli Ekonomi Modelinde, milli paranın üretilmesinin en önemli ayağı olan senyoraj geliri, borçlanmayı engelleyen, büyümeyi sağlayan temel unsurlardandır. Bu temel ölçünün dışına çıkan Avrupa Birliği devletlerinin son durumuna bakalım.

Prof. Dr. Haydar Baş’ın bütün öngörüleri çıktı

Yerli emek ve üretimi karşılığında kendi senyoraj gelirini üretip devreye koyma yerine, AB Merkez Bankasına borçlanmayı tercih eden Yunanistan, bütün ekonomik parametrelerinin bozulmasına neden olmuştur. 
Yunanistan’ın EURO öncesi kamu borcu 150 milyar euro, büyüme oranı 5.3, bütçe açığı/GSYİH 2.9, faiz oranı 3.67 iken EURO sonrası kamu borcu 300 milyar euro, büyüme oranı –1, bütçe açığı/GSYİH –32.2, faiz oranı 5.74 olmuştur. Bu değerler Yunanistan battığının göstergesidir.
Yunanistan’ın içine düştüğü ekonomik bunalımı, İrlanda, Portekiz, Fransa, İtalya da yaşamaktadır. AB’nin en büyüğü Almanya’nın ise kamu borcunun beklentilerin çok üstünde artığını, İngiltere ise AB’den ayrıldığını görüyoruz.
AB topluluğunun 2002 yılında resmi olarak, EURO ortak paraya geçişi; başta AB devletleri olmak üzere, Türkiye ve bütün dünyada bayram havasında kutlanmıştı. O yıllarda gerekçelerini ortaya koyarak “Ortak para AB’nin dağılmasına ve ekonomilerinin batmasına neden olacaktır. Göreceksiniz AB topluluğu 10–15 sene içerisinde çözülmeye, dağılmaya mahkûmdur” ifadesiyle farklı tek ses Prof. Dr. Haydar Baş’tan çıkmıştı ve tarih onun haklılığına bir kez daha tanıklık ediyordu.
Netice olarak AB devletleri 10–15 yıl sonra Prof. Dr. Haydar Baş’ın öngörüleri ile yüzleşmek zorunda kalmış, acı gerçekleri yaşayarak öğrenmiştir ve bu öngörüden hareketle yüzlerini Haydar Baş’a çevirmezlerse, çok daha acı gerçeklerle karşı karşıya kalacaklardır. 
İnsanlık artık yaşadığımız ekonomik sorunların, krizlerin kaynağı olan serbest piyasa ekonomisinden, Kapitalizmden umudunu kesmiştir. Dünya halkları, dünya devletleri yeni bir sistem arayışına girmiştir. İnsanlık yeni bir fikre, yeni bir sisteme, yeni bir ekonomi modeline gözünü çevirmiştir.
Mazlumun hakkını verecek, zalimin haksız kazancının önünü kesecek, işsiz olana iş, aşı olmayana aş olacak, devletlerin borçlanmadan büyümesini sağlayacak, gelir dağılımındaki adaletsizlikleri sosyal devlet projeleriyle ortadan kaldıracak olan; İnsanlığın hasretle beklediği, özlediği bu yeni ekonomi sistemini ortaya koymak bir Türk oğluna Prof. Dr. Haydar Baş’a nasip olmuştur.
Milli Ekonomi Modeli’nin merkezinde insan vardır. Devlet ve bütün ekonomik unsurlar o insana hizmet eder. Onun için bireyden, bireyin tüketim kabiliyetinden, bireyin ekonomik bağımsızlığından yola çıkarak, çevreye saygılı, tüketimi önceleyen bir sistemdir MEM. 
Prof. Dr. Haydar Baş İktisat ilmine yeni bir felsefe, yeni bir bakış açısı getirmiştir. Bir başka ifadeyle iktisat ilmi O’nun la ilk defa doğru olarak inşa edilmiştir. 
Bu nedenle Prof. Dr. Haydar Baş’ın tezi olan MEM, 4 milyar insan tarafından kabul görmüş, devletlerin ekonomik bağımsızlıklarının yeniden kazanılmasının adresi olmuştur. Sömürüye, emperyalizme başkaldırmanın haklı kalesi olmuştur. İnsanların emekleri, gözyaşları, kanları, toprakları, zenginlikleri üzerinden imparatorluk kurmuş; zalim, acımasız, emperyalist güçlerin sonunu getirmiştir, getirmeye de devam edecektir. 
Milli Ekonomi Modelinin paraya getirdiği tanımdan dolayı küresel güçler, kâğıttan imparatorluklarının kendi başlarına yıkılacağını ve altında kalacaklarını hissetmeye başladılar. Korku ve paniklemelerinde haksız da sayılmazlar. Haydar Baş rüzgârının önünü kesemiyorlar. Bir bakıyorsun Rusya’dan, Çin’den, Hindistan’dan, Brezilya’dan, G. Afrika’dan esiyor. Bir bakıyorsun AB devletlerinde yıldızı yükselen siyasi partilerle esiyor.
Mazlum milletlerin, sömürülen devletlerin, en zengin kaynaklar üzerinde yaşamalarına rağmen en fakir halkların nefesiyle esiyor.

Bu rüzgâr her yerde esecek

Bu rüzgârın önünde hiçbir irade duramaz. Bayrak bir kere rüzgârla buluşmuştur, dalgalanması engellenemez. Zira MEM güneşi doğmuş ve yükseliyor, 4 milyar insanın aydınlandığı gibi diğer insanlar da aydınlığa kavuşacaklardır. Karanlıktan beslenenlerin korkusunu, yarasaların aydınlıktan kaçışmalarını anlıyoruz. Bu yüzden Haydar Baş gerçeğini bir toplum mühendisliği eliyle gizlemeye, örtmeye,  halk ile arasına duvarlar örmeye çalışıyorlar.
Bilmezler ki sıvıların sıkıştırılamayacağı bir fizik kuralıdır, ne kadar önüne engel koymaya çalışsanız da engelleyemezsiniz, hepsini aşar geçer ve varacağı ummana mutlaka ulaşır. Zira onun doğasındaki imza Allah’a aittir. 
Hak olan, doğru olan, haklı olan, hak ile olan fikrin, tezin de koruyup, kollayıcısı ve menzile ulaştırıcısı Allah’tır. Bunda hiç kimsenin şüphesi olmasın. Sabreder ve doğru yerde bulunursak güneşin doğuşunu seyretmek kaderimiz olacaktır.
Tezinin merkezine, her doğan çocuk rızkıyla doğar ve rızkın kefili sonsuz nimet sahibi Allah’tır ölçüsünü yerleştiren Haydar Hocama selam olsun.
Ehl–i Beyt’in rengini, zekâsını, ufkunu, ölçüsünü, kokusunu, hikmetini tezin satır aralarında veren Prof. Dr. Haydar Baş’a selam olsun.
Mazlumların hakkını verecek, zalimlerin haksız kazanç kapılarını kapatacak Milli Ekonomi Modeli’nin sahibine selam olsun.
Doğan bu yeniçağa selam olsun. Dünyayı yeniden şekillendiren tezin sahibine selam olsun. Tezi etrafında yükselen yeni dünya düzenine selam olsun. 
Karanlığı aydınlatan Prof. Dr. Haydar Baş’a selam olsun.
(Bu metin, Harun Kayacı’nın, Milli ve Dini Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler Sempozyumu’nda yaptığı sunumdan alınmıştır.)
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100