Bu haber kez okundu.

'Geleceğin Türkiye’sini O şekillendirecektir'

 Milletlerin dünya sahnesindeki gerçek gücü, yetiştirdiği ilim ve fikir adamlarıyla ve bunların ortaya koyduğu buluşların ve fikirlerin uygulanmasıyla orantılıdır. Yeraltı ve yerüstü kaynakları bakımından çok zengin olmasına rağmen, dünyada söz sahibi olamayan, egemenliği başkalarına bağlı, kendi inanç ve değerlerini dahi savunamayan birçok ülkenin, daha az kaynaklara sahip milletlerin baskısı altında hayatlarını sürdürebildiği bilinen bir gerçektir. Tarih boyunca ortaya çıkan medeniyetleri kuran milletlerin, aynı zamanda çok önemli bilim insanlarına ve fikir adamlarına sahip olduğu, bu insanların toplumun idaresinde doğrudan ve dolaylı olarak yer aldığı görülmektedir. Hatta bu medeniyetlerin karakteristik özellikleri, takip ettiği bu ilim ve fikir adamlarının ortaya koyduğu görüşlere dayanmaktadır.

Dünya büyük problemlerle boğuşuyor

Milletlerin kendi içinde olduğu gibi, diğer milletlerle olan ilişkileri de bu durumdan etkilenmiştir. Özellikle, iletişimin son derece hızlandığı, “globalleşen” dünyada, bu etkinin çok daha yaygın olduğu görülmektedir. Son iki yüzyıl, bölgesel problemlerin dahi uluslararası etkisinin neredeyse tüm dünyayı içine aldığının örnekleriyle doludur. Bu manada son yüzyıl içerisinde yaşanan iki dünya savaşı ve halen devam etmekte olduğu ifade edilen ilan edilmemiş bir üçüncü dünya savaşı, insanlık aleminin globalleşen dünyada ortak problemlerinin bir sonucudur.

İnsanlık alemini topyekûn bir dünya savaşına götüren sebeplerin başında ekonomik nedenlerin olduğu, güç dengelerinin buna göre şekillendiği bir çağı yaşamaktayız. “Pazar” ve “Enerji” savaşlarının yanında, yakın dönemde “Su” savaşlarının yaşanacağı öngörülmektedir. Aslında bu problemin temelinde “kaynaklar” ve “paylaşım” arasındaki ilişkinin yattığını söyleyebiliriz. Batı dünyasının etkin olduğu son iki yüzyılda ortaya çıkan tablo batı medeniyetinin ürünü olarak dünyaya kabul ettirilen liberal-kapitalist sistemin bu iki konuya (kaynaklar ve paylaşım) bakışının bir sonucudur. Bu anlayışa göre “sınırlı olan kaynaklara” sahip olmak “homo-economicus” için temel amaçtır. İnsanlar (veya milletler) bu kaynaklara sahip olduğu oranda güç sahibidir ve bu nedenle “paylaşım” değil, “bencillik” esastır. İşte bu anlayışın hakimiyeti, bir tarafta açlıktan her dakika 8 kişinin hayatını kaybettiği diğer tarafta obezite (aşırı beslenme) nedeniyle insanların sağlığını kaybettiği bir tabloyu ortaya çıkarmıştır. Bu dönem, her türlü teknolojik ilerlemeye rağmen, insanlık tarihinin en vahşi olaylarının yaşandığı, sömürü, zulüm, kaos, karmaşa ve terörün öne çıktığı, kan ve gözyaşının dinmediği bir süreç olarak devam etmektedir.

Tarihin değişik dönemlerinde de karanlık tabloların ortaya çıktığı ve bu dönemlerin ortaya konulan yeni fikir ve akımlarla aydınlatılmasıyla son bulduğu görülmektedir. Batılılar da dahil olmak üzere, birçok bilim ve fikir adamı bu yanlış anlayışın yerini alabilecek bir ekonomi modelini ortaya koymaya çalışsa da bu konuda başarılı olamamıştır. Liberal-kapitalist anlayışa anti-tez olarak ortaya konulan sosyalist-komünist sistemin de çöküşü yakın tarihte yaşanmış bir olaydır. Bunun sonucu olarak, batı medeniyetinin bu anlayışını “tarihin sonu” olarak niteleyen fikir adamları ortaya çıkmıştır.

Çözümün adı Milli Ekonomi Modeli

İşte tam bu ortamda, Prof. Dr. Haydar Baş Milli Ekonomi Modeli’ni insanlığa sunmuştur. Bu model, “kaynaklar” ve “paylaşım” konusunda, gerçekçi bir analizle, ekonomi anlayışını kökten değiştirmektedir. Milli Ekonomi Modeli; mevcut ekonomik sistemin çözüm bulamadığı dengeli gelir dağılımı, sürekli büyüme ve tam istihdamın sağlanması problemlerini çözen, parayı emek ve üretim karşılığı olarak tanımlayan, tekelcilik ve faize dayalı piyasa düzenini değiştiren, tüketimi bir kaynak olarak tanımlayarak açlık ve sefaleti ortadan kaldıran bir model olarak, bilim dünyasında karşılık bulmuş ve yapılan uluslararası kongrelerde, uluslararası tanınmış bilim adamlarının hayranlığını kazanmıştır. Özellikle Rus Bilimler Akademisi Üyeleri, bu model üzerine birçok çalışma yürütmüş ve modelin piyasada bulunması gereken para miktarının belirlenmesine dair formülünün bilgisayar simülasyonunu gerçekleştirmişlerdir. Bu çalışmalar sonucunda, ilgili devlet yöneticilerine Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’ni önerdikleri ve 2005’ten bugüne, Rusya’nın bu modelden faydalanarak, uluslararası arenada tekrar etkin bir güç haline geldiği, bu bilim adamları tarafından değişik platformlarda dile getirilmiştir.

Milli Ekonomi Modeli’nin uygulama formülleri niteliğindeki “Sosyal Devlet Milli Devlet” tezinin yine Prof. Dr. Haydar Baş tarafından ortaya konulmasıyla, dünyada birçok devletin bu uygulamaları kısmen başlattığı, Güney Afrika’dan Avrupa Ülkeleri’ne, Şili’den Çin’e kadar çok geniş bir coğrafyada gündem olduğu görülmektedir. Dünyada yeni ekonomik-siyasi ve askeri blokların oluşmasında, bu tezlerin ve fikirlerin etkileri açıkça görülmektedir. Brezilya, Rusya, İran, Çin ve Güney Afrika’nın oluşturduğu (BRICS) ülkeleri, son dönemde her alanda etkili olmaya başlamışlardır. Dünyada yeni bir değişim süreci başlamış olup, bu değişimin fikir mimarı Prof. Dr. Haydar Baş olmuştur.

İslam dünyasının kaderini belirleyecek

Değişen dünyada, özellikle Ortadoğu gibi sıcak bölgelerdeki ülkelerin kaderi, bu değişime uygun stratejiler geliştirmelerine bağlı olarak şekillenecektir. Yaklaşık 30 yıldır bölgede meydana gelen olaylar, Büyük Ortadoğu Planı (BOP) çerçevesinde yürütülürken, yeni güç dengelerinin ortaya çıkmasıyla, bölge ülkelerini bu çemberden kurtaracak önemli gelişmeler yaşanmaktadır. Bu ortamda, Türkiye’nin durumu çok büyük önem arz etmektedir. 1900’lü yılların başında, büyük bir imparatorluğun parçalanmasıyla yok olmakla karşı karşıya kalan, ancak, Atatürk’ün önderliğinde verdiği destansı istiklal mücadelesiyle Türkiye Cumhuriyeti’ni kurarak, egemenliğini ilan eden milletimiz, maalesef özellikle II. Dünya Savaşı sonrası, uluslararası güçlerin güdümüne girmiş ve bağımsız hareket edebilme kabiliyetini belli oranda kaybetmiştir. Özellikle ekonomik alanda büyük krizler yaşamış ve borçlandırılarak siyasi yaptırımlara açık hale getirilmiştir. Zengin yeraltı kaynaklarını, tarıma elverişli geniş topraklarını, genç ve dinamik nüfusunu gerektiği gibi kullanması engellenmiştir. Uzun süredir devam eden bu politikaların ve tek kutuplu dünya düzeninin getirdiği baskılar sonucunda maalesef ülkemizin iç huzurunun yanında, komşularıyla olan ilişkileri de bozulmuştur. Son dönemde, başta Irak ve Suriye olmak üzere komşularımızda yakılan ateş, Türkiye’mizi de içine alma eğilimindedir. Yıllardır süregelen güneydoğudaki problemlere üretilen çözümlerin maalesef başarılı olamadığı görülmektedir. 15 Temmuz ve devamında gerçekleşen olaylar, ülke içindeki tablonun karanlık yüzünü ortaya koymaktadır. Türkiye’nin önüne Lozan öncesi dayatılan planların konulmaya çalışıldığı bizzat başbakan tarafından ifade edilmiştir. Özetle, Türkiye yeniden bir varlık-yokluk mücadelesi içerisindedir.

Türkiye’nin geleceğini Prof. Dr. Haydar Baş belirleyecek

Bu şartlar altında, Türkiye’nin geleceği, içeride ve dışarıda izleyeceği politikalara bağlıdır. Öncelikle iç barışın temini, güneydoğudaki problemin çözülmesi gerekmektedir. Ekonomik bağımsızlığın elde edilmesi, siyasi bağımsızlığımız için şarttır. Aslında bütün bu problemlerin birbirleriyle ilişkili olduğu ve bu nedenle çok parametreli karmaşık bir yapı arz ettiği söylenebilir. Ancak, bu kadar girift bir problemin temel bir ortak paydasının bulunması halinde çözümünün mümkün olabileceği ihtimalini düşünmemizi gerektiren bazı olayları da dikkate almak gerekmektedir. Milli Ekonomi Modeli ve Sosyal Devlet Milli Devlet tezleriyle, dünyada değişim sürecini başlatan Prof. Dr. Haydar Baş, aynı tezlerle Türkiye’yi de bu açmazdan çıkaracağını yüksek sesle ilan etmektedir. Kısmen uygulama sahası bulmasına rağmen, tezlerinin başarılı sonuçları, bu iddiasının aslında en güzel ispatı niteliğindedir. Kaldı ki, bu milletin bir ferdi olarak, bu tezlerin ülkemizde uygulanması için hazırladığını her defasında ifade eden Prof. Dr. Haydar Baş, dünyada söz sahibi, güçlü bir Türkiye’yi hedeflemektedir. Yıllardan beri, öngörülerinin tamamının gerçekleşmiş olması, Prof. Dr. Haydar Baş’ın farkını ispatlamaktadır. Bugüne kadar, kendi içinden çıkan bu değere kulak tıkayan milletimiz ve idarecilerimizin, Türkiye’nin geleceği ile ilgili sorumluluğu büyüktür. Prof. Dr. Haydar Baş, bu konuda üzerine düşen sorumluluğu fazlasıyla yerine getirmiş, tüm insanlığa ve milletimize çözümler sunmuştur. Bu çözümlerden istifade eden ülkelerin durumu ortadadır. Varlık-yokluk mücadelesini kazanarak, dünyada gereken güç ve saygınlığı etmek, ancak Prof. Dr. Haydar Baş’ın çözümlerinin hayata geçirilmesiyle mümkün olacaktır. Dünya Prof. Dr. Haydar Baş’ın tezleriyle değişmektedir. Geleceğin Türkiye’si de O’nun projeleriyle ve çözümleriyle şekillenecektir.

(Bu metin, Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu’nun, Milli ve Dini Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler Sempozyumu’ndaki sunumundan alınmıştır).

 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100