Bu haber kez okundu.

İngilizlerin İslam’ı yıkma projesi: Nurculuk

Dini Bütünlüğümüz Milli Bütünlüğümüzdür Sempozyumu ilk kez 1997 yılında düzenlendi. Toplantının ana gündemini Dinlerarası Diyalog oluşturuyordu. Öğle arasında verilen yemek programında Türk dünyasını yakından izleyen milliyetçi kökenli bir Bakan, programın sahibi Prof. Dr. Haydar Baş’a “Hocam büyümek için Osmanlı modelini deneseniz, içerdekilerle değil de Bizans’la mücadele etseniz” gibi bir cümle kullandı. O gün kendisine gereken cevap verildi, onun üzerinde durmuyorum. Meseleyi Bakan anlamamıştı. Ya da hayata dünyevi, çıkar merkezli baktıkları için derdin büyüklüğünü kavrayamamıştı. Olaydan 3-5 yıl sonra bana geldi dedi ki: “Ahmetciğim Hocama karşı çok mahcubum. Kendisini anlayamamışız. Türk dünyasını araştırdım ve gördüm ki bu hareket ihanet içinde, Hocam’dan Trabzon’a gidip özür dilemek istiyorum.”

1997’den 20 yıl sonra, Milli ve Dini Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler Sempozyumu bir kez daha Prof. Dr. Haydar Baş Hocamın yüksek vizyonu ile hayat buluyor. Bu vesile ile “Müslümanın ferasetinden korkun” hadis-i şerifinin elân üzerinde tecelli ettiği Hocam’a saygılarımı sunuyorum.

Şu cümleleri dikkatlice dinlemenizi rica ediyorum:

“… Risale-i Nur ile ilgili yaptığım incelemelerin neticesinde farkına vardım ki, ‘Müslüman-Hıristiyan diayloğu’ kavramı Said-i Nursi’nin çok daha cesur önerisini tarif ederken oldukça mütevazı kalıyor. O, ‘Müslümanlar ile Hristiyanlığın konuşmalarının lüzumunu’ ima eden Diyalog kavramını asla kullanmamıştı. Bunun yerine son derece cesur bir tarzda, Müslümanların gerçek Hıristiyanlar ile birleşmesi veya birlik olması (ittifak) kavramını dile getirmişti. Said Nursi’nin neredeyse bir yüzyıl önce, 1911 yıllarında kullandığını göz önünde tutarsak bu, fevkalade şaşırtıcı bir kavramdır.

Nur talebelerinin birincisi: Papaz Thomas Michel

(…) Risale-i Nur’u incelemeyi sürdürdükçe, Said Nursi’nin yaklaşımları ile Hıristiyan meslektaşlarımın yaklaşımlarının arasında var olan benzerlikler ve paralellikler karşısında hayrete kapıldım. Bir Katolik olarak, Said Nursi ve Papa VI. Paul ile Papa II. John Paul’ün fikirlerinin ne denli yakın olduklarını keşfetmek beni derinden etkiledi.” (Prof. Dr. Thomas Michel, Müslümanlık-Hıristiyanlık Münasebetleri, s.8).

Evet, Vatikan Dinlerarası Diyalog Konsili’nin sekreteri, aynı zamanda bir Cizvit papazı olan, hayatını “Müslümanları nasıl Hıristiyan yaparım” düşüncesi ile Endonezya’dan Suud’a, Mısır’dan Türkiye’ye kadar İslam dünyasında geçirmiş, Nurcuların her grubu ile bağrına bastığı Thomas Michel’in sözleri bunlar…

“Papa ile Said Nursi’nin benzerlikleri beni hayrete düşürdü, Dinlerarası Diyalog kavramı Said Nursi için hafif kalır; O, Hıristiyanlık ile İslam’ın birleşmesini dile getirmiştir” diyor. Kim? “Nur talebelerinin birincisidir” dedikleri papaz Thomas Michel!

Said Nursi ve o yolun yolcularını Batı için kıymetli yapan şey işte bu!

İslam coğrafyasında Müslümanların itikatlarını bozmak, son ve tek Hak Din İslam itikadını parçalamak, Hıristiyanlık ve Yahudiliği de Müslümanlara hak kabul ettirmek. En sonunda da hedef, bütün İslam coğrafyasını ele geçirerek Hıristiyanlaştırmak!

Nurculuk tarlasının ekeni de süreni de İngiltere’dir

Said Nursi işte bu ateşe odun taşıdığı için olağanüstü bilinçli Cizvit papazı tarafından yere göğe sığdırılamıyor!

Thomas Michel’den de anlıyoruz ki; Nurculuk, kurucusu Said Nursi’den başlayarak sürülmüş bir tarladır ve bu tarlanın ekeni de, süreni de İngiltere’dir! İngilizler yüzyılın başında İslam dünyasını ele geçirmenin formülünü ürettiler. Dediler ki: “İslam’la cepheden vuruşmayacağız. İslam’ı İslam’la yeneceğiz!”

Bunun için İslam dünyasının her bölgesine din adamı kılıklı, zeki ama hastalıklı tipler yerleştirdiler. Sonra da bunları ya cezaevlerine sokarak, ya sürgün ederek ya İngiliz’e karşı mücadele ediyor havası vererek türlü türlü yöntemlerle kahramanlaştırdılar. Normal şartlar altında Müslümanların asla kabul etmeyeceği din adamı görüntülü sahtekârlar İngilizlerin bu binbir türlü hokus pokusu ile makbul ve önder din adamları haline geldiler! Bu operasyonlar sonucunda toplum olarak şuna inandırıldık:

“Bu insanlar o kadar fevkaladeler ki onlar ne derlerse doğru kabul etmemiz lazım! Çünkü bunlar dinin kutbu, zamanın sahibi, keramet hatta mucize gösteren insanlar, onlar nefislerinden konuşmazlar!

Sonuç; bunlar söylüyorsa Kur’an değişebilir, sünnet bozulabilir, ölçü yerle bir edilebilir!”

Kısaca toplumu her tülü cinayeti hazmetmeye hazır hale getirmek istiyorlardı.

Mesela şakirtlerinin bahsetmekten pek hazzetmediği “Sikke-i Tasdik-i Gaybi” isimli kitabın 71 ve 121. Sayfasında Said Nursi Kur’an’ın 33. Ayet-i kerimesinde Nurculuğun kastedildiğini söylüyor.

“Nitekim kendi aranızdan size ayetlerimizi okuyan, sizi her türlü kötülükten arındıran, size Kitabı ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik” diyen Bakara 121. ayetin kendisini işaret ettiğini söyleyerek makamını Peygamber seviyesine yükseltiyor.

Risale-i Nur için “… Müellifin kendi ihtiyariyle yazılmış değil, Cenab-ı Hakk’ın lisanıyla yazılmış bir eserdir” diyor.

Her türlü cinayeti işlemeye hazır bir din adamı

Sikke-i Tasdik-i Gaybi kitabında bu kez şakirtlerinin ağzından şöyle deniyor:

“Hz. Peygamber (s.a.v.), camide Ebubekir Sıddık’a emrediyor: ‘Çık hutbe oku!’ Ebubekir Sıddık koşarak minberin en yukarı basamağına kadar çıkar, hutbe okur. Hutbe içinde cemaate der ki: ‘Bu söylediğim hakikatlerin izahatı 29. sözdedir.’”

Tılsımlar Mecmuası s. 189’da: “Kehf suresinin Hz. Musa (a.s.) ile Hızır’dan (a.s.) bahseden 65. ayetinin ‘tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz’ anlamına gelen bölümü ebced hesabına tâbi tutularak Said Nursi’ye verilen ilmin Resaili’n-Nur olduğu belirtilmiştir.”

Kısaca “yazdırıldı”, “yazdırılmadı”, “izin olmadığından yazılamadı”, “irade ve ihtiyarım ile yazmadım”, “yazmaya izin verilmedi” vs. gibi cümlelerle Said Nursi kutsanmış, parlatılmış, güya korunmuş ve karşımıza her türlü cinayeti işlemeye hazır bir din adamı olarak çıkarılmıştır.

Anadolu coğrafyası için nevzuhur bir Said Nursi ve Nurculuk adlı bir din ürettiler!

Suud için ayrı, Irak için ayrı, Mısır’a ayrı, Hindistan’a ayrı Nurculuk benzeri bir senaryo yazdılar!

Sonuç: İslam’ın içinden İslam’la boğuşan, İslam’a tuzaklar kuran bir İngiliz imalatı dini her bir İslam toplumuna ayrı ayrı zerk ederek bugün başıbozuk bir İslam coğrafyası, zavallı, tavrı olmayan bir devlet, toplum ve insan modeli ürettiler!

Koynundaki haç ortaya çıkıyor

İslam, Thomas Michel’lerin ebeliğinde Said Nursi gibi deli raporu olan, yeminle konuşmaya hazır ciddi rivayetlere göre namaz kılmayan, verdiği sözü tutmayan birine boğduruldu!

Gelin şimdi biraz daha derinlere inerek kim bu Said tanımaya çalışalım:

“Ey iman edenler Yahudileri ve Hıristiyanları dost edinmeyin!” (Maide, 51). Bu ayet-i kerime tam bir Kur’an mucizesi… Cenab-ı Hak bu koyduğu ölçü ile koynunda haç taşıyanları açığa çıkarıyor. Şikeciler bu ayet-i kerimeye mutlaka takılıyorlar ve oyunları bu ayet-i kerime ile bozuluyor.

Said Nursi de, elbette küfrün önünde dağ gibi duran bu ölçüye takılıyor.

Gelin şimdi Said’in Hıristiyanları temize çıkarmak adına attığı taklaları ve bu taklaları atarken kendini nasıl ele verdiğine bakalım.

1910-1911 yıllarında Said Nursî'nin Hıristiyanlarla dostluk ilişkileri İslami çevrelerce sorgulanır. Ve soru gelir: “Maide 51’e rağmen Yahudi ve Hristiyanlarla nasıl dostluk kuruyorsun?”

Saidin cevabı şudur: “Bu ayet genel değil, mutlaktır, mutlak ise sınırlanabilir. Zaman büyük bir müfessirdir. Tavazzuh ettiğinde ona itirazda bulunulmaz.” Yani zaman içinde bir husus değişikliğe uğrayarak yeni bir şekil aldığında ona itirazda bulunulmaz.

Said Nursi bu prensibi söz konusu ayetin yorumuna tatbik ederek Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyle ilgili yasağın, ancak onlar Yahudi ve Hıristiyanlığı aksettirdiğinde geçerli olacağı görüşünü serd eder.

Eğer Müslümanlar bir Yahudi ve Hıristiyan’da İslam’a uygun nitelikler bulursa onların nitelikleri takdirle karşılamak gerekir.

Said Nursi, “Bir Müslüman bir Yahudi ve Hıristiyan’ı sevebilir mi?” sorusunu sorar ve cevaben, Müslüman bir erkeğin Kitap Ehli bir kadınla evlenebilmesi örneğini verir: “Ehl-i Kitap’tan bir haremin olsa elbette seveceksin.”

Nasıl?

Alladı pulladı,  ayeti mutlak yaptı, “zaman müfessirdir” diyerek hermenötiğe göz kırptı, “Hıristiyanların hiç mi iyi amelleri yok? Onları yok mu sayacağız?” diyerek tuzağı kurdu ve “Ehl-i Kitap kadınla evleniyorsan Hıristiyan’ı da sevmek zorundasın” diyerek noktayı koydu!

Said Nursi işte bu. Onca laf cambazlığı, ucuz felsefe, “Üstadım” dediği 33. dereceden mason Cemaleddin Efgani’den aldığı tarihsellik yorumu ve Hıristiyanlığı temize çıkarma misyonu içinde bir büyük ölçüyü gözünü kırpmadan harcadı!

(devamı yarın…)

(Gazeteci yazar Ahmet Erimhan'ın bu sunumu, İstanbul’da gerçekleşen Milli ve Dini Bütünlüğümüze Yönelik Tehditler Sempozyumu’nda yapılmıştır).

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Yücel 8 ay önce

şeytanın çocuğu emperyalizmin ağa babası ingilterenin planlarına sadece Türkiye Cumhuriyeti engel oldu geçen yüzyılın başında, öyle görünüyor ki yine iş başa düşecek.

banner100