23 Ekim 2016 Pazar 19:44
980 Okunma
‘O, sömürgeci anlayışa son verdi’
Benim konuşma konum değerli Üstadım Prof Haydar Baş’ın tarihi uyarıları.
Bu öylesine uzun bir mesele ki insan hangi birine değineceğini şaşırıyor.
Prof. Haydar Baş hakkında herkesin ittifak ettiği bir cümle vardır. Bunu dost düşman herkes kabul eder. Türk’ü, Avrupalısı, Rus’u, Amerikalısı, Arabı, Çinlisi herkes kabul eder.
O da şudur: “Prof. Haydar Baş ne diyorsa doğrudur.”
O ne diyorsa dediği aynen çıkar.
30 seneden beri O’nu tanıma şerefine nail olan biri olarak yıllar içerisinde yüzlerce ikazına sözüne şahitlik ettim bunlar kamuoyundan gizli olan tespitler değildi, aksine medya üzerinden herkese ulaşmış tespitleri idi ve her seferinde bütün konularda haklı çıktı.
O aynı zamanda söylediği sözü de hiçbir zaman sahipsiz bırakmadı, arkasında dimdik durdu, bu yönüyle Hz. Hüseyin Efendimizin duruşunu ortaya koydu.
Her zaman kavgayı bitirmeye, ayrılıkları bitirmeye çalıştı, hukukun içerisinde her zaman hakkı savundu. Bu yönüyle Hz. Hasan Efendimizin duruşunu sergiledi.
İnsanlık tıkandığı yerde çözüm bulamadığı konularda O devreye girdi ve insanlığın önünü tıkayan çözümsüz gözüken sorulara cevap buldu düğümleri çözdü.
Hz Ali Efendimizin bir sözü vardır: “Ey insanlar, ben aranızda iken bana sorun, her şeyi sorun, bütün sorularınıza tek cevap verecek olan benim, ben gökyüzünün yollarını yeryüzünden daha iyi bilen kişiyim.”
İşte bu asırda Prof. Haydar Baş, İmam Ali Efendimizin sesi, eli, gözü, ayağı…
Sosyal konularda, siyasi konularda, iktisadi konularda, dini konularda, milli meselelerde, hukuki konularda, hatta fizikte, kimyada ne dedi de çıkmadı.
Ben size 30 yıllık tanışıklığım süresinde kısa kısa tarihi seyri içerisinde yaptığı tespitlerden bazılarından hatırlatmalar yapacağım ama önce iki önemli hatırayı sizlerle paylaşmak istiyorum.
Birçok kişinin şahit olduğu bir olay… Bunu yaşayanlardan biri olan Doç. Ahmet Hamdi Kepekçi’nin lisanından aynen aktaracağım:
Ahmet Kayhan Efendi özellikle Ankara bürokrasisi ve ilim çevresinin çok iyi bildiği bir Hak dostudur. Kendisi 1891–1998 seneleri arası yaşamıştır. Ankara Mamak’taki evi gelen herkese açık idi. Gelenler kendi nasiplerince istifade ederdi.
Haydar Baş Hocamız hakkında hüsn–ü şahadette bulunduğunu kendisini ziyaret edenlerden öğrendik. Zat–ı alilerini ziyaret eden Prof. Dr. Ata Selçuk, Ahmet Özer, Zekeriya Bozkurtoğlu ve birçok arkadaşa da benzer şekilde ifadelerde bulunmuştu. 
Hem Hocamızın selamını iletmek, hem de ziyaret etmek için Ahmet Kayhan Efendi’nin evine gittik. Prof. Dr. Ömer Eyercioğlu ve Musa Aydın ile birlikteydik.
‘Zamanın kutbu 
Haydar Baş’tır’
Ahmet Kayhan Efendi’nin evine gittiğimizde, yatağında oturuyordu. Hacettepe Üniversitesi’nden bir grup akademisyen ile birlikte mesnevi üzerine çalışıyorlardı. Farsçası çok güzeldi; Mesnevi’yi şerh ediyordu. Bizi yatağında yanına oturttu. Kıymet verdiği misafirleri geldiği zaman bu şekilde ağırlarmış.
Hoş–beşten sonra kaleme almış olduğu “Hadis–i Erbain” kitabını getirmeleri için talimat verdi. 
Bu eser, “Hepsinden nübüvvet kokusu gelir, Mustafa buğusu tüter” dediği –Hadis–i Erbain– eseriydi. Bu kitabı elime verdi ve işaret ettiği hadisi oku dedi. Ben de yüksek sesle okumaya başladım.
Resûlullah (Allah’ın Selamı Üzerine Olsun) Efendimiz şöyle buyurdu: “Allah Teâla Hazretleri her yüz yılın başında bu dini ikame edecek birini baas (diriltme) eder.”   
Netice: Her yüz sene başında bir müceddid gelir. Esasta değil teferruatta, önemsiz değil, önemli değişiklikler yapar. Asrın icabına göre bazı ahkâm çıkarır. Muannitlere cevap verir. Bu vazifeyi yapan, aynı zamanda bir kutuptur. Bu öyle bir kimsedir ki, bulunduğu zamanda Allah Teâlâ’nın nazargâhıdır. Ve Allah Teâlâ zatından ona en büyük mana tılsımını ihsan buyurmuştur. İşbu manayı iyi anlamak için, kendimizi ruhi bir safiyete devretmemiz gerekir. Cenabı–ı Hak feyzimizi artırsın.” 
Okumam bittikten sonra sordular: “Günümüzdeki bu kutup kimdir biliyor musunuz?” 
Konuşmasına devam ederek kendi sorusuna kendisi cevap verdi: “İşte bu kutup şahsiyet Haydar Baş’tır” buyurdular.
Konuşmasını aynı minvalde sürdürdükten sonra bakın neler söyledi: “Haydar Hoca kendini gizlemesin. Haydar Baş milletin önüne geçsin, baş olsun. Bu milletin O’na ihtiyacı var. Siyasi olarak da ihtiyacı var. Kendini ilan etsin.”
Hz. Ali’yi Haydar Baş Hoca temsil ediyor
Diğer bir olay da bizatihi benim de içerisinde bulunduğum geniş bir topluluk içerisinde yaşanan şu olaydır:
“Seyyid Celal Meaş, Florya’da Meltem TV binasında, Prof. Dr. Haydar Baş Hocam, Ömer Nezir, Mehmet Emin Koç, Selim Kotil, Sabri Terzi, Müslim Karabacak ve diğer iki misafirin olduğu ortamda Haydar Baş Hocama yönelerek aynen şunları söyledi: 
Kerbela diyarından Ayetullah Uzma Seyid Sadık Şirazi’nin temsilcisi Huccetu’l–İslam Şeyh Celal Meaş dünya tarafından tanınan bir âlim zattır.
Ardı arkasına 3 defa aynı rüyayı görür. Celal Meaş 30 yıldan beri ilk defa İmam Ali’yi rüyasında gördüğünü ifade etmektedir. 
Rüyasında gördüğü zat İmam Ali’dir. Önceleri herhangi bir girişimde bulunmadığı için ikaz edilir. ‘Daha ne duruyorsun, git Haydar Hoca’yı ziyaret et ve haber ver’ buyrulur. İmam Ali Efendimiz, ‘Haydar Baş’a selam söyle, beklediği uzak değildir’ der. ‘Haydar Baş Hoca’ya teveccüh ettim, inayet ettim, ben onun elinden tutuyorum. Siz de gidin, O’na yardım edin. Bu asırda beni O temsil ediyor’ buyurur.”
‘Araştır: Atatürk Peygamber soyundandır’
Evet, şimdi dönelim 30 yıl geriye ben Kotil sülalesinden gelen bir fert olarak Atatürk sevgisi ile büyüdüm, ancak liseye gidip de namaza başlayınca etrafımdaki bütün dindar arkadaşların ağzından ki bunlar Nurcu ve Nakşi kökenli arkadaşlarımdı, hepsi ne zaman dini bir sohbet açsalar konuyu Atatürk’ün deccal olduğuna devletin ve askerin kâfir olduğuna getirilerdi.
Dindar olmaya karar veren bir birey olarak bir karar vermeli idim Atatürk ve Hz. Muhammed (a.s.) sevgisi aynı anda bir arada olamazdı. İşte bu ikilem içerisinde iken muhterem Hocamla tanıştım, “Bana bak bakalım Atatürk’ün annesinin yüzüne, senin–benim anamızdan ne farkı var” dedi. Yine her yerde anlattığı muhterem büyük veli Hayri Öğüt hz.’nin askerle ilgili, “Onlar olmazsa biz bu topraklarda özgürce ibadetimizi yapamayız” sözü bende taşları yerine oturttu.
Dindar olmak için Atatürk ve devlet düşmanı olmaya gerek yoktu, aksine dindar olmak için Atatürk ve devlet aşığı olmak gerekiyordu. Daha sonra Emre Polat kardeşim de çok iyi bilir Haydar Hocam kendisine, “Araştır, Atatürk hem anne, hem baba tarafından Peygamber soyundandır” dedi. O zaman, “Hocam böyle bir bilgiye henüz rastlamadım” deyince, “Sen araştır” dedi. Tarihçi Emre kardeşim kısa zaman sonra Osmanlı arşivlerinden belgeler ile geldi, Atatürk her iki taraftan Peygamber soyundanmış. O zaman muhterem Hocam şunu dedi: “Siz ne zannediyorsunuz, darmadağın olmuş yıkılmış bir imparatorluktan yedi düveli karşına alarak tek başına dize getirerek bir cumhuriyet kuracaksın. Bunu İmam Ali’nin manevi yardımı olmadan bir insan yapamaz.”
(devamı yarın…)
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100