20 Nisan 2016 Çarşamba 16:05
737 Okunma
SAKİFE DÜZENİ
YENİ MESAJ / İSTANBUL
17 Nisan Pazar günü İstanbul'da gerçekleştirilen 8. Uluslararası Ehli Beyt Sempozyumu'nda bir tebliğ sunan Hukukçu Ahmet Erimhan, "Sakife'de İslam'a ağır bir darbe vurulmuştur ve Ğadir-i Hum isimli bir rahmet ve bereket kapısı olan nimet elimizden çalınmıştır" dedi. "İmam Rıza Aleyhisselam, babaları kanalıyla İmam Ali Aleyhisselamdan şöyle nakletmektedir. Resulullah (sav) buyurdu ki: 'Kurtuluş gemisine binmek, sağlam kulpa sarılmak ve Allah’ın sağlam ipine yapışmak isteyen; Ali’yi sevsin ve onun evlatlarından olan hidayetçileri izlesin'" diyerek konuşmasına başlayan Erimhan şunları söyledi: "Biz bugün burada Hz. Ali’nin takipçilerinden Prof. Dr. Haydar Baş Bey’in önderliğinde Peygamber ailesinin leziz sofrasında bulunuyoruz. Hedefimiz başka hiçbir amaç gütmeksizin, sadece ve sadece onları anlamak, onları anlamamıza engel olan her ne varsa ondan kurtulmak ve onların ayak izlerini takip etmektir. Bizleri bu mukaddes yolculuğa çıkaran hocam Prof. Dr. Haydar Baş’a öncelikle en kalbi teşekkürlerimi arz ediyor ve sizleri de saygı ile selamlıyorum. İçinde bulunduğumuz yolculuğun kıratını anlamak açısından şu samimiyet anekdotunu konuşmamın başında sizlerle paylaşmak istiyorum. 12 ciltlik Ehli Beyt eserini kalem alıp yayınladığı günlerde bir grup arkadaşla birlikte Trabzon’da hocamın evinde misafir olarak bulunuyorduk. Sohbet başladı konu hocamın Ehli Beyt Külliyatına geldi, arkadaşlar olarak bu yayınların önemine ve bizde bıraktığı etkiye ilişkin değerlendirmeler yaptık. Kimimiz Ortadoğu’daki Sünni-Şii çatışmasına engel olacağını, kimimiz eserlerle Muradı İlahi’yi anlama hususunda büyük bir eksikliğin tamamlandığını, kısaca eserlerin hizmet ettiği, edeceği alanları çeşitli açılardan anlatmaya çalıştık. Ardından Hocam konuştu. Evladım dedi, inşallah eserler bahsettiğiniz tüm bu hayırlı hizmetleri ifa eder, fazlasını da yapar ama ben bu çalışmayı, bahsettiğiniz şeyler gerçekleşsin için yapmadım. Bu eserleri kalem alırken sadece ve sadece şu amacı güttüm: Hz Ali Efendimize hayırlı bir evlat olabilmek.”

İslam tarihinde iki zümre mücadele etmiştir

"İslam tarihinde bir kısım insanlar Ehl-i Beyt’i Allah ve Resulü’nün emaneti, velayetin membaı ve ahiret saadetinin anahtarı olarak gördüler. Bir kısım insanlar ise Allah’ın Ehl-i Beyt’e bahşettiği seçilmişliği kabul edemediler,  Ehl-i Beyt’i kendi iktidarlarının önünde engel olarak gördüler" diyen Ahmet Erimhan sözlerini şöyle sürdürdü: "Birinci gruptakiler yani Ehl-i Beyt’e inananların gayesi İslam olduğu için zulme uğradılar ama İslam dağılmasın diye bağırlarına taş bağlamayı tercih ettiler. İkinci gruptakiler, yani Ehl-i Beyt karşıtları, iktidarları için her yolu mübah gördüler ve bunun sonucu olarak içinden İslam geçen ama asla İslam'la ilgisi olmayan gerekçeler üreterek dünyevi iktidarlarını ürettiler. İslam tarihi, işte bu iki zümre arasındaki kabul ve inkâr mücadelesi olarak yazılmıştır. Bu mücadelenin ateşinin yakıldığı ilk nokta ise Sakife’dir. Sakife’de bir düzen kurulmuştur, Sakife düzeni, maslahattan beslenen bir düzendir. Sakife’de Hz. Peygamberin ahrete rıhlet ettiği gün, mübarek bedenleri daha yatağındayken, küçük bir grup bir araya gelerek çeşitli bahaneler üreterek kendilerine halife seçtiler. İslam tarihini, medeniyetini ve kaderimizi şekillendiren Sakife’nin es geçilmesi, unutturulmaya çalışılmasının sebebi ne acaba? Sakife de en iyi ihtimalle 50 kişi bir araya geldi ve 'iktidara biz sizden daha çok layığız' tartışması dışında da bir şey söylemediler. Halife orada 'daha güçlü olan biziz', 'İslam'a ilk biz girdik', 'bizi seçmeyeni kılıcımızla düzeltiriz' filan gibi sebeplerle seçim denirse şayet böyle seçildi. Sakife’de şunu duymadık: 'Hz. Peygamberin yerine oturacak imamı seçiyoruz. Bu hususta acaba Hz. Peygamber ne dedi? Allah bize Kuran'da ne emrediyor?' Bunlar Sakife’de konuşulmadı ve tartışılmadı, Ğadir-i Hum naspını hatırlatmaya çalışan birkaç kişi ise elbette susturuldu."

İslam ağır darbe aldı

Sakife’de bir zihniyetin İslam'a ağır bir darbe yaptığını ve kıyamete kadar devam edecek Ğadir-i Hum isimli bir rahmet ve bereket kapısı olan nimet müminlerin elinden çalındığını dile getiren Hukukçu Ahmet Erimhan, "Ğadir-i Hum naspı ortadan kaldırıldı, akan suyu tersine çevirdiler, Allah'ın iradesini değiştirdiler. Sakife'de, gündüzü gece, aydınlığı karanlık, haramı helal yaptılar! İşledikleri cinayetin başına din külahı giydirerek maslahat hastalığının ateşini yaktılar! Sünni ya da Şii fark etmez kaynaklara bakın aynı şeyi görüyoruz. Sakife'dekiler kendilerine bir iktidar elbisesi biçtiler ve bunun için maslahat isimli bir bıçak kullandılar. Kimse Hakk'ın ölçüsü nedir diye sormadı. Dediler ki; ‘Araplar nübüvvetin ve imametin aynı ailede olmasını kabul etmez. Aksi takdirde İslam bölünür ve parçalanır.’ Zannedersiniz ki heva ve hevesleri için değil de İslam için Ali Efendimizin imametine karşı çıktılar! Zannedersiniz İslam'ı, Ali Efendimizi İmam ve veli tayin eden Allah'tan ve Peygamberden daha iyi biliyorlardı" şeklinde konuştu.

Müslümanların hakları gasp edildi

"Peki Gadir-i Hum'u bilmiyorlar mıydı?" sorusuyla konuşmasına devam eden Ahmet Erimhan şunları söyledi: "Sakife'dekiler dahil 124 bin sahabe Gadir-i Hum'a şahitlik etmişti! Evet Sakife'dekiler Peygamber naspını duydular ve gördüler ama sağır olmayı, görmemeyi tercih ettiler. Peki, Gadir-i Hum’da İmam’a biat etmemişler miydi? Hayır, ilk onlar İmam’ın elini öpmüş, biat etmişlerdi! Peki, niye İmam’ın ve aslında tüm zamanlarda Müslümanların haklarını gasp ettiler ve bunu nasıl başarabildiler? Ne yazık ki Sakife’dekiler ölüm ve kıyameti unutup heva ve heveslerine tutuldular. Sakife'ye giden yolda bir sıkıyönetim düzeni kurdular. ‘Peygamberler ölmez’ diyerek Hz. Peygamberin vefat haberinin yayılmasını engellediler! ‘Peygamberler miras bırakmaz’ diyerek Ali Efendimizin imameti çalmanın kılıfını uydurdular. Medine'ye giriş çıkışı yasakladılar, şehirden çıkmaya veya kaçmaya kalkanları öldürdüler. Ve Gadir-i Hum'dan iki ay on üç gün sonra, Hz. Peygamber'in vefatı anında Sakife darbesini gerçekleştirdiler. Ardından Gadir-i Hum’u unutturmak için bütün tebliğ kanallarını, vaaz ve irşat toplantılarını ele geçirdiler. Gadir-i Hum’u gündeme getirenleri dövdüler, tecrit ettiler, hadisleri yasakladılar. İmamın kerpiçten evine saldırdılar. Hz Fatıma'yı yaraladılar, hilafeti çaldılar! Sakife'dekiler iktidara giden yolda kullandıkları maslahat ateşi ile, İslam’ın ruhunu, bedenini yaktılar. Hayrın, ne olursa olsun Allah’a teslimiyette olduğuna inanan İslam’ın özünü, kendi iradeleri ile kendi iktidarları için değiştirme imkânı elde ettiler! Ve o yok olası maslahat hastalığı ile Allah'ın murad ettiği İslam’ı değil, kendi heva ve heveslerinin esiri olan bir İslam anlayışı türettiler!”

Maslahat zehri

“İslam’ı maslahata kurban eden ve Hz Ali Efendimizin sonuna kadar mücadele ettiği “en büyük maslahat maslahatsızlıktır” dediği bu anlayış İslam dünyasını baştan aşağı zehirledi” diyen Ahmet Erimhan şunları söyledi: “Bu anlayış o gün İslam’a en büyük darbeyi indirerek imameti çaldı. Aynı anlayış gün oldu Kerbela'da ‘ululemre itaat etmezsek günaha gireriz’ maslahatı ile Peygamber torunu Hz. Hüseyin’i katletti. Gün oldu Emevi Yezid'ine, Muaviye’sine ‘onlar gökdeki yıldızlar gibidir, bir şey diyemeyiz’ dedi. Gün oldu imameti çalanlara karşı -sanki adalet bizim için inmemiş gibi- ‘onların arasındaki ihtilafa biz karışamayız’ dedi. Gün oldu hadisleri değiştirdi, gün oldu hadis uydurdu, gün oldu hırsız hükümdarları, zalim saltanatları, cani padişahları kutsadı ve karşımıza bir saltanat İslam’ı olarak çıktı.” 

Mücadele devam ediyor

“Sakife’den beslenen maslahat İslam’ı bugün de hakikat İslam’ı ile savaşını devam ettiriyor” diyen Erimhan, “Hakikati teslim etmek değil, dünyevi iktidarlarını temin için, fetvalarla, İslam kılıfı ile bâtılı hak olarak göstermeye devam ediyorlar. Bu zihniyet Vatikan'a mektuplar yazarak İslam’ı suçluyor, Amerikan'ın kollarında ılımlı İslam’a hizmet veriyor! İslam’ın kimyasını ve ölçüsünü değiştiren Amerikan taleplerine uygun fetvalar üretiyorlar. Bu zihniyetin içerde kalan, cübbelisi sarıklısı abdest bozmanın 70 çeşidini anlatarak kendisini alim, kendisini ehli sünnet kalesi filan zannediyor, ama en ufak ölçüden, istikametten bihaber, ahmaklıkla ihanet arasında savrulup duruyor! Hadis ezbercisi olmak dışında bir zeka ve hikmet ışığı göremediğiniz bir başka fıkıh kırıntısı "Cemevi ibadethane olamaz" fetvasını vererek hükümeti yönetiyor ve o hükümetin Başbakanı da 40 bin kilise evi açıyor! Maslahatlarla uyutula uyutula, dinden koptuk. Kendimize dokununcaya kadar hiçbir şeye itiraz etmedik. İhaleci olduk adına İslam dedik. Menfaatin adını İslam koyduk. Yandaşlığı İslam’la izah ettik. Hırsızlığa bin bir türlü kılıf geçirdik. Oysa ölçü net; Amaç da meşru ve temiz olacak araç da! Bunun ötesini Allah kabul etmiyor. Ikınsanız da sıkınsanız da durum böyle! Ürettiğiniz ölçülerle uyutulmaya razı halkı kandırabilirsiniz ama ya Allah, ya Münker ve Nekir? Onları ne yapacağız?”

Ebu Cehil olmamak için…

Ebu Cehil olmamak için Ehl-i Beyt’in hakkını teslim etmek gerektiğini dile getiren Ahmet Erimhan sözlerini şu cümlelerle tamamladı: “Ehl-i Beyt’e hakkını teslim etmek yemeğin üzerine yenilen meyve değildir. Ebu cehil olmamak için, Yezid olmamak için olmazsa olmaz bir şarttır, Ehl-i Beyt! Onun için İslam’ın ruhu, İslam’ın fikri, İslam’ın maneviyatı, yani İslam’da aradığımız her şeyin membaı,  adresi, reçetemiz hiçbir zaman dindarlık oyunu oynamayan, maslahata asla sarılmayan Ali’dir diyor, hepinizi hürmet ve selam ile selamlıyorum.
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100