Bu haber kez okundu.

Sakife: Maslahat hastalığının kapısı

Öncelikle dün adını dahi bilmediğimiz Gadir-i Hum’u, sayelerinde öğrenerek, bizler için Kıyamete kadar kendisinden kana kana su içeceğimiz kutsal bir çeşme haline getiren Hocam Prof. Dr. Haydar Baş’a en kalbi muhabbet ve saygılarımızı arz ediyorum. Kendilerine ne kadar teşekkür etsek azdır.

Gadir-i Hum’u bilemeden ölse idik şayet, dinin kemale ermesi ve Allah Teâlâ’nın nimetlerini tamamlamasının sırrı olan Hz. Ali Efendimizi de hiçbir şekilde anlamamış ve tanımamış olacaktık. Belki de cahiliye ölümüne denk bir sonla ruhlarımız teslim etmiş olacaktık.

Bizi böyle bir sondan kurtaran Prof. Dr. Haydar Baş Hocama sonsuz teşekkürlerimizi sunuyoruz. Bizler için en iyi ihtimalle Arabistan coğrafyasında bir çöl parçacığı olmanın dışında bir anlam taşımazken Gadir-i Hum’u bayram yapan, çöl parçacığını bayrama çeviren Hocam, Üstadım Prof. Dr. Haydar Baş’a dua ve niyazlarımızı arz ediyoruz.

Sayelerinde Gadir-i Hum’u öğrendik, sayelerinde Gadir-i Hum bizim için bayram oldu, sayelerinde İlahi hitap gerçekleşti ve bizleri için yarım olan din tamamlandı. Cenab-ı Hak kendilerine muammer ömürler nasip eylesin! 

Sakife, İslam milleti için bir zindan günüdür

Gadir-i Hum bir bayramsa, Sakife bunun tersi olarak İslam milleti için bir zindan günüdür! O gün Sakife’de bir zihniyet, İslam’a ağır bir darbe indirerek, mü’minler için Kıyamete kadar devam edecek olan Gadir-i Hum isimli bir rahmet ve bereket kapısını elimizden çaldılar! Gadir-i Hum nasbını ortadan kaldırdılar, akan suyu tersine çevirdiler, Allah'ın iradesini değiştirdiler!

Sakife'de; gündüzü gece, aydınlığı karanlık, haramı helal yaptılar! İşledikleri cinayetin başına bir din külahı giydirerek maslahat hastalığının ateşini yaktılar!

Dediler ki: "Araplar nübüvvetin ve imametin aynı ailede olmasını kabul etmez. Aksi takdirde İslam bölünür ve parçalanır."

İşte İslam’da yapılan ilk maslahat budur!

Zannedersiniz ki; heva ve hevesleri için değil de, İslam için Ali Efendimizin imametine karşı çıktılar!

Zannedersiniz ki; İslam’ı, Ali Efendimizi İmam ve veli tayin eden Allah'tan ve Peygamber'den daha iyi biliyorlar!

Sakife'dekiler tutuşturdukları işte bu şeytani maslahat ateşi ile, İslam’ın ruhunu, bedenini yaktılar. Hayrın, ne olursa olsun Allah’a teslimiyette olduğuna inanan İslam’ın özünü, kendi iradeleri ile kendi iktidarları için değiştirme imkanı elde ettiler! Ve o yok olası maslahat hastalığı ile Allah'ın murad ettiği İslam’ı değil, kendi heva ve heveslerinin esiri olan bir İslam anlayışı türettiler!

Bu anlayış Din-i İslam’a en büyük darbeyi indirerek o gün İmameti çaldı. Ama cinayet bununla sınırla kalmadı. Gün oldu Kerbela'da Peygamber torunu Hz. Hüseyn’i katletti. Gün oldu Emevi Yezid'ine, Muaviye’sine "onlar gökdeki yıldızlar gibidir, bir şey diyemeyiz" dedi. Gün oldu İmameti çalanlara karşı -sanki adalet bizim için inmemiş gibi- Sünnilik kılıfına bürünerek "onların arasındaki ihtilafa biz karışamayız" dedi. Gün oldu hadisleri değiştirdi, gün oldu hadis uydurdu, gün oldu hırsız hükümdarları, zalim saltanatları, cani padişahları kutsadı ve karşımıza bir saray İslam’ı, bir saltanat İslam’ı, bir maslahat İslam’ı olarak çıktı.

‘Benim satılacak imanım yok!’

Oysa Hz. Peygamberin bütün mücadelesi ve daveti tam da bu maslahat denilen, bünyesi sonuna kadar şirke boğulmuş kirli anlayışı ortadan kaldırmak içindi.

Mekke döneminde müşrikler Hz. Peygamber’e geldiler. Dediler ki: “Ya Muhammed sana Mekke’nin krallığını verelim, altınlara boğalım en zengin kızlarımızla evlendirelim ama ne olur şu davandan vazgeç.”

Bu teklif yapıldığında Hz Peygamberin yanında 3-5 köle Müslümandan başka kimse yoktu! İslam zayıftı, Hz Peygamber, amcası Hamza’nın emanlığında Mekke’ye girebiliyordu. 3-5 Müslüman da kızgın güneşlerin altında işkencelerden geçiyordu.

Hz. Peygamber kendisine bu teklif yapıldığında şöyle düşünebilirdi: “Bu tam bir altın vuruş, zaten gücümüz ortada. Bunların başına kral olayım sonra da onları Müslüman ederim, değil mi ki Peygamberim zaten bu yetkim var.”

Ama Hz Peygamber böyle davranmadı. Bu teklifin altında yatan, İslam’ı fesada boğacak hastalığı gördü. Maslahat ateşini o gün söndürdü ve tüm zamanlara şu mesajı verdi: “Bir elime ayı, bir elime güneşi verseniz kabul etmem!”

Kardeşlerim canlı tanığıyım o nedenle yeri geldiği için paylaşıyorum:

Prof. Dr. Haydar Baş’a da geldiler… Dünyayı yönetenler, Türkiye’ye Başbakan atayacaklar 1997 yılında geldiler. Ve benim başında bulunduğum heyete dediler ki: “Bu ülkeye Başbakan arıyoruz. Haydar Hoca’yı Washington’a götürelim, kitaplarını İngilizceye çevirelim. Kısaca ne sıkıntınız varsa giderelim.”

Bu cazip teklif karşısında Prof. Dr. Haydar Baş şöyle düşünebilirdi: “Bu ülkede iktidar olmanın yolu Washington’dan geçiyor. Mecburuz bu adamlarla iş tutmaya. Önce iktidar olayım. Nasıl olsa bana yanlış yaptıramazlar. Projelerimizi hayata geçirmek için başka yol da yok!”

Hocamın cevabı bu olmadı. Maslahata tevessül etmedi. Hz. Peygamberin izinde bir insan olduğunu şu sözlerle ispat etti: “Benim satılacak vatanım, verilecek imanım yok”!

Maslahatçılar bâtılı hak olarak gösteriyor

İslam’ın maslahatı yok edici evrensel mesajına rağmen Sakife’den, saraylardan, saltanatlardan, gasplardan, hırslardan, zayıf ruhlu idarecilerden beslenen maslahat İslam’ı, bugün de hakikat İslam’ı ile savaşını devam ettiriyor. Hakikati teslim etmek değil, dünyevi iktidarlarını temin için, fetvalarla, İslam kılıfı ile, bâtılı hak olarak göstermeye devam ediyorlar!

Bu zihniyet hocaefenedi kılığında Vatikan'a mektuplar yazarak İslam’ı suçladı, “Ben Amerika’da adaleti buldum” dedi.

Bu zihniyet Irak’ta-Suriye’de “zalim Esad fetvası” üretti ve bu fetva üzerinden Suriye’yi paramparça ettiler!

Bu zihniyet Büyük Ortadoğu Projesi’ni kutsayarak, “BOP’u Tayyip’e ben kabul ettirdim, Clinton’a ben anlattım” diyen bir tarihçi müsveddesi fesliye dönüştü.

Bu zihniyetin bugün, cübbelisi-sarıklısı abdest bozmanın 70 çeşidini anlatarak kendisini âlim, kendisini ehl-i sünnet kalesi filan zannediyor ama en ufak ölçüden, istikametten bîhaber, ahmaklıkla ihanet arasında savrulup duruyor!

Hadis ezbercisi olmak dışında bir zekâ ve hikmet ışığı göremediğiniz bir başka fıkıh kırıntısı "Cemevi ibadethane olamaz" fetvasını vererek hükumeti yönetiyor ve o hükumetin Başbakanı da 40 bin kilise evi açıyor!

Maslahat İslam’ı işte bu!

Sakife zihniyeti, bâtılın başına bir fıkıh külahı giydirerek kendilerine veya hizmet ettikleri efendilerine İslam’ı ve Müslümanları feda ediyorlar! İslam’ı ve Müslümanları harcıyorlar!

 ‘Allah dilediğini yaratır ve seçer’

Bizi dinle kandırıyorlar, bizi fıkıhla, bizi tarihle aldatıyorlar!

Onları ve bu zihniyetin temsilcilerini “Allah bizimle sizin aranızda dünyada ve ahirette hakemlik yapacaktır” diyen Fatımatü’z-Zehra annemize havale ediyoruz.

Hz. Ali Efendimizin seçilmişliğini hazmedemeyenlere, Gadir-i Hum’u inkâr edenlere hatırlatalım. Bakınız, Cenab-ı hak Kasas suresinde ne buyuruyor: “Ve Rabbin dilediğini yaratır, dilediğini seçer. Seçmek onlara ait bir hak değildir. Allah şirkten münezzehtir ve yüce olan sadece Allah’tır.”

Gadir-i Hum, Ali Efendimizin mübarek ifadeleri ile “hayatının en güzel anıdır!”

Gadir-i Hum, Hz. Allah'ın ve Hz. Peygamberin bizler için kıyamete kadar İmamet ve velayet adresi olarak Hz. Ali Efendimizi ve evlatlarını nasb ettikleri günün adıdır!

Sakife ve tüm zamanlarda Sakife zihniyetini reddettikleri günün adıdır!

Allah'ın ve Peygamber'in iradesini maskeleyen maslahat İslam’ını reddettikleri günün adıdır!

Cenab-ı Hak bize bu anlayışı, Allah'ın murad ettiği İslam’ı, hakikat İslam’ını yaşamayı nasip etsin diyerek, bizleri Gadir-i Hum’dan haberdar eden başta Hocam Prof. Dr. Haydar Baş Bey’e ve bu yolda yürüyen Hz. Ali dostlarına teşekkür, saygı ve muhabbetlerimi arz ediyorum.

(Ahmet Erimhan'ın Yeni Mesaj Gazetesinin düzenlediği Gadir-i Hum bayramı kutlamasında yaptığı konuşmadır) 

Haber Merkezi

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Ayvaz. 2 ay önce

Bu büyük dava ancak bu kadar kısaca anlatılabilirdi. Başta Haydar BAŞ bey olmak üzere, bütün kalemler güçlü. En zor meseleleri en kolay sunabiliyorlar. Sakife işlensin. O iki çıfıtın yaptıkları, artık açıkça söylensin.