Taasupların dinin kendisi olarak kabul ettirilmeye çalışıldığı bir dönemi yaşıyoruz. Esasen bu zihniyet yeni değil. Binlerce yıldır süregelen bir sürecin devamı...  Günümüzde ise bu maksada yönelik olarak Türk milletinin vergileri ile ayakta duran devlet kanalı bile açıkça kullanılıyor. Geçen akşam bu programlardan birine denk geldim.  Tereddüt içinde adeta ağızlarından çıkan her kelimeyi tartarak konuşan katılımcılar Gadir-i Hum olayına değinirken şunları söylediler: 
“Veda haccı dönüşünde Resûlullah halkı topladı. Çünkü insanlar Hz. Ali hakkında hoş olmayan şekilde konuşuyorlardı.  
Bunun üzerine Resullah insanlara dedi ki: ‘Ben kimin mevlası isem Ali de onun mevlasıdır.’ Burada Hz. Ali’nin halife ve imam olarak tayin edildiği iddiası Şia’nın varsayımından ibarettir. Sünniler ‘mevla’ kelimesini dost; Şia ise yönetici anlamında değerlendirmişlerdir.” Bu ifadeler apaçık bir gerçeği gizlemektir. Gadir hutbesinde Hz. Ali’nin imam tayin edildiği bir iddia veya varsayım değil koskoca bir hakikattir. 
Çünkü;  Resûlullah, halkı Gadir mevkiinde toplayıp iki buçuk saat süren bir hutbe irad ediyor. Her türlü dini, tarihi ve ilmi hakikati bir yana bıraksak ve sadece mantık yürütsek bile, “İki buçuk saat boyunca Allah Resûlü sahabeye ne anlattı” sorusuna bir cevap bulmamız gerekir. Yukarıdaki mantığa göre bu kadar süre boyunca Allah Resûlü sadece “Ali sizin mevlanızdır” sözünü tekrar edip durmuştur. 
Ekranlara çıkıp ahkam kesenler hutbenin içeriğini açıklamaktan niye çekiniyorlar? Yıllardır bu işi yaptıklarını, hiçbir taassup taşımadan konuya yaklaştıklarını iddia edenler eğer hutbenin tamamını bilmiyorlarsa en kısa zamanda öğrenmeli ve ondan sonra konuşmalıdırlar. Yok eğer biliyorlarsa o zaman hakikati gizleyerek ciddi bir vebale girmektedirler. 
İki yüz yirmiden fazla âlimin eserlerinde zikrettiği Gadir hutbesinin tam metnini ilahiyat profesörü sıfatı taşıyan kimselerin bilmemesi nasıl mümkün olabiliyor, o ayrı bir soru işareti… 
Taassub sahibi olmayan, sadece ilim adına hareket eden ve Türkçe okuyup yazabilen her insan hutbede İmam Ali’nin halife olarak tayin edildiğini kabul etmek durumundadır. Bu iki kere ikinin dört etmesi kadar net bir olaydır. 
Hutbenin 7 ayrı yerinde üzerine basarak Allah Resûlü, “Ali Benden sonra sizin imamınız, idarecinizdir” buyurmuştur. Sadece İmam Ali değil, Hz. Ali’nin soyundan gelen tertemiz imamlar da insanların idarecileri olarak tayin ve ilan edilmişlerdir. 
Bu dini olduğu gibi, aynı zamanda tarihi bir vakıadır.. 
Kaynaklarda bütün ayrıntıları ile yer almıştır. 
Kaldı ki, İmam Ali’nin velayeti ayetle sabittir: 
“Ey Peygamber, Sana indirileni tebliğ et, eğer Sana indirileni tebliğ etmezsen onun elçiliğini yapmamış olursun ve Allah, Seni insanlardan korur. Şüphe yok ki Allah, kâfir olan kavmi hidayete erdirmez.” (Maide, 67).  
Allah Resûlü bu ayetin nazil olması üzerine sahabeyi topluyor ve Gadir hutbesini irad ediyor. Ayette Allah Resûlüne emir buyurulan vazife, İmam Ali’nin hilafetini halka ilan etmesidir. Hutbenin ardından Maide suresi 3. ayet nazil olmuştur: 
“Bugün sizin dininizi kemale erdirdim. Ve size din olarak İslam’ı seçtim.” 
Demek ki velayetin ilanıyla birlikte din kemale ermiştir. 
 Öte yandan, “Sünniyim” diyen ilahiyat profesörleri Sünnilik hakkında tek bir ayet, tek bir hadis gösteremezler. Çünkü ben beş yıldan fazla bir zamandır bu konu hakkında araştırma yapmış bir kişi olarak Sünnilik hakkında tek bir ayet veya hadise rastlamadım. Konunun uzmanları da bana Sünnilik hakkında hiçbir ayet ve hadis olmadığını ifade ettiler. Nitekim bahsettiğim programa katılanlar da Sünnilik nedir sorusunun cevabını verememişlerdir. Eğer bir tarif yapmak istersek en açık ifadesiyle  Muaviye ve Yezit’in hayat tarzının adıdır Sünnilik. 
Ehl-i Sünnet imamlarını da bu noktada doğru değerlendirmek gerekir. Ehl-i Sünnet imamlarının hepsinin hayatı Ehl-i Beyt’i ve Ehl-i Beyt’in haklarını savunmakla geçmiştir. İmam Azam kendisine yapılan bakanlık teklifini reddetmiş, her zaman Ehl-i Beyt’in müdafaasını yapmıştır. İmam Şafii Ehl-i Beyt’in savunuculuğunu yaptığı için on beş yıl zindanda kalmıştır. 
İmam Malik, Muaviye’nin iman ile bu dünyadan gitmediğini ifade etmektedir.  
İmam Gazali ise hilafet konusunda şunları söylüyor: 
“Hilafet konusunda delil bütün açıklığıyla ortaya çıktı. Konu aydınlandı. Cumhur (Müslümanların tamamına yakın çoğunluğu) Gadir-i Hum hutbesindeki hadisin metninde şeksiz şüphesiz tam icma ve ittifak ettiler. Orada Resûlullah şöyle buyuruyor; ‘Ben kimin idarecisi isem Ali de onun idarecisi ve velisidir.’ Dolayısıyla icmaya ve icma ile sabit naslara aykırı olarak teviller üretmek bâtıldır. Eğer onun (Hz. Ebubekir’in) hilafetini kurtarmak için icma hasıl olmuştur derseniz şüphesiz bu da doğru değildir. Çünkü onun hilafetinde icma yoktur. Nasıl olsun ki?  
Hz. Abbas ve evlatları, Hz. Ali ve zevcesi Hz. Fâtıma ve evlatlarının hiçbirisi biat halkasında bulunmadılar. Dahası Sakife’de bulunanların bile birçoğu muhalefet ederek oradan ayrıldılar.” (İmam Gazali, Sırru’l-Alemeyn ve Keşf-i Ma fi’d-Dareyn, s.16, 18). 
İlahiyat konusunda uzman olduğunu iddia eden kimselerin yukarıdaki hakikatleri bilmemeleri,  hakkında yüzlerce ayet ve bir o kadar hadis bulunan Ehl-i Beyt konusunda bilgi sahibi olmamaları  mümkün değildir. Burada kasıtlı bir şekilde gerçeklerin gizlenmesi söz konusudur. 
Tarafsız televizyonculuk hakikatleri tam olarak ortaya koymayı gerektirir. Devletin kanalında eksik ve yanlış birtakım ifadeler ard arda sıralanarak zaten bu konularda cahil olan halkımıza servis ediliyor. Burada maksat bir anlamda güneşi balçıkla sıvamaya çalışmaktan başka bir şey değil. Ama nafile… Epey zamandan beri Yeni Mesaj gazetesinin organizasyonluğunda devam eden “İslam Dünyasını Kuşatan Fitneler ve Tevhidin Merkezi Ehl-i Beyt” paneller serisi büyük ses getirmiştir. 
Getirmeye devam etmektedir.  İnsanımız gerçekleri ve gerçek olarak yüzyıllardır bize dayatılan taassup ve yalanları apaçık görmüştür. Ve görmeye de devam etmektedir. 
Çünkü güneş balçıkla sıvanamaz.  
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100