Cenab-ı Hak, İnşirah suresinin 1. ayetinde, “Biz senin kalbini yarmadık mı Muhammed’im?” buyurur.
Sahabe-i kiram, “Ey Allah’ın Resulü, kalbin yarılıp açılması nedir?” diye sorar. 
Allah’ın Sevgilisi, “Kalbin yarılması, Allah’ın nazarının o kalbe naklidir, intikalidir. Allah’ın o kalbe tecelli etmesidir. Allah muhabbetinin ve korkusunun kalbe girmesidir. Kısaca kalbin İslam olmasıdır” buyurur.
“Sünnet” isimli eserinde Prof. Dr. Haydar Baş Bey, bu ayet hakkında şöyle diyor: “Peygamberi aradan çıkarıp okuduğunda bunu nasıl izah edeceksin? Peygamber izahı olmadan hiçbir şeyin izahı yapılamaz. İslam’ı doğru anlamak ve yaşamak için Peygamberi anlamak gerekir.”
Peygamberimizin geliş gayesi için ayette şöyle buyurulur: “Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi tezkiye eden/kötülüklerden arındıran, size Kitabı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi size öğreten bir Resul gönderdik.” (Bakara, 151).
Hz. Peygamber, Allah’ın ayetlerini okuyan, kötülüklerden arındıran ve hikmeti talim eden olarak vasfediliyor.
Demek ki, O olmadan bunların yapılmasına imkan bulunmamaktadır.
Allah Resulü, “Beni Rabbim terbiye etti. Ne güzel terbiye ile terbiye eyledi” buyuruyor.
Hiçbir ilim muallimsiz öğrenilemez. Hz. Peygamberi yetiştiren ise bizzat Cenab-ı Hak.
Bu sebeple örneğimiz O.
Yine Peygamberimiz, “Allah’ın ahlakı ile ahlaklanınız” buyuruyor.
Prof. Dr. Haydar Baş Bey, geçen hafta iki yazısında birbirlerinden ve yaşadığı hayattan şikayet eden, adaleti arayan insanı yazdı.
Kişinin etrafından ve toplumdan şikayetlerinin sona ermesi için güzel ahlak vasıflarına bürünmesinin tek şart olduğunun altını çizdi.
Biz de bu ölçüden hareketle, Peygamber ve Allah dostlarının güzel ahlaktaki vesile olmalarının önemine değinelim.
Peygamberimiz nefis tezkiyesine, Allah’a yürümeye vesiledir. Peygamberden sonra da, görüldüğünde Allah’ın hatırlandığı Allah dostları vesiledirler.
Onun için “Onlar Allah’ın hidayet ettiği kullardır. Onların hidayetine uy” (En’am, 90) buyurulur.
Onlara tâbi olmak, onları düşünmek elbette kul ile Allah’ın arasına başka bir şeyin girmesi demek manasına gelmiyor.
Allah, “Adem’e secde edin” derken “ona tapın” demek istemedi. “Ben ona nefha ettim, yani ruhumdan üfledim” buyruğu gereği, melaike-i kirama, “Ondaki toprak kalıba değil, O’ndaki ruha yani Hakka secde edin” denmek istenmişti.
İşte vesile olan kişilere tâbi olunması da aynı bu manadadır.
Ve İslam vesilesiz anlaşılamaz, yaşanamaz.
Güzel ahlak sahibi insanlar da ancak vesile olanların eli ve nazarı ile yetişirler.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Servet balcı 2017-07-10 00:17:37

Allah'ım bize Bahşettiğin en güzel Vesile Hocamızın Elini ve Nazarını üstümüzden eksik etme.

banner100