Duvardaki takvim zaten tükenmişti, onu indirdik yenisini astık, takvim yeni, yıl yeni, bakalım hayatımızda ne tür yenilikler olacak.
Şimdilik değişen bir şey yok.
Banka kredisi ile aldığım inekler, her nedense bilemiyorum Gürcistan’dan gelen ithal samanı beğenmiyorlar, oldukça nazlanarak yiyorlar.
Halbuki biz, senin geçen gün şeherin marketinden alıp gönderdiğin Kanada mercimeğinden yapılan çorbayı, Çin pirincinden pişirilen pilavı gayet iştahla yedik.
Fakat şunu da söylemeden geçemeyeceğim, yine senin gönderdiğin ithal kuru fasulye resmen ot tadındaydı, yerli fasulyenin yanından bile geçmemiş. İthal fasulyenin yemeğini tadınca bizim ineklere hak verdim, acaba sabah-akşam önlerine koyduğumuz ithal saman da böyle bir şey midir diye hep düşünüyorum.
Oğlum!
Geçen hafta Sırbistan’dan ithal edilen etten alıp göndermiştin hani, onu da birkaç gün beklettikten sonra attık, yiyemedik, ne bileyim içim almadı, midem kaldırmadı, Sırbistan deyince biz hep Sırplar tarafından hunharca katledilen on binlerce Bosnalı Müslümanı hatırlarız.
Sırbistan’dan et, Gürcistan’dan saman halimiz yaman, ufuklar duman, aman Allah’ım aman.
Geçenlerde bir namaz sonrası caminin kapısında komşularla dertleşirken, işte bu ithal et, ithal saman, ithal hububat ürünlerinden söz açıldı, bizim muhtar ne dese beğenirsin?
“İşte güçlü iktidar dediğin budur, vatandaşına et mi lazım, ta Sırbistan’dan getirir, saman mı lazım ta Gürcistan’dan ithal eder, pirinç mi lazım gider Çinden-Maçinden getirir.”
Dedim ki muhtar hele dur; biz ilkokulu beraber okuduk değil mi? O yıllarda özellikle tarım ürünlerinde kendi kendine yeten yedi ülkeden biri olmakla övünüyorduk öğle değil mi? Daha doğrusu kitaplarımız öyle yazıyordu, öğretmenlerimiz de öyle anlatıyordu. Sosyal Bilgiler öğretmenimizin hemen her dersin başında tekrarladığı cümleyi senin de hatırlaman lazım, ne diyordu:
“Çocuklar! Asla unutmayın, tarım ürünleri çok hayati ürünlerdir, bir ordu silahsız savaşa bilir ancak aç karnına savaşamaz, elin adamı bugün size mesela buğdayı ucuz verebilir ama yarın bir savaş durumunda ya hiç vermez ya da babasının fiyatını ister, onun için çok çalışıp Hz. Yusuf’un talimatı gibi dağı-taşı ekeceksiniz.”
Muhtar elini vicdanına koy, ondan sonra konuş. Şimdi ne oldu ki, iğneden ipliğe her şeyi ithal eder hale gelmekle övünüyoruz?
Sırbistan’dan et, Gürcistan’dan saman, Kanada’dan mercimek, Çin’den pirinç sarımsak Hollanda’dan inek ithali ne demek? Bunun neresinde güç, neresinde beceri var Allah aşkına?
Oğlum! Halimizden sorup-sual edersen, şimdilerde gerçekleri gizlemek, gerçekleri saptırmak gayet normal karşılanan bir huy halini aldı.
Adamlar; “Bizim parti iktidar/Sorguya ne gerek var” deyip devam ediyorlar.
Hal böyle böyle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner137