1969 yılında Kazakistan’ın Almatı şehri yakınlarında bir inşaat esnasında tesadüfen bulunan kurganda Türk tarihinin en önemli kültür buluntularına ulaşıldı.  Altın Elbiseli Adam ve sapsız gümüş bir kepçe bize ciltlerce kitaptan daha fazlasını öğretti. 
Gümüş kâse üzerinde Türklerin kullandığı alfabe ile:
“aga sana acug! bez, çök / bugun içre pazua” yani  “ağabey sana bu ocak, yabancıyı dize getir, yen / halkta yiyecek bol olsun” 
Yazıları okununca öncelikle Türklerin ilk yazıyı 7. yüzyılda dikilen Orhun kitabelerinde değil de M.Ö 500 yıllarına tarihlenen bu kâsede olduğu bilgisine ulaşıldı. Bu Türk kültür tarihi açısından tam bir dönüm noktasıdır. Demek ki Türkler ta o zamanda okuma yazma bilen ileri derecede bir topluluktu. Aynı zamanda kendilerine has bir alfabe kullanmışlardır. O zamanın şartlarında alfabe sahibi olan medeniyet sayısı bir elin parmaklarını geçmezdi. Bir görüşe göre Orta Asya’da keşfedilmeyi bekleyen yüzlerce eski Türk yerleşimi mevcuttur. Bu yerleşim yerlerinin kazı yapılarak ortaya çıkarılması halinde bulunacak binlerce obje bizlere Türk tarih medeniyet ve kültürüne daha kuvvetli bir projeksiyon tutacaktır.
Türklerin ata yurdu olarak kabul edilen kadim topraklar bugün maalesef Çin sınırlarında yer almaktadır. Bu tip çalışmaların yapılabilmesi için tarihimizin Osmanlı’dan ibaret olmadığı kabul edilmelidir. Millet olarak tarih deyince sadece Osmanlı’yı anlıyoruz. Hâlbuki 5000 yıllık bir tarihten bahsediyoruz. 
Gümüş kepçenin verdiği mesajlar çeşitli şekillerde yorumlanabilir. Türklerin devlet idaresine bakışları, halkın geçimi konusunda gösterdikleri hassasiyet ve düşman tanımları kepçenin 2500 yıllık nasihatleri olarak göze çarpıyor. Mesajı tersten okursak, “halka yiyeceği bol verirsen düşmanlarını yenebilirsin işte o zaman ocağına yani yurduna sahip çıkabilirsin” anlamı rahatlıkla çıkar. Ama mesajın en çarpıcı ve olmazsa olmaz nirengi noktası “halkta yiyecek bol olsun” İşte bu cümle aslında her şeyi özetliyor. 
Oğuz Kağan nasıl fakirliği suç kabul ediyorsa, Atatürk nasıl “savaşta elde edilen başarılar ekonomik zaferlerle taçlandırılmadıkça bir anlam ifade etmez” diyorsa günümüzde bu çizgiyi takip eden Prof. Dr. Haydar Baş, Milli Ekonomi Modeli’nde hem gümüş kepçe üzerindeki mesajı, hem Oğuz Han’ın asırlar önceki sözünü hem de Atatürk’ün vizyonunu ortaya koymuştur. Yani Prof. Dr. Haydar Baş, geçmişten günümüze her şartta bu milletin kendisini temsil eden savunan ve tatbikatını gösteren yegâne liderdir. 
Bugün İslam dünyası ve Türk dünyası kabul etsek de etmesek de bu liderlik vizyonundan mahrumiyetin sıkıntı ve belalarını yaşıyor.
Eğer 2500 yıl önce Orta Asya’da hüküm süren Türk hakanlarının çizgisini de uygulamalarını da törelerini de Prof. Dr. Haydar Baş temsil ediyorsa o zaman hakiki milliyetçi, hakiki başbuğ ve gerçek hakan kimdir sorusu otomatikman cevabını bulmuş demektir. Hakan olmanın en birinci kuralı gümüş kepçede yazılıdır. Halka yiyeceği bol veren MEM’in sahibi bu unvanı fazlasıyla hak ediyor. Halktan yiyeceğini çalan Kapitalizmi takip edenler, Hakan değil ancak Camoka olabilirler. 
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100