Başlık biraz tuhafınıza gitmiş olabilir ama makaleyi okuyunca ne demek istediğimi anlayacaksınız. Helal ürün sektörü konusunu araştırmak şu ana kadar pek gündemimde olmamıştı. Çünkü zaten bir ürün alırken, gıda olsun başka bir şey olsun üzerinde yazan “helal” ifadesine göre değil, helal olduğunu bildiğimiz ürünleri ve tanıdığımız yerlerden tercih etmeye çalışıyoruz.
Her gördüğümüz fesliyi, sarıklıyı, sakallıyı hoca zannetmememiz gerektiğini günümüzdeki örneklerinden net bir şekilde öğrendiğimiz gibi, bir ürünün üzerinde “helal” yazmasının da onu helal yapmayacağını biliyoruz.
Yüzde 99 Müslüman olduğu ifade edilen Türkiye’de, kendilerini muhafazakar olarak tanımlayan siyasiler, domuz etini kasaplık hayvan statüsüne alabiliyor, Bosna katili Sırp kasabından lop et ithal ediyor ve kendisine Müslüman’ım diyenler buna hiçbir tepki vermiyorsa, ürünlerin üzerinde “helal” yazması elbette ki çok fazla bir şey ifade etmeyecektir.
Türkiye’dekiler için böyle de dünyada helal ürün pazarını kapma telaşında olan Haçlı küresel sermayedarlar için farklı mı?
İslam coğrafyasını talan edenler, Müslüman’ın kanıyla tarih yazanlar, “Müslüman eşittir terörist” imajını oluşturabilmek için dünyanın dört bir tarafından topladıkları katilleri Müslüman gösterenler, onları besleyenler, büyütenler bugün helal ürün sertifikası alarak, ürünlerin üzerine “helal” yazarak kendilerine yeni pazarlar açmanın derdine düşüyorlarsa, elbette ki üzerinde “helal” yazan bir ürün gördüğümüzde hiçbir anlamı olmayacaktır.
Geçtiğimiz hafta Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi’nin helal ürün sektörüyle ilgili yaptığı açıklamadan sonra bu konuyu biraz araştırma gereği duydum. Zeybekçi, yaklaşık 4 trilyon dolarlık helal ürün pazarının yüzde 80’inin gayrimüslim ülke firmalarında olduğunu belirterek, “Helal ürünlerin sadece belgelendirme pazarının büyüklüğü ise 6 milyar dolar. Bu pazarlara Türkiye ve diğer Müslüman ülke kuruluşlarının yer alması gerektiğini düşünüyoruz” dedi.
Üzerinde “helal” yazan, yani inancımıza göre yenilebilecek, kullanılabilecek ürün olarak belgelenen ürünlerin yüzde 80’inini gayrimüslimler (Hıristiyan ve Yahudiler) üretiyor.
Güney Marmara Kalkınma Ajansı (GMKA) Genel Sekreteri Mustafa Gündoğan, ABD’den Çin’e, İsviçre’den Güney Afrika’ya kadar birçok ülkede helal sertifikası veren kuruluş olduğunu, Müslüman tüketicilere hitap eden helal sertifikalı gıdaların % 80’inin üreticilerinin gayrimüslimler olduğunu ve ABD’de 12 eyalette helal gıda kanunu çıkarıldığını belirtmişti.
ABD, AB ülkeleri, Japonya, Brezilya, Avustralya, Güney Kore, Filipinler, Tayland, Singapur, Kanada, Çin gibi gayrimüslim, hatta Budist, ülkeler 4 trilyon dolarlık helal pazarından pay alabilmek için kıyasıya çalışıyorlar.
Gıda ve İhtiyaç Maddeleri Denetleme, Sertifikalama ve Araştırma Derneği (GİMDES) Teknik Kurul Başkanı Ahmet Cengiz de, “Dünyadaki helal ürün pastasında bırakın Türkiye’yi dünyadaki toplam Müslüman ülke firmalarının payı aşağı yukarı % 14 civarındadır. Bu rakam çok küçük bir rakamdır” ifadelerini kullanmıştı.
Zeybekçi, açıklamasının devamında “Helal” kavramının dini yanı olmakla birlikte uluslararası ticaretin önemli dinamikleri arasında yer aldığını belirtti ve 2 milyara yakın Müslüman’ın yanı sıra temiz ve güvenli olduğu için helal ürün ve hizmetleri tercih eden gayrimüslimlerin de bulunduğuna işaret etti. 
4 trilyon dolarlık en az 2 milyar nüfusa hitap eden devasa bir pazar, din üzerinden yürütülen ve gayrimüslimlerin kontrolünde ve hakimiyetinde olan bir ticaret…
“Din ticarete nasıl alet edilir?” sorusunun cevabı bu olsa gerek… Bir kez daha din önemli bir pazarlama unsuru haline indirgendi, hem de küresel ölçekte… Sayın Zeybekçi, Türkiye’nin, bu pazarda söz sahibi olması gerektiğini söyledi, güzel söyledi ama emin olun ki bu sahada Müslüman’a, özellikle de Müslüman Türk’e ekmek yedirmezler.
Zeybekçi’nin şu ifadesi, bizlerin üzerinde “helal” yazan ürünlere güvenmememiz gerektiğini ortaya koyuyor: “Helal kavramının ne olduğunu bile bilmeden helal logosu kullanılıyor.”
Türkiye gerçekten tam bağımsız olabilirse, milli bir politika hayata geçirebilirse ancak gıda güvenliğini sağlayabilir ve de gerçek helal ürünleri milletine temin edebilir.
Borca dayalı üretim ve tüketim anlayışı, beraberinde borç verenlerin talimatları doğrultusunda gıda ve ürün ithalatını da beraberinde getirmektedir.
Bir liderin dini ve milli hassasiyeti varsa milletinin inancını özgürce yaşabileceği bir ortam oluşturur. Helal gıdaya erişim de bir Müslüman’ın temel inançlarındandır. Zira Hz. Peygamber, Necranlı Hıristiyanlara, “Domuz eti yediğiniz için Müslüman değilsiniz” demiştir.
Müslüman Türk milleti olarak gerçekten helal ve sağlıklı gıdaya, ürünlere kavuşmak mı istiyoruz bunun yolu da Prof. Dr. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli’ni iktidar yapmaktır.
Çünkü bu Model’de para borç değil, millidir; tarım ve hayvancılık millidir, stratejiktir, hiçbir şekilde milletin sömürülmesine asla müsaade edilmeyecektir.
MEM’de ürünlerin etiketi değil, kendisi “helal” olacaktır.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Mehmet Ali Gunaydin Karabük 2017-11-23 12:52:51

Eline sağlık güzel insan

Avatar
abdullah mert 2017-11-24 00:36:38

konu yiyebilene helal olsun

banner122

banner121