Hz. Fatıma annemiz, ölünceye kadar İslam inancının anlaşılması ve yaşanması için mücadele etmiş; babası Resûlullah’ın rıhletinden sonra İslam toplumunda başlayan sapmalara karşı da tavrını koymuştur. Ve bizlere örnektir.

Elbette yaşamından en önemli örnek, Hz. Ali’nin hakkı olan hilafetin gasp edilmesi, babasının işaret ettiği kişiden alınarak ehil olmayanlara verilmesine olan tepkisi idi.

Allah’ın emrine ve Resûlullah’ın sünnetine aykırı hareket edenlere karşı başlatılmış müthiş bir savaştı ve Hz. Fatıma bunu bizce kazanmıştır.

Zira hilafet konusu da, aynı günlerdeki Fedek hurmalığı konusu da halen konuşulmakta, tartışılmaktadır.

Takındığı tavır, O’nun halifeye karşı, evlatları ve eşi ile kazandığı bir siyasi zaferdir.

Ben-i Sakife’de başlayan yanlışın bugüne kadar hatırda tutulması, O’nun babasından sonra yaptığı konuşmalara da bağlıdır.

Biz, Fedek konusunu işleyelim. Zira Fedek konusundaki yanlış, hilafetin gaspı gibi Hz. Peygamberin emirlerine karşı bir harekettir.   

Aişe diyor ki:

“Fatıma (a.s.) Ebu Bekir’e haber göndererek Resûlullah’ın (s.a.v.) mirasından payına düşenleri istedi. Fatıma (a.s.) o sırada Medine’de, Fedek’te ve Hayber hurmasından Resûlullah’ın (s.a.v.) payına düşen kısımları istiyordu.

Ebu Bekir şu karşılığı verdi: ‘Resûlullah (s.a.v.), biz peygamberler miras bırakmayız. Bizden geride kalan mal sadakadır. Âl-i Muhammed bu maldan sadece yiyebilir, buyurmuştur.’ 

Böylece Ebu Bekir, Resûlullah’ın (s.a.v.) mirasından Hz. Fatıma’ya (a.s.) bir pay vermeyi kabul etmedi.”

Hz. Peygamber henüz hayatta iken Fedek hurmalığını “yakınlarına hakkını ver” ayeti nazil olduktan sonra Hz. Fatıma’ya vermiş olmasına rağmen, vefatından 10 gün sonra Fedek arazisi elinden alınmıştır.

Bundan sonra İmam Ali (a.s.) mescidde bulunan Ebu Bekir’in yanına geldi ve şöyle dedi: “Ey Ebu Bekir! Niçin Fatıma’ya (a.s.) Resûlullah’tan (s.a.v.) kalan mirasını vermiyorsun? Fatıma, Resûlullah (s.a.v.) yaşarken bu araziye sahip olmuştu.”     

Ebu Bekir ona şu karşılığı verdi: “Burası Müslümanlara kalan bir ganimettir. Resûlullah’ın (s.a.v.) burayı kendisine verdiğine dair şahit getirmesi gerekir. Aksi halde buranın üzerinde bir hak iddia edemez.”

Bunun üzerine Emirü’l-Müminin Ali (a.s.) şöyle dedi: “Ey Ebu Bekir! Sen bizim hakkımızda, Müslümanlar için verdiğinden farklı bir hüküm mü veriyorsun?”

Ebu Bekir, “hayır” dedi.

Ali (a.s.) şöyle dedi: “Müslümanların elinde sahip oldukları bir şey varsa, ben gelip bu şey üzerinde hak iddia etsem, kimden belge istersin?”

Ebu Bekir, “Senden isterim” dedi.

Bunun üzerine Hz. Ali (a.s.) şu karşılığı verdi: “Öyleyse şu anda elinde bulunan, üstelik Resûlullah’ın (s.a.v.) zamanından O’nun ölümünden sonraya kadar sahip olduğu bir arazi ile ilgili olarak ne diye Fatıma’dan (a.s.) belge istiyorsun? Niçin Fatıma’nın (a.s.) elinde bulunan bu arazi üzerinde hak iddia eden Müslümanlardan, tıpkı benden istediğin gibi belge ve şahit istemiyorsun?”

Ebu Bekir bir şey söylemeden öylece susup kaldı.

Bunu gören Ömer şöyle dedi: “Ey Ali, bizimle konuşmaya son ver. Çünkü senin sunacağın kanıtlara karşı koyabilecek güçte değiliz. Ya adil şahitler getirirsin ya da orası Müslümanlara kalmış ganimettir; Fatıma’nın da, senin de orada herhangi bir hakkınız yoktur.”

İmam Ali (a.s.) şöyle dedi: “Ey Ebu Bekir! Allah’ın Kitabı’nı okuyor musun?”

“Evet” dedi.

“Peki bana, ‘Allah ancak siz Ehl-i Beyt’ten her türlü kötülüğü uzak tutmak ve sizi tertemiz kılmak ister’ ayetinin kimin hakkında indiğini söyler misin? Bizim hakkımızda mı yoksa başkalarının hakkında mı inmiştir?” dedi.

“Tabii ki sizin hakkınızda inmiştir” dedi.

Bunun üzerine Ali (a.s.) şöyle dedi: “Bazı kimseler, Resûlullah’ın (s.a.v.) kızı Fatıma’nın (a.s.) hayâsızca bir davranışta bulunduğuna dair  şahitlik etseler, Fatıma’ya (a.s.) ne yaparsın?”

Ebu Bekir, “Diğer kadınlara uyguladığım gibi ona da had cezası uygularım” dedi.

Ali (a.s.) şöyle dedi: “O zaman Allah’ın katında kafirlerden olursun.”

Ebu Bekir, “niçin” dedi.

Ali (a.s.) şöyle cevap verdi: “Çünkü, Allah’ın onun tertemiz olduğuna dair tanıklığını reddetmiş, şahitlerin onun aleyhindeki şahitliklerini de dikkate almış olursun. Tıpkı Allah’ın hükmünü ve Peygamberin (s.a.v.)

Fedek’i Fatıma’ya (a.s.) ait kılan hükmünü reddedip, onun Müslümanlara kalmış bir ganimet olduğunu iddia ettiğin gibi. Oysa Resûlullah (s.a.v.), ‘Belge getirmek iddia sahibine,  yemin etmek de inkar edene aittir’ buyurmuşlardır.”

Ayetlerden oluşan bu delillere rağmen fikrini değiştirmeyen Ebu Bekir’e karşı Hz. Fatıma önce onunla konuşmama kararı aldı. Bu karşı duruş, mal hırsından olmayıp; hem seçilen halifeye, hem de onun icraatlarına karşıdır.

Hz. Fatıma (a.s.) mescidde yaptığı konuşmada, Hz. Ali’nin (a.s.) üstün vasıflarını ve Resûlullah’ın (s.a.v.) kardeşi olduğunu özellikle hatırlatmıştı. Bunlara rağmen tavrı değişmeyen Hz. Ebu Bekir ve Ömer’le ölene kadar konuşmamış; hasta yatağında Hz. Ali’nin ısrarı ile yüzünü duvara dönerek dinlemiştir. (Prof. Dr. Haydar Baş’ın, Hz. Fatıma eserinden derlenmiştir).

Hz. Fatıma’nın mücadelesini verdiği emirlere uymak ve sünnetlere riayet bizler için de geçerli ise; Ehl-i Beyt’e sahip çıkmaya, haklarını savunmaya bizler de mecburuz demektir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Satı Demir 2017-08-27 02:43:33

Haydar baş beyin söylediği gibi büyük haksızlık yapılıyor hazreti Fatıma annemize karşı. hakkı olanı elinden alınıyor .günümüzde de aynısı yapılıyor

Avatar
Mehmet.ali 2017-08-28 12:33:55

Yazılarımızdan faydalaniyoruz teşekkürler

banner100