Son dönem gazetelerde, televizyonlarda çıkan haberleri şöyle bir hatırımızdan geçirelim. Hocaların(!) asansörlü, ketçaplı, battaniyeli fetvaları, kadın cinayetleri, çocuk istismarları, dolandırılanları dolandıranlar, nefret söylemleri, milli değerleri sorgulamalar, v.s...
Çiftlik Bank mağdurlarını arayıp ‘500 lira verin paranızı kurtarayım’ diyen adamın 1700 küsur kişiyi dolandırdığı haberi yansıdı mesela basına. Jet kazasında ölen kızlara ‘Oh olsun!’ diyenleri gördük sosyal medyada. Her akşam haberlerde UBER’cilerle ticari taksicilerin kavgalarını, saldırmalarını, tehditlerini izliyoruz. İstiklal Marşı’nı tartışıyoruz, İslam’ın güncellenmesini tartışıyoruz. Yapılan yorumlar karşısında hayrete düşüyoruz. Milli manevi değerlere saygısı kalmayan, inancı olmayan ne de çok insanımız olduğunu fark ediyoruz. Biraz daha öncesinde 700 bin liralık saatleri konuşmuştuk bu ülkede. ‘Helal olsun!’ diyenler hiç de az değildi. Daha da neler sayabiliriz neler...
Bütün bunlar bana İbn-i Haldun’un Mukaddime adlı eserinde ortaya koyduğu "toplum ve devlet" teorisini hatırlattı. İbn-i Haldun bu eserinde ‘ideal toplum nedir?’ ya da ‘en iyi devlet nasıl olmalıdır?’ sorularının cevabını ortaya koymamıştır. Olması gerekeni değil, olanı açıklamayı amaçlamıştır. Mukaddime’de; toplumsal düzenin temellerini, siyasal iktidarın ortaya çıkışını, niteliğini ve gelişimini belirleyen yasaları incelemeye ve kanıtlamaya çalışmıştır.
İbn-i Haldun eserinde bir devlete ortalama 120 yıl ömür biçer ve devletin geçirdiği beş aşamayı şöyle adlandırır: 1- Kuruluş Dönemi, 2- Egemenliğin Kişiselleşmesi Dönemi, 3- Refah ve Büyüme Dönemi, 4- Duraklama Dönemi,
5- Yıkılış Dönemi.
Devletlerin yıkılışının nedenlerini de yalnızca askerî güçlerin zayıflamasına bağlamaz. Bir devleti yıkılışa sürükleyen nedenleri üç başlıkta toplar. Birinci neden; hükümdarın egemenliği tekeline alması, ikinci neden; ekonominin bozulması, israfın çok olması ve devletin gelirlerinin giderlerini karşılamaması, üçüncüsü ise; kentsel yaşamın devleti yönetme yeteneğini köreltmesi, yozlaşmaya ve ahlaki çöküntüye neden olması. ‘Çünkü kent yaşamı, zamanla kırsal yaşam biçiminin azla yetinen, sade ve cesur halini ortadan kaldırır, özveriyi, birlik, beraberliği yok eder, gelenek ve görenekler unutulur. Oysa devlet, kırsal yaşam biçiminin unutulan bu erdemleri sayesinde kurulmuştur’ der yazar kitapta.
İbn-i Haldun’un çok eleştirildiğini, Müslüman alemiyle çatıştığını da söylememiz gerekir. Düşünürün bu fikirlerine katılırsınız ya da katılmazsınız ama bu sonuçlara, birçok devletin tarihini araştırarak ve gözlemleyerek vardığını söyler. Zira Roma İmparatorluğu’ndan tutun da Endülüs Emevileri’ne hatta Osmanlı’ya kadar haklı olduğu birçok yön olduğunu söyleyebiliriz. En önemlisi de İbn-i Haldun’un bunları anlatırken determinist bir bakış açısı getirmesidir. Yani kötü gidişatın sebepleri araştırılır, bulunur ve ortadan kaldırılırsa ya da belirtilen hatalara düşülmezse devletin çok uzun yıllar hüküm sürebileceğini de ortaya koyar. 
Bu sebepler içerisinde ekonomi ve kırsal yaşamdan kopma -ki bu kopuşun nedeni de genelde ekonomiktir- çok ciddi sebeplerdir. Dolayısıyla birlikte ele alınmalıdır. Şehir hayatına uyum sağlayamayan, kalifiye olmadığı için tatminkar bir kazanç elde edemeyen, dolayısıyla kolay yoldan para kazanma yolları arayan insanlar dolandırılmaya müsait hale geliyorlar. Bunun yanı sıra; köylü nüfusun azalmasıyla üretim azalıyor, tarım ve hayvancılık bitiyor, şehre göç edenler işsizliği tetikliyor, her türlü ürün ithal edilmeye başlanıyor, cari açık büyüyor. Cebinde parası olmayan halk her türlü istismara açık hale geliyor, çünkü iyi bir eğitim de alamıyor ve cahil kalıyor. Hayat standartları çok düşük oluyor. Yani bütün bu durumların hepsi birbirine bağlı. Ama çözümsüz değil.
İbn-i Haldun eğer bu devirde yaşasaydı Mukaddime adlı eserinin sonuna bir de çözüm bölümü ekler ve bahsettiği bu sorunların hepsinin tek çözümünün Prof. Haydar Baş’ın Milli Ekonomi Modeli olduğunu söylerdi diye düşünüyorum. Çünkü MEM, sadece ekonomik bir çözüm olmanın ötesinde aynı zamanda sosyal, psikolojik ve siyasi çözümler de sunan, hem halka, hem devlete, hem yönetenlere, hem yönetilenlere çözüm olan gelmiş geçmiş tek tezdir. Ayakları yere basan, devletine bağlı vatandaşların yaşadığı güçlü devletin formülüdür. İbn-i Haldun yaşadığı dönem itibarıyla bu tezi görememiş ve çözümü bulamamış olabilir ama bizler çözümün devrinde yaşıyoruz. O yüzden çok şanslıyız ve bu kadar kafa yormamıza gerek yok. Sadece tezi iktidar etmemiz, mutlu ve refah içindeki insanlar olarak yaşamamız ve her anlamda güçlü bir devlet olmamız için yeterli.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.

banner100